30 Ağustos Zaferi Öncesi ve Sonrası
Yayınlanma Tarihi: Salı, 27 Ağustos 2019
DOĞUŞ POLAT
30 Ağustos Zaferi Öncesi ve Sonrası

 

 

 

Bugün günlerden Büyük Taarruz…

 

Bugün Büyük Taarruz'un 97. yıldönümü. Türk ulusunun elinde avucunda ne varsa kurtuluş için harcadığı son büyük hamlenin yapıldığı gün.

 

Size Büyük Taarruz'a ne şartlar altında hazırlandığımızı ve Kocatepe'den Afyon'a, oradan da Sincanlı ovası'na nasıl aktığımızı anlatayım.

 

İşte size Büyük Taarruz öncesi ve Büyük Taarruz sabahı...

 

Tarihler 17 Ağustos 1922'yi gösterdiğinde Mustafa Kemal Paşa, Ankara'dan gizlice ayrılıyor, önce Konya'ya, sonra da Akşehir'e  geçerek kurmaylarına resmen Büyük Taarruz'u tebliğ ediyordu.

 

26 Ağustos günü sabaha karşı Türk ordusu bütün kuvvetleri ile Kocatepe'den Afyon'a doğru saldırıya geçecek ve ivedilikle netice alınacaktı.

20 Ağustos sabahı ise Ankara gazeteleri Mustafa Kemal'in "Çankaya köşkü'nde bir davet vereceğini" yazıyordu.

 

Bütün dünya böylece Mustafa Kemal'in Ankara'da vereceği davete hazırlık yaptığını, Ankara'da olduğunu düşünürken, Mustafa Kemal zaman kazanıyor ve kurmayları ile görüşüp, Türk ordusunu denetleme fırsatı buluyordu.

 

Bu bir aldatmacaydı ve son derece gerekliydi.

Çünkü Türk milletinin atacak tek kurşunu, vurabilecek tek yumruk darbesi şansı vardı.

O yumruk düşmanın tam kalbine atılmalı,Yunan ordularına en kalabalık olduğunu yerden saldiracaktik. Atatürk planı acikladiginda harbiye doneminden strateji ogretmeni, bu çılgınlık cümlesi çıkıverdi ağzından. Bu planının başarısız olma olasılığı çok yüksek ki öyle olurda bu millet bizi asar dedi. Atatürk gülümseyerek başarısız olursak beni ön plana surersiniz beni asarlar müsterih olunuz dedi. İşte gercek gurur duyulacak başkomutan. Atatürk planı uzun uzun anlattıktan sonra tek cümle ile,düşman tek yumruk ile parçalanacak başka da yolu yok dedi.

 

İşte o yumruğun atılacağı yer Afyon'du…

Sakarya'da durdurduğumuz, bozduğumuz Yunan ordusu geri çekilmiş, Afyon'u merkez almak suretiyle büyük bir savunma hattı inşa etmişti.

Yunan ordusunda başkomutanlık mevkisi el değiştirmiş, sakarya meydan muharebesini kaybeden general papulas başkomutanlıktan alınmış, yerine georgios hacianestis getirilmişti.

Yunan ordusu'nun Afyon müstahkem mevkii komutanı ise general Trikupis'ti.

 

Trikupis dersini iyi çalışmıştı doğrusu.

Afyon, Kütahya ve Eskişehir tahkimatları mükemmeldi. başkomutan Hacianesti haziran 1922'de İzmir'den cepheye gelmiş ve 15 gün boyunca incelemelerde bulunmuş, hatta "tüm cepheyi dolaştım Mustafa Kemal adında bir komutana rastlamadım" diye gazetecilere küstahça röportajlar vermişti...

 

Aynı şekilde Yunan savunma hatlarını İngilizler de teftiş etmiş ve "mükemmel" bulmuşlardı.

 

İzmir'de bulunan İngilizlerin Atina askeri ateşesi albay Naire'nin yanında iki ingiliz istihbarat subayı ile cepheyi dolaşması ve sonucunda ingiliz dışişleri bakanlığına yazdığı rapor şöyledir;

 

cephede edindiğim izlenimlere göre, yunan askerlerinin genel durumu umduğumdan daha iyidir. askerler iyi giyinmişler, iyi besleniyorlar, haftada üç dört defa et veriliyor, açıkta asker yok, bütün askerler bir barınakta veya örtü altında kalıyorlar, silahları iyi ve bakımlı.

erler ile subaylar arasında iyi bir ilişki var.

askerler her zamankinden daha iyi eğitim görüyorlar. cephe tahkimatı olağanüstü...

 

İşte Büyük Taarruz öncesi Yunan tarafının durumu buydu.

İngilizler rahattı, Yunanlar rahattı...

hatta ve hatta Türklerin taarruz edebilecek durumda olmadıklarını düşünüyorlardı.

Esasen harp tarihine baktığımızda hakikaten de öyleydi.

günlük düzenli hava fotoğrafları da bunu kanıtlıyordu.

 

Türk ordusu Afyon müstahkem mevkiine 100 km mesafedeydi ve Afyon'a taarruz edecek büyüklükte bir askeri kuvvetin Yunanlardan habersiz yer değiştirmesi mümkün görünmüyordu...

 

peki nasıl oldu? ne oldu da 26 temmuz sabahı Kocatepe'den Afyon'a taarruza geçtik...

 

hiç şüphesiz ki Yunanların ve İngilizlerin bildiklerini Mustafa Kemal Paşa'da biliyordu.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi tek bir hamle yapma, tek bir darbe vurma şansı vardı.

Bu darbeyi de Yunan ordusu'nun merkezine, en kuvvetli olduğu yere yani Afyon'a yapmalı, Yunan ordusunu bölmeli ve tek hamlede kesin zaferi kazanmalıydı.

Aksi bir durum 1919'dan beri ilmek ilmek işledikleri kurtuluş planının bir hayal olması demekti.

 

İşte bu tek darbelik vuruş için Türk ordusu Afyon'un hemen yakınına kadar sokulmalı, topçularımız Afyon'a ateş kusacak mesafeye kadar gelebilmeliydi.

 

Mustafa Kemal Paşa işte 20 ağustos'ta Çankaya'da davet vereceği haberlerini bu yüzden yaptırmıştı.

Ankara'daki medya o zaman milli mücadele'nin bir parçası olmuş resmen. Milli çıkarlara uygun bir şekilde hareket ederek Büyük Taarruz hazırlıklarına zaman kazandırıyor ve düşman istihbaratı yanıltılıyor.

 

Ordumuz Afyon'a taarruz yapacak şekilde sevk edilmeliydi.

Mustafa Kemal Paşa bunu muazzam bir şekilde örgütlemişti.

İşte ordumuzun zafer yürüyüşü burada başladı...

Burası zafer yoluydu…

 

zafer yolu nedir?

Zafer yolu, büyük taarruza hazırlanan kahraman ordumuzun, düşman kuvvetlerinin bulunduğu Afyon müstahkem mevkii'ni tek hamlede parçalamak adına Kocatepe civarına yaptığı yığınağın tanımlamasıdır.

Başlı başına bir kahramanlık destanıdır zafer yolu…

Mustafa Kemal'in ordusu öyle bir orduydu ki, 4 gün boyunca 100 kilometreden ziyade bir mesafeyi sadece geceleri yürüyerek katetmiş ve Afyon'un güneyinde konuşlanmıştı.

tam 4 kolordu asker, 100.000 asker, binlerce at, yüzlerce top arabası…

gündüzleri gölgeliklerde dinleniyor, sonra gece boyu hiç durmadan yürüyordu.

zafere doğru, zafer yolundan yürüyorlardı.

 

20 ağustos'ta ordu'nun yürüyüşü bitmiş, 20 ağustos'u 21 ağustos'a bağlayan gece hava karardığında ordusuna erzak ve mühimmat taşıyan bir milletin yürüyüşü başlamıştı.

 

Zafer yolunda sevkiyat başlamıştı.

Şuhut yönünden Kocatepe'ye ve Afyon'u çevreleyen tüm müstahkem mevkilere büyük bir sevkiyat yapılıyordu.

 

sevkiyatı yapanlar kimlerdi?

 

Köylüler, halk, asker, subay vs. herkes.

Hatta Anadolu'nun türlü hayvanatı…

öküzler, beygirler, katırlar, eşekler, köpekler bile bu kutlu zafere sebep olacak sevkiyatı birlikte yapıyorlardı.

 

Şuhut dağlarından Afyon tepelerine.

kiminin ayağı çıplak, kiminin kolu kırık.

kimi ateşli, kimi gebe, kiminin kucağında çocuğu…

 

Halk ve asker birlikte.

bomba taşıyordu, mermi taşıyordu, top arabası itiyordu.

Birinin bile kazanılacak zaferden şüphesi yoktu.

Çünkü onların hepsi aynı amaç doğrultusunda ilerliyordu.

Kadını, erkeği, çocuğu, genci, yaşlısı…

hep birlikte onlarca kilometre yol katetti.

Bir yudum suyunu, bir parça ekmeğini kahraman mehmetçik ile pay etti.

 

Kurtarılacak bir vatan vardı o dağların arkasında.

Türk ordusu taarruz için son saatleri beklerken ingilizlerin Atina büyükelçisi "Türkler bu mevzileri dört-beş ayda geçebilirlerse, bir günde geçtiklerini saysınlar" diyerek tatile çıkmıştı...

 

Türk ordusunun Eskişehir'den Afyon Kocatepe'ye geldiğini anlamamıştı düşman,

bu asil sevkiyattan, zafer yolundan yapılan bu asil ve kutlu yürüyüşten haberdar olmamıştı.

O kadar teknoloji, o kadar uçak görmemişti...haberleri olmamıştı.

 

ta ki 26 ağustos sabahı Türk topçusu en müstahkem mevzilerini dövene kadar hala haberleri yoktu.

Nereden gelmişti bunlar?

kimlerdi?

Nasıl bir güç bir gecede onları tam da tepelerine bindirmişti…

 

Bırakın Yunan'ı, İngiliz'i de, Fransız'ı da şaşkındı. Tüm dünya şaşkındı.

26 ağustos sabahı tüm askeri teammülleri yıkan bir harekat başlıyordu.

"kurt kapanı" adı verilen bu taarruz bir yıldırım savaşıydı.

 

26 ağustos sabahı saat 05:30'da Türk topçu ateşi ile taarruz başlamıştı.

 

Türk ordusu sabahın erken saatlerinden itibaren akın akın Kocatepe'den afyon'a akıyordu.

Saat 6.45'te kalecik sivrisi, 10 dakika sonra Tinaztepe ele geçirildi.

sonra Belentepe, kazuçuran...

yunan mevzileri birer birer düşüyordu.

yunanlar toparlanmaya çalışsa da, Fahrettin Altay komutasındaki Türk süvarileri Afyon ile Uşak'ın arasına çoktan girmiş, Afyon'un İzmir ile bağlantısı kesilmişti.

Yunan ordusu kurt kapanındaydı...

 

saat 13.00'te ilk birliklerimiz Afyon kent merkezine girmiş, saat 14.00'te Türk süvarileri Sincanlı ovasına inmişlerdi.

 

Düşman yok ediliyordu.

Atatürk Büyük Taarruz'u şöyle özetlemiştir;

“Yunanlılar iyi dövüşüyorlar…iyi dövüştükleri için de mahvolacaklar. Çünkü savaşmakla hata ettiler. Bugün Dumlupınar’a çekilseler belki kurtulurlardı. yarmak için gerekli bütün kritik yerler elimizde. Yarın bu iş biter...”

 

İşte bir başkomutan.

Yaptığı plandan o kadar emin ki, düşman ordusunun yanlış kararını bile o an değerlendiriyor ve o değerlendirdiği ancak 2 gün sonra Yunan'ın aklına geliyor ve Dumlupınar'a çekiliyor. fakat Mustafa Kemal hep bir adım önde. Dumlupınar'da Yunan ordusundan önce mevzileniyor ve o son noktada yok edici darbeyi vurarak 30 Ağustos'ta zafer kazanıyor...

 

4-5 ayda geçilir denilen mevzilerin sadece 1 günde geçildiği ve başladıktan sadece 15 gün sonra İzmir'de nihai zaferin kazanıldığı taarruzdur Büyük Kutlu olsun.

 

Yunan ordusu kaçarken Türk ordusu başkumandanı Mustafa Kemal Atatürk'ün o muhteşem sözü hep çok keyifli gelmiştir bana.

 

"Hacıanesti gel de ordularını kurtar hadi.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: