AKTARLA SOHBET
Yayınlanma Tarihi: Pazartesi, 28 Ekim 2019
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
AKTARLA SOHBET

                                                     

 

            Oldum olası baharatlara ve şifalı bitki ürünlerine bayılmışımdır. Mutfak dolabım adeta küçük bir aktar dükkânı gibidir. Baharatlardan karabiber, kimyon, kırmızı pul biber, fesleğen, kekik, nane favorimdir. Dolabımda Çin yağından tutun kantarona, filiskin ve kekik suyuna, kediotu köküne, karanfilden çubuk tarçına, çörekotu yağından, balık yağına, İsveç şurubundan Hindistan cevizi yağına kadar her türlü aktar malzemesi bulunur. Ara sıra bu hususta çeşitli kitapları, gazete kupürlerini ve sağlık broşürlerini de karıştırmadan edemem. Bu konularda defter tuttuğum, notlar aldığım da olur.

            Bu gün Doğa Baharatçısındaydım. Osman Bey, çok eski yıllardan bu yana Kuşadası’nda aktarlık dükkânında bu işi severek yürütüyor. Aktarlık hususunda sohbet etmek istedim kendisiyle ve sorularıma başladım:

            -Osman Bey, neden aktarlık mesleğini seçtiniz?

            -Benimkisi, realite olarak düşünecek olursak, çevremde rahatsızlık geçiren insanları gördüm, onların üzüntülerini paylaştım. O sıralarda bize bir şeyler söylerlerdi “Kocakarı ilaçları” diye. Acaba bu kocakarı ilaçları gerçekten faydalı mı? Çocukluğumdan beri merak ettim.

            Esasen mesleğim askerlikti. Emekli olduktan sonra bu alandaki ilgi ve sevgimi bilgiye çevirmeye çalıştım. Bitkilerle ilgili çok sayıda kitap okudum.

            Bitkilerin de bir canlı olduğunu, onların da sevgi ve şefkate ihtiyaçları olduğunu anladım. Hakikatten, meselâ Arjantin menekşesine mavi gözlü insanlar kötü gözle baktıkları zaman menekşenin büyümesinin durduğu görülmüştür. Aslında hızlı büyüyen bir bitkidir.

            -Osman Bey, bu dükkânı bölümlere ayırarak neler var anlatırsanız, nasıl bir tablo ortaya çıkar?

            -Bu dükkân ağırlıklı olarak bitkiler üzerine kuruludur. Birincisi, “kökler” çok önemlidir. Bitki köklerinin tedavi edici özellikleri olduğu için bunlara “profesör doktor” adını verebiliriz. Ginseng, zerdeçal, zencefil, havlıcan köklerini örnek olarak verebiliriz. Hazanbel (Türk Kökü) de dünyanın en değerli köklerinden biridir. Dere kenarlarında yetişir. Prostatta kullanılır. Mide ve akciğer rahatsızlıklarında da etkilidir.

            İkinci olarak “tohumlar” önemlidir. Bunlar “yardımcı doçentler” dir. Rezene, anason, kimyon, tere tohumu gibi…Aromatik özelliklere sahiptirler. Yağları çıkarılır. İçten ve dıştan tedavi edicidirler. Masaj veya içme yoluyla.

            Üçüncü bölümde “yaprak ve çubuklar”ı inceleyebiliriz. Adaçayı, melisa, ıhlamur gibi…Göbek üstü ve altı tüm vücuda yararlıdırlar. Bunlara ben “ hemşireler” adını veriyorum.

            Dördüncü olarak “bitki yağları” nı ele alabiliriz. Zeytinyağı, kantaron yağı, kayısı çekirdeği yağı, kekik yağı, adaçayı yağı, acı elma yağı … İçten ve dıştan bedene yararları vardır.

            Beşinci kısımda “bitki suları” yer alıyor. Hayıt suyu, enginar suyu, kekik suyu, karabaş otu suyu gibi…içilerek kullanılır, yani dahilen…

            Altıncı olarak “bitki balları ve macunları, pekmezleri” incelenebilir. Kestane balı, çiçek balı, çam balı, ıhlamur balı sayılabilir. Bitki tozları karışımından macun çeşitlerimiz vardır. Üzüm, keçiboynuzu, dut ve ceviz pekmezlerimiz de bulunur.

            Yedinci bölümde “bitkilerden yapılan şampuanlar, kremler, duş jelleri” yer alır.

            Yılların verdiği deneyimle şunu söylemek isterim ki, hiçbir şeyi kullanırken aşırıya kaçmamak gerekir, ölçü çok önemli…

            -Osman Bey, tarihte en büyük doktor kimdir sizce bu alanda?

            -İbn-i Sina’dır. “Doğada kaç adet karaciğer varsa o kadar sedef çeşidi vardır. Çünkü her karaciğer kendine hastır.” önemli sözlerinden biridir.

            -İnsanlara sağlık açısından tavsiyeleriniz var mı?

            -Hayat felsefesi olarak az yiyin, çok hareket edin. Sofradan doymadan kalkın.

            Muhakkak uykunuzu alın. Yedi saatten az uyumayın.

            Gün ışığından mutlaka yararlanın.

            Gülümseyin…

            (Bu arada, Osman Bey adaçayı ile ilgili duyduğu bir efsaneyi anlatıyor)

            Hazreti Meryem kucağındaki İsa ile Herot’un askerlerinden kaçarken kendilerini çiçeklerden korumasını ister, sadece adaçayı bitkisi onları korur. Bir anda adaçayı büyüyüverir. Meryem de ona ”Sen bizi ölümden kurtardın, sana insanları iyileştirmen için kuvvet ve kudret vermesi için Tanrı’ya dua ediyorum” der.

            Aktardan ayrılırken manevi bir güç kazanmış olarak hissettim kendimi…

            Günde bir elma yemeyi ihmal etmeyin, B vitaminini mutlaka alın, balık yağı ve çörekotu yağının kıymetini bilin, bol bol su için ve sıkıntılıysanız az bir gülsuyu dökün suyunuzun içine, karanfil ve akgünlük çiğneyin, takviyeler sizi rahatsızlıklardan korur, sağlıcakla kalın sevgili okuyucularım…

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: