ASIM DEDE
Yayınlanma Tarihi: Salı, 02 Haziran 2020
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
ASIM DEDE

            Asım Dede, annemin halasının kocasıydı. Ayşe Halamız Kuşadalı. Kuşadası’nın ilk Belediye Reisi Moralı Sarızade Hacı İbrahim Ağa’nın torunu Söke’ye gelin gitmiş. Aradan yıllar geçtiği halde iki yaşlı insan hafızamda yer etmiş. Çocukluğum zaman zaman bu iki nur yüzlü insanın evlerinde geçti.

 

            Şehrin içersinde olmasına rağmen evleri çiftlik evi gibiydi benim gözümde. İki katlı evin geniş bir bahçesi vardı. Büyük bahçe içersinde kümesler, tavuklar, horozlar, civcivler, tavşanlar, kediler, köpekler…

 

            Oradan oraya koştururdum bahçede. Küçükbaş hayvanları kovalardım. Bazen yere düşerdim, her tarafım çamur olurdu.

 

            Evin içinde de hiç durmazdım. Bir alt kata, bir üst kata, odalardan odalara. Bazen de öğle uykusuna yatardım. Boş zamanlarımda dergi okurdum. Çizgi romanlardan Tenten’le bu evde tanıştım. Tenten’i, köpeği Boncuk’u, kaptan Hadok’u zevkle okuduğumu hatırlıyorum. Evin hizmetkârı Fatma, benimle bir abla gibi ilgilenirdi.

 

            İç taraftaki avlunun sonunda büyük bir ambar bulunuyordu. Daha kapıdan girişte burnuma arpa, yulaf, buğday kokuları gelirdi. O günün Söke’sine göre bu ev çok genişti. Avlu büyük, bahçe büyük, ambar büyük, odalar büyük, mutfak büyük. Sadece Asım Dede’nin yola bakan odası küçücük bir odaydı ve burada oturmaktan hoşlanıyordu.

 

            Asım Dede ile oturup sohbet etmekten çok büyük zevk alırdım. Zaten, küçük yaşta olmama rağmen yaşlı insanlarla oturup kalkar, onlardan bir şeyler öğrenmeye çalışırdım.

 

            Odasında Fatih Sultan Mehmet’in büyük bir portresi asılıydı. Hani o İtalyan ressamın çizdiği. Karşı tarafında da Cezayirli Gazi Hasan Paşa’nın tablosu, yanında Paşa’nın aslanı. Camlı ve küçük bir kitap dolabı. Yerde Yörük halısı, üzerinde çok eski tip bir mangal. Kömür ateşi üzerine ara sıra bakır cezvesini koyar kahve pişirirdi.

 

            Asım Dede, Söke’nin tanınmış toprak ağalarındandı. Yanına topraklarında çalışan kahyalar gelir, büyük bir saygıyla odasına girip karşısında oturur, iş görüşmeleri yaparlardı. Girip çıkan insanlar Asım Dede’nin yanında beni oturmuş görünce çok şaşırırlardı. Odada ciddi ciddi oturan bir çocukla karşılaşmaları çok tuhaflarına giderdi.

 

            Asım Dede, okumaya çok düşkün bir insandı. Evine her gün “Ticaret” gazetesi gelirdi. Bu gazeteden ekonomiyi, tarımı, ticareti, siyaseti takip ederdi.

 

            Yaşım çok küçük olduğu halde aramızda çok ciddi konuları, memleket meselelerini konuşurduk. Dünya siyasetinden ve ekonomisinden bahsederdik. Türkiye siyasetine girerdik, ne cumhurbaşkanı kalırdı, ne başbakan, ne de milletvekilleri.

 

            -Halil, Celal Bayar’ı okudun mu?

 

            -Okumadım, Asım Dede.

 

            -Madem bu kadar çok okuyorsun onun “Ben De Yazdım” diye kitapları var, onu da oku.

 

            -Tamam dede, okurum…

 

            Asım Dede’nin Atatürk’le, İnönü ile, Bayar’la, Menderes’le karşılaşıp konuştuğunu düşünürdüm. Çünkü, o devrin bir ticaret adamıydı. Söke’nin tanınmış toprak sahiplerindendi. Söke’nin ünlü aileleri vardır. Azbazdarlar, Özbaşlar, Kocaönerler, Hacı Halil Paşalar, Göktepeler, Fıratlar, Tanmanlar, Hacı Ziya Beyler, Ekenerler gibi. İşte Asım Dede de Söke’nin eski Ulemalarından Müderris İzzet Efendi’nin küçük oğlu Asım Killi idi.

 

            Asım Dede, şüphesiz kurtuluş savaşını yaşamış ve yörenin askeri şahsiyetleriyle, efeleriyle tanışmıştı. İşgal günlerini görmüş geçirmiş, tarih gibi bir adamdı. Zaten çoğu kez tarihten bahsederdik. Eski Egeli olup da efelerden, kızanlardan söz açmayan yaşlı olur mu hiç? Çakırcalı Mehmet Efeler, Yörük Aliler, Demirci Efeler…

 

            Asım Dede, Demokrat Partili bir insandı. Menderes’le de görüşmüşlüğü vardı şüphesiz. Şükrü Saraçoğlu ve Mahmut Esat Bozkurt’la da. Karşımda koca bir tarih çınarı vardı ama ben de az değildim hani. Sorularımla, cevaplarımla Asım Dede’yi sıkıştırıyordum. Buna hem çok şaşırır, hem de sevinirdi. Belki de yaşıtlarından şüphelenir, onlara fazla güvenmezdi. Fakat küçük bir çocuğa neden güvensizlik beslesin ki, üstelik akrabasına?

 

            Ayşe Halam bana Karaova’nın en güzel şeftalilerini, karpuzlarını, kavunlarını, domateslerini, biberlerini çıkarırdı. Pembe beyaz bir kadındı. İki yaşlı insan bana torunları gözüyle bakarlardı. Kendimi alıştırdığım için evin bir ferdi gibiydim. Beni uzun süre görmeseler merak ederlerdi.

 

            Mahallelerimiz çok yakın değildi. Biz İstasyon civarında oturuyorduk. Asım Dedemler ise Abelâki’nin oralarda Söke çayının yakınında. Arka sokakta ilçenin kütüphanesi bulunuyordu. Hacı Halil Paşa Halk Kütüphanesi. Çok küçükken annem götürür getirirdi beni halasına. Eve girdiğim gibi Asım Dede’nin odasına dalardım. Büyümeye başladığımda kendim gidip gelmeye başladım.

 

            Bir gün Asım Dede’nin çok hastalandığını duydum. Ayşe Halamlara uğradığımda Asım Dede’yi daha büyük ve yarı karanlık bir odaya kaldırdıklarını gördüm. Büyükçe bir yatakta gözlerini kapatmış vaziyette sırtüstü yatıyordu. Evde tam bir matem ıssızlığı vardı. Asım Dede’nin öleceğinden bahsediliyordu. Ayşe Halam üzgün şekilde bir köşede oturuyordu.

 

            Ben bu yönden talihsiz bir insandım. Tam büyüyüp daha önemli konuları konuşacağım sırada yaşlı insanlarımızı kaybediyordum.

 

            Asım Dede de sormam gereken bazı soruları soramadan benden ayrılmıştı. Soylu bir insandan erken ayrılmanın üzüntüsünü yaşayarak onu da anılarımın dünyasına taşıdım.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: