BİNBİR ÇEŞİT
Yayınlanma Tarihi: Salı, 12 Mart 2019
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
BİNBİR ÇEŞİT

 

 

            Yarım asırdan fazla süre geçti aradan. Hayal meyal hatırlıyorum. Dört beş yaşlarımdaydım. Bir yaz günü. Sağlık Caddesine inmişiz babamla. O yıllarda daracık bir sokaktı Sağlık Caddesi. Belki ismi bile başkaydı.

            “Binbir Çeşit” bakkaliyesinin sahibi Halit Buldur amcanın dükkanının önündeyiz. Babam İstanköy adasından, Halit amca da Rodoslu. İki adalı oturmuş sohbet ediyorlar kapıda. Ben de sandalyenin üzerinde onları izliyorum. Yaz aylarında Söke’den Ada’ya gelirdim. Babam da Söke’den birkaç günlüğüne Kuşadası’na gelir, dolaşır, dinlenirdi. Ahbaplarına uğrar, onlardan Ada’nın son durumu öğrenir, sonra da Söke’deki işine dönerdi. Binbir Çeşit Halit amca da onlardan biriydi.

            Köy gibiydi Kuşadası o sıralarda. Sessiz, sakin. Dükkan sayısı çok az. Yollar, evler eski mi eski. Ancak yeşillikler daha fazlaydı. Özellikle birçok yer zeytin ağaçları ile kaplıydı. Deniz çok daha berrak, çeşmelerden akan sular tertemiz, hava ise insanın hayatına hayat katıyordu.

            Halit amca çok çalışkan bir insandı. Bu çalışkanlık zaten bütün göçmenlerde var. İlk mesleği fırıncılıktı. Boyacı önünde eski eser olsa bile halâ daha bu fırınlar durur. Onlardan birini çalıştırıyordu.

            Oğlu Muammer Buldur baba mesleğini yani Binbir Çeşit bakkaliyesini sürdürmeye devam ediyor. Ara sıra kendisi ile dükkânın önünde oturur sohbet eder, Ada’daki olayları değerlendiririz. Yine bir sohbet esnasında babası için şunları söyledi:

            -Yukarıdaki fırını çalıştırırken sabah erkenden kalkardı, saygıdeğer bir insandı, işine sadık, müşterisi ile çok ilgilenen bir esnaftı. Bu günkü telekomun karşısında, pideci Selahattin’in karşısında ilk fırınını açmış. Ona “Küçük Fırıncı” diye hitap ediyorlarmış. Sık sık elektrik kesilmesinden bıkmış. Fırtınadan, yağmurdan dolayı elektrikler kesiliyormuş. O sıralarda jeneratör Kazım Usta’nın restoranı yanındaymış. Daha sonra yukarıya, Boyacı önü’ne taşınmış babam. Tabii fırıncılık çok zor bir meslek. Hamur elle yoğruluyor o zamanlar. Bakıyor bakkalcılık daha kolay, aşağıda bakkal dükkânı açıyor.

            -Adını Binbir Çeşit mi koymuş?.

            -Pazar Bakkaliyesi imiş önceleri. Sağlık caddesi eskiden pazar yeri imiş çünkü. Ben askere gidip geldikten sonra 1980 de Binbir Çeşit Pazar Bakkaliyesi adı veriliyor. Askere giderken benim arkama vurdu, hadi oğlum dedi, git gel, arkana bakma!

            -Lâkabı Binbir Çeşit kalmış, biraz daha anlatır mısın Muammer? Sizin dükkanda ne ararsak bulabiliyorduk.

            -Her gün öğleden sonra saat 2 ile 3 arası iş olsun olmasın dükkânı kapatır, 1 saat denize girerdi. Bugünkü Derici Otelin önünde denize girip çıkardı.

            -Evet ben de onu küçüklüğümde denize giderken görürdüm bazen. Bokludere’den aşağı inerdi, sırtında havlusu şortla her halde Güvercinada’ya doğru gidiyordu.

            -Babam sabahları saat 7’de işe gelirdi. Akşamları 9’da mekânı kapatırdı. Fakat turizm mevsiminde “Binbir Çeşit” sabaha kadar açıktı. O yıllarda market yoktu. Biz Kuşadası’nın bir numaralı bakkaliyesiydik. Eskiden müşteri gelmesin de dükkanı kapatalım derdik, şimdi müşteri gelsin diye dua ediyoruz. Geçen cumartesi İstanköy’deydim. Bazen İstanköy adasına giderim. Kimse halinden memnun değil. Türk mahallesinde yemek yedik. Bu yıl üç defa Rodos’a gittim. Günübirlik gidersem kale içini dolaşıyorum. Dedelerim Rodos’tan geldiği için duygulanıyorum.

            -Biz de Girit’ten bahsedildiğinde duygulanıyoruz. Sen dua et gidiyorsun .Ben daha gidemedim.

            Göçmen olduğumuz için ister istemez geldiğimiz adalardan bahsediyoruz Muammer’le. Kuvvetli bir özlem var içimizde. Sonra yine Halit Buldur’a geçiyoruz:

            -Binbir Çeşit’e mallar nereden geliyordu?

            -Bütün mallar İzmir’den geliyordu. Ağır maddeleri Kenan Demiroğlu’ndan alıyorduk. Şeker, yağ, tuz gibi.

            -Diğerleri İzmir’den mi?

            -Evet. Babam bizi her yıl alıp fuara da götürürdü. Rahmetli Niyazi amcam vardı, onu bile fuara götürürdü. O zaman da fuar fuardı. Pavyonlar doluydu. Her yeri gezerdik. Broşürler toplardık.

            -Aldığınız malları nasıl getiriyordunuz Ada’ya?

            -Gezmeden önce toptancılara gidiyorduk. Malları seçip ambara veriyorduk. Mallar Ada’ya ambarla geliyordu. Gece de otobüsle dönüyorduk.

            -Elbirlik otobüsleri?

            -Evet.

            -Bizim Söke’de de Tuntaş otobüsleri vardı o sıralarda.

            Muammer’le sohbet ederken her zamanki gibi dünyam ikiye ayrılıyordu. Anne tarafım Adalı, ben Söke’de doğmuşum. Bir Sökelilik, bir Adalılık. Maçlar da çok kavgalı geçiyordu o sıralarda. Hangi takımı tutacağımı şaşırıyordum. İki şehri birleştiren yer İzmir’di galiba o zamanlar. Çünkü hem Adalılar hem Sökeliler fuara gitmeye bayılırdı.

            Şimdi Girit’ten İstanköy’e gelme babam Yoğurtçu Ali de yok bu dünyada, Rodos’tan gelme Binbir Çeşit Halit Buldur da. İki çalışkan esnaf da bu dünyadan ayrılmışlar. Zaman ne kadar hızlı akıp gidiyor. Bizler de bir gün bu dünyadan ayrılacağız.

            Baki kalan bu kubbede hoş bir seda imiş…

 

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: