BİR GENÇ KIZ BÜYÜYOR ADA’DA (3)
Yayınlanma Tarihi: Cumartesi, 28 Mart 2020
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
BİR GENÇ KIZ BÜYÜYOR ADA’DA (3)

                                   

 

            Aşina olduğumuz bir sobanın yanında sevgiyle ilgilenen annemizin babamızın şefkatli ilgisi, sevildiğimizi bilmenin güveniyle çocuksu günleri geride bırakırken liseli olmuştuk.

            O çocuksu günler Kemalettin Tuğcu, Ömer Seyfettin hikâyeleriyle sahildeki turşucu ve Sun pastanesinin dondurmaları çocukluk anıları olarak geride kaldı ve lise yılları. Öğretmenin adının hoca olduğu lise yıllarına gelmiştik.

            Okul ve derse ilgiyi kaybetmedik, öncelik derslerimizdi. Ders kitaplarımızın arasına koyduğumuz beyaz dizi kitapları, kızıl derili Amerikan tarihi kitapları ilgiyle okuduğumuz kitaplar arasındaydı. Yorulmadan bir gecede okuyup bitirdiğimiz kitaplardı, büyüdük ya!!!

            Ortaokul son sınıfta komşu çocuklarıyla evimizin yakınlarındaki tarlada yakar top oynardık. Hem sınıf arkadaşım, hem komşu çocuğu Tanju’ya fırlattığım top kaşını patlatmıştı. Ağlayamamıştı, gözlerinden yaşlar gelecek olsa da kız arkadaşının attığı top canını yakmaz, şiir defterine Ümit Besen’ in bir teselli ver şarkısını yazan kız arkadaşın dediler ve teskin olmuştu. Bankaların genel müdürü oldu, bir estetik yapmayıp her sabah tıraş olurken hep beni hatırlamış, bu şekilde telefonda konuştu Tanju, maliye okulunun sınavlarını kazanıp giderken biz Kaya Aldoğan’da devam ettik. Tanju’ya ben yakındım, Ferda da Mehmet’e yakındı.

            Bizimkisi sınıf içi sosyal ilişkilerdi. Doğum günlerimiz şeffaftı. Kızlı erkekli yapardık. Hele benim doğum günümde erkek arkadaşlarımı ayırmadan evimize davet eder, kızlı erkekli doğum günlerimi kutlardık. Şeffaf bir genç kız idim. Gizlim saklım asla olmadı. Bir doğum günümde turizmde okuyan Murat Abim ve halaoğlu Mustafa Abim’in Mehmet sevgilin mi sorusuna büyük tepki göstermiştim. Mehmet, Ferda’ya âşıktı. Bana, bu okul bitse de Ferda’yı düşünerek yaşayacağım diyebildiği, dertleştiği tek bendim. O, okuldan çok ticarete ağırlık veren insandı, ailesine turizmdeki firmalarda çalışırken gelir getirirdi, o şartlarda okuyordu.

            Okulda boykotlar oluyordu. Sol yayın kitaplar sobalar içinde saklanıyordu. Beden hocası Kel Mehmet ve Süreyya Hoca tutuklanmıştı. Biz politik değildik fakat arkadaşlarımızın okulun sobalarının içinde kitap sakladıklarını söylemezdik okul idaresine. Bu konularda sırdık.

            Karı koca matematikçi Coşkun ve Sevinç Hoca’nın oğlu Utku, ilköğretim okulu öğretmenim Yıldırım Hoca’ın kızı Aysen, Mehmet, Tanju, Özen, Fatma el işi ev işi dersinde telefon kablolarından sepet, bilezik, kolyeler yaptık. Bunun içi okulun telefon kablolarını kesen Utku telefon kablo kaynağı oluşturmuştu. Telefon kablolarından yaptığımız sepetler, kolyeler, bilezikler çok güzel olunca onları ihtiyaçlı arkadaşlarımız satardı. Sermayesi okulun telefon kablolarıydı.

            Sermaye tedarikçisi kabloları kesen Utku yakalandı ve idareye çekildi. İdareci de babası Coşkun Hoca olunca evde babası iyi bir sopa atmıştı Utku’ya. Ticari hayatımız son bulmuştu. Sermaye bedava olunca kazançta nakdi ihtiyacı olan arkadaşlarımıza verir, dayanışırdık. Utku, bizi hiç söylemedi, suçu kabullendi.

            Muhsin Ünal’ın tarih dersinde sözlü sınavda Utku’ya suflörlük yaparken Muhsin Hoca’nın çok iyi çalışmışsın,8…Hacer, iyi suflörlük yaptın 1 diyen sesini duysam da çok başarılı olduğum bir dersti. Çok etkilemedi. Not ortalamam yine karneye 8.5 tan 9 olarak gelir dedim, umurumda bile olmadı. Fakat bir gün önce dayak yediğini bildiğim için Utku’nun ders çalışacak zamanı yoktu, sınıfını geçmesi gerekiyordu, mecburdum bu suflörlüğü yapmaya.

            Din dersi öğretmenimizin dersinde dinde zorlama yoktur derdik. Sınava alınca bizi soruların sayfa numaralarını verirdi yeter ki kitabın üstüne oturmayın dualar var derdi. Sınavda okuyup, bakıp yazarken aklınızda kalır derdi sayfa numarasıyla soruyla birlikte söylerdi bize hocamız. Bu derste rahattık. Okulun tüpleriyle birbirimizle tozu dumana kattığımız dersti din kültürü ahlak dersimiz.

            Şımarıktık fakat duyarlıydık. Dostluk ve dayanışmada da bir nevi hababam sınıfıydık. Öğretmenlerimizin güvendiği başarılı öğrencileriydik. Güven sarsan hiçbir şey yapmazdık. Aysun Gedik’le kimya dersimize gireceğiz. İki ders kimya, üstüste. 5 Fen/A öğrencileriyiz. Öğretmen sırasının önünde Aysun Gedik ve ben yan yana otururduk. Kimya öğretmenimiz Cengiz Hoca’ydı. Bizden sonra da 6 Fen/A’ya sınav yapacak. Elinde sınav soru teksirleriyle girdi. Bizim dersler 10’du zaten ve bir taraftan da 6 Fen/A’nın teksirlerini a ve b olarak hazırlıyordu. Hocamız bize verdi, bize çok güveniyordu. B/a diye teksirleri ayırıp muntazam 6 Fen/A için hocamıza yardım ediyorduk. Aysun dedi ki, dayımın oğlu gece taksicilik yapıyor, ders çalışamıyor, usulca birer tane kaçıralım, Tekin’e verelim geçsin sınıfı, çünkü teksir kâğıdı sınıf mevcudundan fazla. A teksirleri harita metoda usulca koydum, Aysun da b sorularını attı defter arasına. Ders bitince düzenli şekilde hocamıza teslim ettik masasına. Soruları aldı gitti. Biz de katladığımız soru kâğıtlarıyla Tekin’e dedik ki çözün soruları, geç sınıfını, biliyoruz gece taksicilik yaptığını. 6 Fen/A’nın en başarılı öğrencisi İsmail ve Vesile soruların cevaplarını teneffüste çözdüler ve onlara ihtiyacınız olan notları alacak şekilde yazın, bir yılımız daha var bize sorun çıkmasın dedik. En düşük not alan 7 aldı, hepsi sayemizde sınıfı geçti. Öğretmen de başarılı öğretmen oldu. Onlar da söylemedi biz de söylemedik. 15 dakikada kimyayı öğrendiler. Bizler insan halinden, gariplikten, zorluktan anlayan; öğretmenimize de başarılı eğitimci dedirten sevgide gençlerdik. Yani bu sınıf dökülüyor diye müfettişlerin diline düşürtmedik.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: