BİR GENÇ KIZ BÜYÜYOR ADA’DA (7)
Yayınlanma Tarihi: Pazartesi, 06 Nisan 2020
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
BİR GENÇ KIZ BÜYÜYOR ADA’DA (7)

                                

 

            12 Eylül öncesi sağ ve sol olaylarının tavan yaptığı yıllardı. Bazen evimizin etrafına pusular kurulur, eli silahlı adamlar dolaşırdı. Günlerce askerler nöbete geçerdi. Bazen bombalanırdık. Başımızda taş, cam kırıkları içindeyiz. Savcılar, polisler…Çocuklar öldü mü acaba diye konuşan anne babamıza cam kırıklıklarından, toz topraktan gözümüzü açıp iyiyiz diyemezdik. Bizim yerimize hâkim ve savcı cevap verirdi iyilerdir, bir şey olmamıştır diye. Bu sesler, konuşmaları duysak da hareket dahi etmez, konuşmalara cevap veremezdik.

            Babamla müthiş bir güven ilişkimiz vardı. En ufak bir sorun çıkarmıyordum. Erkeklerle flört vesairem olmazdı. Olanı da açıkça söylerdim. Evde ders çalışırken aile arkadaş ziyaretine giderdi. Babamla şifre belirlerdik. O şifreyi babam söylerse konuyu açardım. Evde oturup masamın yanında ders çalışırken evi gece gündüz bekleyen askerlerle şifreleşerek nöbet değişirlerdi ben de duyardım. Evde tek başıma kalıyordum. O nedenle bana taksi tutmuştu okuluma gideyim diye babam. Birlikte giderdik. Babamı adliyeye, beni de okula bırakırdı Ömer Abi.

            Rahmetli Hüseyin Yavaş ve İnci Teyze ile bizde yatılı misafir olduğunda babamın verdiği harçlığa bakar, sen çok şanslısın derdi, ben okula giderken bana harçlık veren babam yoktu. Hacer, utandırma kızım babanı, çok özeniyor sana, ders ve okulundan başka bir şey düşünme derdi. Ben bile kızım sana şoför olurum, emret Faik Abi okuluna ben bırakayım getireyim derdi. Hâkim Mehmet Amca da emret abim okula ben götüreyim, şoförü olmak bize görev olsun derdi. Aman kızım sadece derslerini düşün, oku kızım, sen okudukça baban mutlu görüyorsun bak sevgisini sakınmıyor, bol bol harçlık veriyor.

            Bazen adli tabiplik konumda yatakta bekler, başımız gözümüz toprak, cam kırıklıkları içinde. Bir defa değil üç defa bu konumda. Okul yoluna taksiyle gitmemde, kütüphane sevdasına, kitap sevdasına; plajda, sahilde yürüme sevdasına gittiğim kütüphaneden gelişimi rahmetli annem merdivende oturup beklerdi, yolumu gözlerdi. Gelişimi kontrol ederdi, ay başına bir iş gelmesin.

            7 Eylül ilkokuluna kadar şehir iyi, oradan ilerisi tarla, bir iki ev, dut ağaçlı yol tenha. Biri kolundan çeker götürür mü diye o merdivende oturup gözlerdi annem kapıya kadar gelişimi, sonra derin bir nefes alırdı. Ya da İnci Teyzene geç, biz de oraya gitçez, akşama baban da oraya gelcek veya İnci Teyzeyle birlikte, kütüphaneden çıkınca birlikte giderdim. Hüseyin Yavaş ve babam da akşam birlikte gelirler, gece de kalırlardı.

            Hâkim Mehmet Bey’in karısı geldi mi bir hafta kalırdı. İki gün hafta sonu evlerinde otururlardı. Pazartesi sabahı Şener Teyze’yi bize bırakır, adliyeye geçerlerdi. Annem, Şener Teyze, İnci Teyze arkadaş olur her şeye bakarlardı. Arkadaş olarak şiir defterime şiir yazar, hatıra defterime yazılar yazarlardı. Kim ne yazmış okurlardı, arkadaş oldukları için o defterler yakınlıktı. Kim kimdir, ilişkisi nedir, açıkça söylerdim. Gizli mektup mevzusu yoktu.

            Bir anım daha var beni çok etkilemiştir. Lise 2’deyim. 7 Eylül Kuşadası’nı kurtuluş günüydü. Ailemle birlikte sahilde gezdik. Kuşadası’nın kurtuluş sevincini yaşadık. Sonra evimize geldik. Evin bahçesinde çardak dediğimiz yerde uyurduk. Annem ve babam perdeli olan yerde uyurken biz içerde yatardık. 7 Eylül Kuşadası’nın kurtuluş akşam gezisi sonrası hepimiz uykuya çekildik. Ben kardeşim Çiğdem’le aynı odada, yandaki odada Rukiye annemle Leyla girişteki perdeli yerde de ayrı ayrı sedirlerde annem ve babam uyuyordu. Gece bir karartı eli ağzımı kapatmış, beni battaniyeye sarmaya çalışıyor. İnilti gibi ses çıkıyor bende. Ağzımı kapatan eldeki yüzük batıyordu. Annecim, babacım diyemiyor, inilti şeklinde sesleniyordum. Kız kardeşim Çiğdem de iniltime uyanmış, karartıyı görmüş, korkmuş, yorganı başından çekmiş. Derken babamın uykusu hafif, Suzan koş çocuklara bir şey oldu diye seslendi. O an el çekildi, battaniyeyi sarmaktan vazgeçti, perdeler havada uçuştu. Süratle kayboldu.

            Perdelerin yanında gölge gibi bir insanın çıkıp gidişini annem de babam da görüyor. Babam duvarda asılı tüfeği kapıp vururum kimsin diye bağırırken annem sakin ol diye sesleniyordu. Çiğdem gördün mü diye inliyor, gördüm ablam diyordum. Ben de korktum. Yorganı çektim üstüme. Bana da gelir diye. Yorganın ucunda baktım ses çıkaramamış. Hani o babamın eşeğinden hırsını alamayan semere zarar verir dedikleri miydi yoksa gizli bir düşman mı, âşık mı, hayran mı, hâlâ bilmiyoruz, polise haber verilmedi. Yoksa babama gözünün önünde alır götürürüm diyen kendini bilmez birinin gözdağı mıydı? Bir daha gelemez dediler. Çok korktum o gece. Babamla yine aramızda güven ilişkisi yıkılmamıştı. Biliyordu çünkü ayrılmıştım, O da yapamazdı, askerliği yanardı.

           

           

           

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: