Bir Solukta Seyrettiğim Bir Dizi: Penny Dreadful
Yayınlanma Tarihi: Salı, 19 Mart 2019
ZUHAL ÖZDEN - SENARİST
Bir Solukta Seyrettiğim Bir Dizi: Penny Dreadful

Merhaba sevgili okuyucu, bugün size bir solukta seyrettiğim diziden bahsetmek üzere buradayım.

Adı, Penny Dreadful.

Viktorya dönemi İngiltere’sinde geçen fantastik/drama dizisi. Hikayenin içinde Lucifer, Frankenstein, Drakula gibi karakterlerin yanı sıra “Mısır’ın Ölüler Kitabı” ve edebi dünya klasiklerinden de alıntılar yapılıyor.

Hikaye sadece fantastik unsurlar taşımıyor, edebi sosyolojik öğeler de barındırıyor.

Bazı sahnelerde dizi değil de tiyatro seyrediyormuş hissine kapılıyor insan.

Ben bu hikayenin feminizm ve kadın yanıyla ilgileniyorum.

Aslında baktığınız yerde kendi birikiminizin ya da yaranızın yansımasını görürsünüz bazen.

Beni hayran bırakan yan, onca mitolojik kahramanın bir araya gelip kanlı savaşlar yaptığı bir ortamın merkezine kadını oturtmuş olmaları.

Ana karakter Vanessa Ives (Eva Green) doğduğundan beri özgür ruhlu kendini her zaman farklı olarak tanımlayan biri.

İçindeki karanlık yanı her zaman bastırmaya çalışıyor. Bunun için tanrıya sığınıyor. Ancak onu ele geçirmek isteyen karanlık yan, dualarının arasına bile girmeyi başarıyor zamanla.

Onu ele geçirecek kötü yanın amacı onunla birlikte dünyayı da ele geçirmek, gölgelerde uyuyanların kol gezdiği bir dünya yaratmak.

Vanessa’nın ilk günahı kendisine göre, annesi ile aile dostlarını sevişirken gördüğünde, bundan haz alması. Bu yüzden kendisinin kötü biri olduğuna karar veriyor çocukluğunda.

Oyuncak bebeklerden hiç hoşlanmıyor. Onların gözlerinden korkuyor. Annesinin zoruyla odasına saçtığı bebekleri geceleri uyumadan önce topluyor. Sabahları ilk iş annesi görmeden hepsini eski yerlerine yerleştiriyor.

Vanessa ve arkadaşı Mina çocukluklarından beri birlikteler. Onlar ölü nesnelere ilgi duyuyorlar. İçi doldurulmuş hayvanların olduğu sera gibi bir mekanları var.

Orada hayvanları inceliyorlar.

Mina’nın hayali bıyıklı uzun boylu bir adamla evlenmekti. Sonunda da böyle bir subayla nişanlandı. Ama Vanessa onun sevdiği adamla evlenmeden bir gece önce çocukluklarından beri hep zaman geçirdikleri serada sevişti. Buna şahit oldu Mina.

Ve ondan sonra da Mina ortadan kayboldu.

İyi görüşen aileler bundan sonra birbirlerine kapılarını kapadılar.

Vanessa’nın bu hareketi ona göre herkeste bir yıkıma sebeple olmuştu. Ölmek istedi. Kendini suçlu hissediyordu.

Ailesi kızlarının anormal olduğuna karar verip onu akıl hastanesine kapattılar.

İngiltere’de Viktorya dönemi ilk defa psikiyatrinin bilim olarak anıldığı bolca akıl hastanesinin açıldığı bir dönem. Hastaların çoğu da kadın.

Kocalar ve babalar baş edemedikleri kadınları ve genç kızları buraya kapatırlarmış.

Bizim ülkemizde de ilk akıl hastanelerinde tedavi yöntemi tüm dünya ile aynıymış.

Sürü kendisine benzemeyenin aklını dayakla, küveti doldurduğu buzlu sulara yatırarak ya da duvara kollarından astığı insanlara tazyikli su tutarak, başına getirmeye çalışırmış.

Bunların hepsi yetersiz kalırsa, beyin konusunda bilmediklerini öğrenmek için onları denek olarak kullanırmış.

Bu insanların ameliyatlarında mobilya aletleri kullanılırmış. Matkaplarla kafaları delinip içinden parçalar koparılırmış.

Ameliyat/işkence sonrası yaşayan hastalar konuşamaz, yürüyemez, altlarına tuvaletlerini yapar bir halde ortalığa salınırmış.

Vanessa hastanede yatarken bir hademenin gözetimine veriliyor.

Bizim ülkemizde de psikiyatri bilim dalı olarak üniversitelerde okutulmaya başlatılmasına rağmen uzun yıllar hatta 1980’lere kadar akıl hastanelerinde hemşire yerine hademeler ilgilenirmiş hastalarla.

Burada Vanessa ile sohbet ediyor hademe. Ona iyileş ya da normalmiş gibi davran yoksa senin de kafanı matkapla delecekler diyor.

O da istediklerini yapabilirler hepsini hak ediyorum diyor.

Senin de oğlun var mutsuz olacağını bile bile olduğundan farklı davranmasını ister misin? diye soruyor.

Hayır, diyor hademe.

Bir gün hademe kolunun altında bir çanta ile geliyor. İçinde karısının makyaj malzemeleri bir de şiir kitabı.

Vanessa’nın saçlarını tarıyor. Yüzüne makyaj yapıyor. Ona tüm gün şiir okuyor. Ayrılırken özür diliyor, yeniden saçlarını dağıtıp, makyajı siliyor.

Bir gün diyor istemediğin hiç kimse sana dokunmayacak, makyajını kendin istediğin zaman sileceksin.

Öyle de oluyor. Vanessa iyileştiğine karar verilip matkapla kafası delinmeden hastaneden çıkarılıyor. Ama o güzel saçlarını sıfıra vuruyorlar.

Vanessa’nın laneti, şeytanın ve onun kardeşi Drakula’nın kadına sahip olmak istemesi.

Mısır’ın Ölüler Kitabı’nda adı geçen bir karakter Vanessa. Dünyayı karanlığa boğacak dişi yan.

Ona sahip olurlarsa yeryüzünün de tek hakimi olacaklarını düşünüyorlar.

Bunun için Vanessa’nın kendini yalnız hissetmesi gerek.

Oysa her zaman dostlarıyla birlikte Vanessa.

Her bir bölümde onu ele geçirmek isteyen güçlerle dostlarıyla birlikte savaşıyor.

Hikayenin bir diğer kadın kahramanı Lily ölmeden önce fahişelik yapıyor.

Yaptığı işten ve erkeklerden nefret ediyor.

Annesinin zoruyla nişanlanmış bir zamanlar, adam onunla o kadar sert sevişiyormuş ki ondan nefret etmiş. Gözlerine bakmamak için adam, hep elini yüzüne bastırırmış.

Aç kalmamak için fahişelik yapmaya başlamış Lily ancak veremden ölüyor, hem de hayatında ilk defa ona iyi davranan bir adamla karşılaştığı zaman.

Kahramanımız Dr. Frankenstein ise onu yeniden hayata döndürüyor.

Akıl hastanesindeki hademeyi de öldüğü zaman hayata döndürmüştü.

Adam geçmişini hatırlamayan şiddete meyilli ama sevgi arayan birine dönüşmüştü.

Yaratıcısına gidip ona kendisine bir eş yaratmasını istedi.

Yemek, içmek şiir gibi sevgiye ihtiyacı olduğunu söyledi.

Frankestein yeniden canlandırdığı Lily’ye aşık oldu. Lily ise artık saf kötü olmuş, fahişelerden oluşan bir ordu ile erkek hakimiyetine son vermeye adamıştı kendini.

Doktor onun bu durumuna üzülüyordu.

Onun iyi bir insan olmasını istiyordu. İnsanları iyi yapacak bir serum geliştirdi arkadaşı ile birlikte.

Onu Lily’de uygulayıp mutlu olmak kadını da mutlu etmekti amacı.

Seni arındırabilirim dedi amacını açıklarken. Seni hüzünlerinden kurtarabilirim.

Hüznüm benimdir dedi Lily, ondan asla vazgeçmem.

Seni aslına döndürebilirim dedi doktor.

Sence bu iyilik mi olur? dedi kadın, böyle olabilmek için uzun süre acı çektim. Yaralarımı göstermek istiyorum.

Lily’nin yeni sevgilisi ölümsüz Dorian Grey çok yakışıklı bir adam. Hem kadınların hem de erkeklerin ilgisini çeken bir tip.

Ergenden bir tık büyük. Tüm insanların sahip olmak isteyeceği biri. Herkesle birlikte oluyor zaten, sıra dışı zevkleri var. İnsanları da o ortama çekmeyi başarıyor.

Dorian bile Lily’yi bir süre sonra hizaya sokmak istiyor. Onun bu fahişe ordusuyla yapmak istediklerinden sıkılıyor.

Uzun yaşamında bu tarz eylemlerin beyhudeliğinden bahsediyor kadına.

Bırak bunları biz keyfimize bakalım diyor. Kadınsa gölge etme başka ihsan istemem diyor.

Dorian sonunda kadını Dr. Frankenstein’a teslim ediyor. Onu iyi bir insan yapması için.

Doktor kadını zincire vuruyor ona iyilik serumu yapmak için.

Kadın diyor ki sen beni kendi evine köle yapıp buraya hapsetmek istiyorsun. Senin istediğin gibi biri olduğumda bil ki ben o özgür karanlık deliği arayacağım hep.

Adam dinlemiyor kadını, yalvarmaya başlıyor Lily, diyor ki benim bir çocuğum vardı.

Her gün onu evde yalnız bırakıp işe gitmek zorunda kalırdım. Ağlardı, soğuktan değil, yalnızlıktan ağlardı.

Bir gece o kadar soğuktu ki fahişeler bile sokağa çıkmadılar. Ben çıktım.

Oğlumu evde yalnız bırakıp çalışmaya gittim. Birlikte olduğum adam bana para vermedi. Beni dövmeye başladı. Bazen dayak yerdim ama bu adam çok sert vuruyordu. Bayıldım.

Kalkmadım yerimden. Keşke kalkmak için çaba sarf etseydim. Ama gücüm yetmedi.

Kendime gelip evime gittiğimde oğlum ağlamıyordu. Onu kucağıma aldım çok soğuktu. Lütfen oğlumu unutmama izin verme. Onu benden alma.

Onu doktor serbest bırakıyor.

Dorian’a gittiğinde onun da dudaklarına bir öpücük kondurup yanından ayrılıp kendi yoluna gidiyor Lily.

Aslında bu hikayede başka kadın kahramanlar da var. Onlar da kendilerine has özellikleri olan güçlü sıra dışı kadınlar.

İşte bu yüzden merkeze, güçlü farklı bir güzelliğe ve özelliğe sahip bir kadını oturmuş, düşmanları ya da dost olan kadınların da kendine has olduğu hikayeyi çok beğendim.

Tüm mitolojik kahramanların savaştığı bir hikayede kadın figürünün özgürleşme fikrinin yan yana getirilmesi fikri de çok hoşuma gitti.

Hararetle seyretmenizi tavsiye ederim.

Güzel günlerde görüşelim ve görüşmelerimiz iyiliklere vesile olsun.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ