BİZİM FUTBOL AŞKIMIZ
Yayınlanma Tarihi: Pazartesi, 30 Kasım 2020
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
BİZİM FUTBOL AŞKIMIZ

            Çocukluğum televizyonsuz bir döneme rastlar. O sıralarda televizyon kelimesinin bile ne anlama geldiğini bilmezdik, hiç duymamıştık. Ancak radyolarımız vardı ve bizler bu sesli aracı çok seviyorduk. Bu cihaz bizi dünyaya bağlıyordu.

            Pazar günleri dükkânı açık olan nadir işyerlerinden birine sahiptik. Bu nedenle Pazar günleri oynanan maçları işyerindeki kocaman radyodan dinlerdim. O sıralarda maçlar öğleden sonraları oynanırdı. Pazar günleri öğleden sonraları bizim maç saatlerimizdi. Ya şehrimizde oynanan canlı maça giderdik, ya da radyomuzun başındaydık. Bazen, futbol sahasında bir yandan ilçemizin maçını izlerken elimizde küçük radyomuzdan da tuttuğumuz takımın maçını can kulağıyla dinlerdik. Aynı anda tuttuğumuz takımla top sahamızda kendi takımımızın gol attığı da olurdu.

            Zaman zaman mahallemizde kendi kurduğumuz takımla sahaya çıktığımız olurdu. Bizim sülale, oğlanlar yönünden fazla sayıda olduğundan adeta bir takım oluştururduk amca çocuklarıyla. Kalede Beşiktaşlı İbrahim (Necmi), bekte ben (Fenerbahçeli Şükrü), ortada Ahmet Abim (FBli Ercan), ilerde Necdet Abim (Fenerli Ogün Altıparmak) gibi…Söke’de en önemli futbolcu amcaoğlumuz Mustafa Abimizdi. Lâkabı “Enişte” idi. Uzun yıllar Söke Çimentospor’da oynadı. Nihat Amcamız ise Söke Aşkınspor’un futbolcusuydu ve bir ara ABD’ye gittiğinde oynadığı futbolla omuzlarda taşınmış. Türkiye çapında en önemli futbolcumuz ise Sait Denizaslanı idi. Sait Abimiz uzun süre İzmirspor kaleciliği yaptıktan sonra son iki yılını İzmir’in en istikrarlı takımı Altay’ın kaleciliğinde geçirdi. Üç büyükler onu istiyorlardı ama o Ege’den başka bir yere ayrılmak istemiyordu. Fuji Mehmet, bizim Akgün sülalesinden değildi ama Söke’nin yetiştirdiği en büyük futbolcuydu. Göztepe’ye transfer oldu, sonra da milli takımda oynadı. Geçenlerde Söke’ye heykeli dikildi. Mustafa Denizli ve Fuji Mehmet’in “Enişte” Mustafa Abimizle arkadaşlığı sürmektedir.

            Bizim doğru dürüst top sahalarımız yoktu. Mahalle içindeki boş arsalarda top koştururduk. Büyüklerimiz ise biraz daha büyük bir alanda, toprak sahada mahalleler arası müsabakalar yaparlardı. Ne şike, ne mike. Gerçek futboldu oynadıkları. Bizler de Pazar günleri onları seyretmekten büyük zevk alırdık. Söke’nin iki büyük takımı Gençlikspor ile Dumlupınar ise hem kendi aralarında hem de diğer şehirlerden gelen takımlarla oynarlardı. Böylelikle İzmir, Kuşadası, Selçuk, Denizli, Muğla ve Manisa’dan gelen takımları da seyretmiş olurduk. Söke-Kuşadası maçları çok kavgalı, taşlı sopalı geçerdi.

            Oynadığımız top naylon toptu. Çünkü şimdiki esaslı toplar ancak büyük takımlarda vardı. Ve biz o topu görünce gözlerimiz dört açılır, onu hayranlıkla izlerdik. Mahallede bir çocukta esaslı top varsa, çocuk top çalınmasın diye korkar, dışarıya çıkarmaz, ya da kimsenin olmadığı bir zamanda, boş arsada kendi kendine oynardı.

            Bir çocuğun forması olması da önemli bir olaydı. Biz futbol malzemelerini ancak İzmir Kemeraltı’ndan sağlayabilirdik. Benim, sarı-lâcivert 5 numara çizgili bir formam vardı. Çocuklar formalara, dizliklere, tozluklara ve kramponlara adeta taparlardı.

            Futbolla ilgili dergileri de takip ederdik. Meselâ, Fotospor diye bir haftalık spor dergisi vardı, bayılırdık. Maçları bize fotoroman gibi gösterirdi. 1001 Roman, Tarzan gibi bazı çizgi roman dergileri de futbol takımlarının kitapçıklarını verirlerdi. Her hafta bir lig takımının kitapçığı…Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş, Feriköy, Hacettepe, Altay, Göztepe, Karşıyaka, Mersin İdman Yurdu, Eskişehirspor, Gençlerbirliği, Ankaragücü, İstanbulspor, Vefa, PTT, Altınordu… Milli takımımızın yabancı takımlarla oynadığı maçların kitapçıkları da verilirdi. Onları ciltletir, özenle saklardık. Şimdiki gibi maçları televizyondan seyredemezdik ama futbolla ilgili hayal dünyamız çok renkliydi.

            O zamanki takımlarda büyük bir futbol ruhu vardı. Heyecan vardı. Para için oynamazlardı. Futbolcular takımlarına ölümüne kendilerini verirlerdi. Bir futbolcunun başka bir kulübe gittiğini hiç duymazdık. Takımlarına gönülden bağlıydılar. Yabancı futbolcu sayısı son derece azdı. Meselâ, bir takımda belki bir tane yabancı futbolcu vardı. Didi, Molnar gibi yabancı teknik direktörlerimiz de vardı fakat çok kaliteli antrenörlerdi. İstanbul’un büyük takımları kolay kolay yenilmezlerdi. Şimdiki gibi sürpriz sonuçlar yoktu. Maçlarda çok fazla gol de olmazdı. Galip gelen takım iki puan alırdı. Halit Kıvanç, Orhan Ayhan, Necati Karakaya gibi spikerlerimizi adeta ezberlemiştik.

            Bir keresinde hatırlıyorum Ahmet Abimle İzmir Alsancak Stadyumunda gece maçına gitmiştik. O sıralarda Alsancak Stadyumu müthiş stadyumdu bizim için. Maç Göztepe-Atletico Madrit maçı…Göztepe çok kuvvetliydi. Kalecisi Ali Artuner milli kaleciydi. Attığı gollerde ayağa fırlıyor, seslerimiz kısılıncaya kadar tezahüratta bulunuyorduk. Oturduğumuz tribünler taştandı ama futbol heyecanımız doruktaydı.

            Dünya futbolundan da haberimiz vardı. Pele, Eusebio, sarı fare Cruyf futbolun ilahlarıydı. Son zamanlardaki antrenörlerden Daum, Jupp Derwall, Gordon Milne ve Lucescu’yu da unutamayız.

            Bir Fenerbahçeli olarak Mancester City’i kendi sahasında yendiğimiz gece maçını hiç unutamam. Kalemizde Yavuz vardı. Turgay Şeren, Metin Oktay, Can Bartu, Sabri Dino gibi futbol devlerimizi nasıl unutabiliriz?

            Maçları dinlerken bir gözümüz de spor toto kuponundaydı. Uzun toto kuponlarını her hafta zevkle oynardık. İlginç tahminlerde bulunurduk. Bir ara iyi bir toto tutturmuştum. Çok ucuzdu totolar o sıralarda.

            “Burası Mithatpaşa Stadyumu …Sayın dinleyiciler ben spikeriniz Halit Kıvanç..Evet sayın dinleyiciler…Top şimdi Şükrü’de…Şükrü rakibini enfes bir çalımla geçti…Sağ kanattan bir pas Ercan’a…Ercan Aktuna ilerliyor sayın dinleyiciler…Üç futbolcuyu geçti…İleriye bakıyor…Sol tarafta Ogün’ü gördü…Ogün Altıparmak…Ogün aniden ceza sahasına girdi…Şutunu atmak üzere sayın dinleyiciler…Sert bir şuuutttt!...Ve…Goool…Gol,gol,gol sayın dinleyiciler…Top doksandan fileleri buldu…Kaleci uzandı ama topa yetişemedi…Sarı lâcivertliler 1-0 ne geçti…Arkadaşları Ogün’e doğru koşuyorlar…Ogün’ü yere devirdiler…Fenerbahçeli futbolcular sevinç içersinde sayın dinleyiciler…Seyirciler ayakta takımlarını alkışlıyorlar…dakika yetmiş beş sayın dinleyiciler…”

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: