DEPREM
Yayınlanma Tarihi: Pazartesi, 02 Kasım 2020
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
DEPREM

                                                         

 

            Nazan Hanım, İzmir depreminin etkisiyle Marmara depremini hatırlıyor ve anlatıyor :

            99 Kocaeli depreminde Hereke’nin Şirinyalı mahallesinde oturuyordum. Deprem olacağını daha evvel hiç hissetmedim. Ancak, hava felâket sıcaktı. Gece 3 sıralarında… sitemizde oturan 16 yaşındaki Levent adındaki bir çocuk… sahilde denize sıfır yerde oturuyorlardı. Orası koydu. Anlattığına göre arkadaşlarıyla sahilde otururken denizin birden yarılıp içinden alevler çıktığını görmüşler. Daha sonra da deprem oldu. O çocuk depremden sonra bunalıma girmiş. Orası öyle bir yer ki denize sıfır yerin arkasında Haydarpaşa’dan kalkıp doğuya giden demiryolu var. Hemen arkasında da çevreyolu, onun arkasında otoban…

            Biz gece apartmandan aşağıya inip bahçeye kaçarken yol kenarındaki trafolar patladı, her yer yandı tutuştu. Ortalık ıssızlaştı ve toz duman oldu. Ne araba geçti ne bir şey. Zeytinlik alanda sabaha kadar beşik gibi sallandık.

            İşin ilginç yanı karşı tarafta Gölcük, Karamürsel, Yalova, Değirmendere, Halıdere, Seymen’in bütün ışıkları sönmüş. O anda milletin aklına kıyamet koptuğu geldi. Arada radyosunu açıp haber almaya çalıştılar. Oradan da bir spiker çıkıp Türkiye’nin battığını, hayatın bittiğini söyledi. Koskoca körfez karanlığa gömüldü, zindan gibi oldu. Deniz yükseldi, o sular gelip bizim havuzun üzerinden şezlongları götürdü. Ondan sonra sallana sallana sabahı bekledik. Birçok kişi arabasına atladı. Şehre gidelim, dedi. Bizim oturduğumuz yer 67 hanelik bir yazlık siteydi.

            Deprem olduğunu hissettiğimde yeğenlerim yan odada yatıyorlardı. İkisini de aldım, bir kapının altına girdik. Eşikten tutuyorum, bina gidip geliyor. Karanlıkta çocukları alıp dört kat aşağıya indim ama nasıl indiğimi hatırlamıyorum.

            Arka oldan çıktım. Çok az kişi inmiş. Çoğu insan depremi fark etmemiş, uyuyorlarmış. Ben avazım çıktığı kadar bağırdım. Öyle sallanıyorduk ki ayakta duramıyordum. Oturduk yere, öyle bağırdık: İnin aşağı deprem oluyor! diye.

            Sabah 6’da herkes arabalarına bindi. Şehre hareket ettiler; evleri, dükkânları ne oldu diye. Çıktığımızda, 6-7 kilometre ötede Derince diye bir yer var. Oraya gelince biz felâketi anladık çünkü her yer yerle bir olmuştu. Oteller, evler yıkılmış gitmiş. Gülistan Oteli diye bir otel vardı, yaş pasta gibi kat kat olmuş. Çok insan öldü.

            Sonra devam ettik. 60 evler diye sahile daha yakın bir yer. Orası da öyle. Bütün evler yıkılmış. Sonra, İzmit’in içine girdik. O manzarayı hiç unutamıyorum. Koskoca İzmit’te bir araba ya da bir insan bile yoktu. Herkes kaçmış. Ama o mağazaların vitrinleri kırılmış, her şey yerlerdeydi. Sigaralar, kuruyemişler, giysiler sokaklardaydı. Sonra mecburen herkes yine yazlığa döndü.

            Her gün deprem oluyordu. Biz eve çıkmadık. Zeytinlikte kalıyorduk. Yiyecek yok, içecek yok. Üç gün sonra otobandan bir kamyon gelip ekmek dağıttı, o kadar. Elektrikler kesilince kimse de evine girmiyor. Beş bloklu, beş katlı apartman.  Ben hepsine, bütün evlere girdim. Buzdolaplarından yiyecekleri toplayıp bir iki delikanlıyla aşağıya taşıdım. Battaniye, giysi taşıdım. İnsanları giydirdik. Kocaman bir futbol sahamız vardı sitenin arkasında. Şezlongları oraya koyduk, herkes orada oturdu. Evden ocak, tüp indirdik. Herkese yemek yaptım, 80-90 kişilik. Oturup onları yedik. On gün öyle yaşadık. Sonra, herkes aldı başını memleketine gitti. Biz orada 5-6 hane kaldık. Ardından Düzce depremi oldu. İzmit yine etkilendi. Tüpraş patlayacak denildi. Kalanlar İzmit’in tepelerine, dağlarına çıkıp orada yaşadılar. Daha sonra, Yahya Kaptan diye büyük bir alan, çadır kent kuruldu. Orada yaşanıldı. O çevredeki cesetleri toplayıp buz pateni yapılan koskocaman yere yığdılar. Onları götürüp İzmit’in tepesindeki yere gömdüler. Şehitlik oldu.

            Üç yıl millet oralarda yaşadı. Hasarlı binalara giriş yasaklandı. Ağır hasarlılara yıkım, orta hasarlılara giriş ve onarım yasağı çıktı. 2 yıl sonra onarıldılar. İki yıl kimse evlerine giremediği için çadır kentlerde yaşadık.

            Gölcük’te cezaevi gardiyanı arkadaşımın kardeşi gece tatilden dönüyorlarmış. Eve giriyorlar. Elektrikler kesik olduğundan dolaptaki yiyecekleri bozulmuş. Karısı diyor ki git bunları at, sabaha kalmasın. Adam aşağı iniyor, evden çıkıyor. Çöpleri dökerken evleri yıkılıyor. Karısı ile iki oğlu evde kalıyor. Karısı ve bir oğlunu kendi çabasıyla ölü olarak buluyor. Öbür oğlunu bulamıyor. Camdaki güneşlik perdeyi söküyor, eşini ve oğlunu sarıp bahçeye gömüyor. Çünkü her taraf ıssız, kimse gelmiyor.

            Seğmen’de bir sülale apartman yapmışlar, orada oturuyorlar. Sabahleyin on sekiz yaşında bir kız kalkıyor dedesine “Dede” diyor, “Ben rüyamda gördüm, deprem olacak, herkes ölecek, gel biz İzmit’teki evimize gidelim!”Dedesi kızı kırmamak için, hadi mahallesini özlemiştir diyerek götürüyor. Dede ve kız kurtuluyor. Dört blokta oturan diğer insanların hepsi ölüyor, bütün sülale…

            Depremde, ilk günlerde mağazalarda yağma olmadı. İlk bir hafta korkudan insanlar şehre gitmediler. Ancak bir hafta sonra yağmalar, hırsızlıklar oldu. yıkılan mağazalara girdiler, çaldılar. İzmit’te çok ünlü bir caddenin marka mağazalarının hepsinin camları kırılmış hırsızlar içeriye girmişler…

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: