DUVARIN DİLİ
Yayınlanma Tarihi: Pazartesi, 09 Mart 2020
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
DUVARIN DİLİ

 

 

            Daha çok gençlerin, öğrencilerin, sevgililerin takıldığı Sevgi Yolu sokağında Kaffa Cafe’deyim. Ara sıra menemen ve çiğ börek yemeye gelirim Kaffa’ya. Bugün de öyle.

            Kaffa, kültüre önem verir. Mesela, burada öğrenciler okusun diye bir köşede çeşitli kitaplar durur. Güzel bir müzik eşliğinde karnımı doyurduktan sonra duvarın bir köşesindeki panoya bırakılan ilginç notçuklar dikkatimi çekiyor. Rengârenk not kâğıtları adeta konuşuyor. Yaklaşıp bazılarını okuyorum:

            “Sen hayatımın en muhteşem detayısın”

            “Tek ihtiyacım olan bir papatya yaprağı daha”

            “Bedava peynir sadece fare kapanında bulunur”

            “Kendine bir çay söylersin. Onu da nasibinde varsa içersin”

            “Deliler iyidir”

            “Seni sevmek her şeye rağmen diyorum en güzel şeyiydi. Ve sen şimdi dünyanın en güzel imkânsızısın”

            “Lahanayu haşladum tencerenun içune…Kaynar kaynar dururum cözlerunun  içune…Bir dahaki sefere!!!” -53- Rizeli.

            “Hiç olmak, herkes olmaktan daha onurlu”

            “Her nasip vaktine esirdir”

            “Not beautiful but great and beyond! I can not find anything to write because Kaffa is the best!”

            “Kendine iyi bak, bir daha hiçbir ana doğurmaz seni!”

            “Çay 1 TL. olsun. 1 alana 1 bedava olsun!”

            “Biz üzüm yaratılmadan evvel de sarhoştuk”

            “Kural bu, hiçbir şiir şairini sevmez”

            “Hepinizden nefret ediyorum!”

            “Yasla ruhunu bana…Kır papatyası”

            “Canım kızım, baban bugün de hikâyeme yanıt vermedi”

            “Başkalarının gürültüsünü değil, kalbimin fısıltısını dinle!”

            “Saat 9 yönünden koşarım Eylül baharına”

            “Duan ile yaşamadım ki bedduan ile öleyim”

            Okuduğum cümleler hayatın her anını özetliyor adeta. İnsanoğlunun  duyguları ne kadar tuhaf ve geniş, bir derya gibi. Düşündürücü ve bazıları acı gerçeklerle, bazıları da tatlı gerçeklerle dolu…

            Çayımı yudumlarken okumaya devam ediyorum duvarın dilini:

            “Dostun yanına hediyesiz gitmek, buğdaysız değirmene gitmek gibidir”

            “Tutunacak bir dal arıyorsun ama ayaklarının altındaki dalları kırıyorsun”

            “Ayrıca benim için dertlenme, ben son günde bile ilk günkü gibi beklerim.”

            “Dil ateştir, biraz suyla söndürülmesi mümkündür”

            “Herkes bir şeylerin kölesidir”

            “Şu deli gönlüm çek git buralardan diyor, ama delinin ipiyle kuyuya inilmez ki anam!”

            “Sevdiğim ya da sevgilim olduğunda buraya gelirim umarım”

            “Seni yenecem Kuşadası”

            “Merhaba kadın, gel beraber ıslanalım; gökten deniz yağsa, aramızdan su sızmamalı”

            “Bir de fiziksel olmayan intihar vardır ki, cenazen mezarlıkta değil, kafanın içinde”

            “Kendin gibi, tamamen ‘kendin gibi’’sen gibi’ birisini bulduğunda asla bırakma, asla pes etme. Savaş, sev. İnan, başar.”

            “Dünyada istek duyduğum ve bana hayatı sevdiren iki şey vardır. Aşk ve özgürlük.”

            “Ey gidi gençliğim!”

            “Dünyanın bir ucundayım, sessizce oturuyorum ve beni kimse görmüyor”

            “Gülmek diyorsun ya, bir halk gülüyorsa gülmektir”

            “Ne yazarsam yazayım, düşündüğünüzü görmeye devam edeceksiniz”

            “Bazen de yıldızlar bakar, insanlar kayar hayatımızdan”

            “Kaybedecek bir şeyinin kalmaması, özgürlük galiba”

            “Saçların da kalbine benzemiş öyle karışık”

            “İnsanlar da yıldızlar gibiydi, hepsi mükemmeldi, parlıyordu. Ama ben seni, güneşi seçtim. Bir güneş için bin yıldızdan vazgeçtim”

            Ayrılırken ben de bir kâğıt istedim Kaffa’dan. Her an yeni bir öykü gelebilirdi aklıma, bu yüzden ben de şöyle yazdım ve iliştirdim duvardaki panoya:

            “Her an her şey olabilir”

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: