FLÖRT
Yayınlanma Tarihi: Cuma, 19 Haziran 2020
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
FLÖRT

            -Ben bugün kütüphaneye gittim. 3 kitap aldım. Kitaplar çok güzel…

            -Hani, nerede?

            -Bak şurada. Bu, çocuklar için. Sen çocukları seversin.(Güldü)

            -İyi bari, okumak için bunu alayım. Annen yok mu?

            -Gezmeye gitti. İstersen balkona geçip biraz oturalım.

            -İyi, biraz oturayım.(Saatine bakarak)

            …………..

            Konuşmalarımız hep güler yüzlü geçiyordu. Zaten bu güne kadar birbirimizi hiç kırmamıştık.

            Daha evvel kız arkadaşından iki kitap almış, onları okuyormuş. Bana hiç arkadaşımın olup olmadığını sordu. Arkadaşlarıma uymam gerektiğini, oysa onlara uyamadığımı söyledim. O da bunu doğruladı. Hastaneden konuştuk. Ben, hastanedeki anılarımı anlattım, o da…Hatıralarını yazıp yazmadığını sordum. “Her gün” diye cevap verdi. Caddeden gelen çocuğa bakıp “Bu, Derya’nın dalgası galiba” diye söylendim. Konu burada biraz açıldı. Bir zamanlar Derya ona “Sana da bir tane bulalım” diye söylemiş. O, hemen reddedip yüz vermemiş.

            Artistlerden  Ediz Hun’u, müzikçilerden Demis Rousos’u  ve İlhan İrem’i beğeniyor. Sporu da seviyor. Kültürel konulara girdik. Bir ara masada duran radyoyu açtı. Onu anlamaya çalışıyordum. Eskiden el falına bakıyormuş. İçkilerden söz açtık. Sigara içiyormuş daha evvel, bırakmış. Bir daha içmeyecekmiş. Efes Pilsen’i seviyormuş. Bir ara sarhoş olmuş. Şarap da içmiş. Beklemediğim için şaşırdım. Babasının yedi yıldır içtiğini söyledi. Onunla konuşmuş, çok üzülüyormuş…

            Tıplıları hiç sevmiyormuş. Onunla dalga geçiyorlarmış. Hemşirelere iyi gözle bakmadıkları için sonradan pişman olmuş koleje girdiğine. Eskiden öğretmen olmak istermiş. Söke’yi hiç sevmediğinden bahsetti. İzmir’i çok özlemiş. Ölü görüp görmediğini sorduğumda, ölüleri gördüğünü söyledi. Biraz da psikolojiden konuştuk. Gençlikten olacak ben çok heyecanlıydım. Kalbim çok çarpıyordu. Belki onun da çarpıyordu.

            Yüzmeyi biliyor. Temmuzda denize gideceklermiş. Nerede giriyorsunuz diye sordum. Pamucak’ta dedi.

            Balkonda kâğıt üzerine yaptığım kara kalem resimlerim duruyordu. Dikkatini onlara verdi, sonra bana dönerek:

            -Ne güzel resim, şu adam kim? diye sordu.

            -John Boyd Dunlop. Bisikletin lastiği var ya, onu bulmuş. O olmasaydı uçaklar şimdi kalkamayacaklardı.

            -Hep resim yapıyorsun.

            -Eee ne yapayım, sen benim yerimde olsaydın ne yapardın?

            -Haklısın, sen de haklısın.

            -Sen de hatıralarını yazmaya devam et.

            -Olur.(Güldü)

            Dereden tepeden biraz daha konuştuk. Sonra ayağa kalkarak “Allahaısmarladık, iyi akşamlar” deyip ayrıldı.

            İkimiz de onaltı yaşındaydık. Ara sıra bir araya gelip sohbet ederdik. Bazen televizyon seyrettiğimiz olurdu. Bazen de derslerine yardım ederdim. Güçlü bir kişiliği vardı. Bu nedenle arkadaşlığımıza çevreden hiç kimse ses çıkaramıyordu. Hâlbuki o devir öyle bir devirdi ki bir kızla bir oğlanın bir araya gelmesi mucize gibi bir şeydi. Beraber caddede dolaşamazdınız. Oturup konuşacak bir pastane bile yoktu. Denize giremezdiniz. Sinemaya beraber gidemezdiniz. Okulda bile konuşamazdınız. Kızlar dayıları, ağabeyleri, amcaları görmesin diye gizlenirlerdi. Cep telefonu zaten yoktu. Mektuplaşmalar ise çok riskliydi.

            O çağın flörtleri çok heyecan vericiydi. Bu heyecan günlerce, aylarca sürerdi. Baskılara, takiplere, dedikodulara rağmen birbirlerini seven gençler çok mutluydular. Gençlerin kalpleri saf bir sevgiyle doluydu. Aldatma diye bir şey düşünülemezdi. Herkes ciddiydi, samimiydi.

            Ancak, hayat acı gerçeklerle doluydu. Sevenlerin yürüyecekleri yollarda mayınlar vardı. Ve gençlerin o devirdeki idolü İlhan İrem sık sık radyo ve televizyona çıkıp şarkısını söylüyordu:

            “Yarınlar…yarınlar..

            Bizimdir demiştin!

            Yazık oldu yarınlara,

            Anıyorum anılarla!"

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: