GAF
Yayınlanma Tarihi: Pazartesi, 13 Temmuz 2020
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
GAF

 

            Mutlu, bana başından geçen bir olayı anlatınca çok ilginç geldi ve onu bir hikâyeye dönüştürdük:

            “O zamanlar çalışıyoruz. Genciz daha. Kaç yaşımdayım bilmiyorum. Belki yirmi beş yaşımda vardım ya da yoktum. Otelde çalışıyorum. Yakışıklılık da var. Çapkınlık da var. Aileye yakın insanlar kendi aralarında konuşuyorlar. İşte bu çocuk niye evlenmiyor. Evlendirelim, yoksa sakata gelmesin, düzene girsin, diye…

            Bir gün nasip oldu, İzmir’de bir düğünde yengeler, amcalar bir araya geldik. Konu yine döndü dolaştı benim evliliğe geldi. Sen ne zaman evleneceksin, diye sordular. Ben de:

            -Bir kız bulmuyorsunuz ki evleneyim, diye ağzımdan bir lâf çıkardım.

            Ondan sonra İzmir’den Kuşadası’na döndük.

            Aradan baya bir zaman geçti. Ben bu sözleri unuttum. Zaten evlilik de hiç aklımdan geçmiyordu.

            Bir sabah, zannedersem Mayıs ayında idi, telefon çaldı. Buyurun, dedim. Ana, bir baktım yengem telefonda:

            -Hayırdır yenge, bir şey mi oldu, dedim. Çünkü kolay kolay aramaz beni.

            -E çocukum, dedi. Sen bene kız bul dedin ya, ben sene kızı buldum!

            Ben içimden “Anam yandım!” dedim. Aklıma İzmir’deki konuşma geldi.

            -İyi yengecim, iyi güzel de acaba Ada’nın pazarı olan Cuma günü kızı pazara getirsen, göstersen olmaz mı?

            -Olmaaaazzz!  dedi yengem.  Le çocum kızda mallar mülkler, altınlar çookk! dedi.  Sen yaşadın!

            Yengem, ille de “ Gitçez evinde görcez!” diye tutturdu. Pazarda olmaz!

            Ben de o anda, bakarsın hoşuma gider, diye düşündüm. “Olur” dedim. Bir de kırmamak istedim kendisini.

            Randevular alınmış, bana haber verdiler, şu saatte şuraya gel, diye. Gittim. Baktım, en büyük amcam, karısı ve yengem beraber beni bir evin önünde bekliyorlar.  Hep beraber kızın evine yollandık. Buyur ettiler, oturduk.

            Bahçede oturuyoruz. Pozisyon olarak sol tarafımdaki kızın dayısıymış, sağ tarafımda tanımadığım biri, karşımda iki yengem ve amcam, u biçimindeki bir divan üzerindeyiz. Bahçe geniş olduğu için diğer tarafta da tanımadığım bir takım kadın ve kızlar oturuyor.

            Neyse. Büyükler başladı muhabbete. Amcamla, kızın dayısı tanıdık çıktılar. Bu arada çay ikramları, ev yapımı poğaçalar arka arkaya geliyor. Fakat, bu arada bana “ Kızımız şudur” diye bir işaret gelmedi. Herkes kendi havasında, bir daldılar muhabbete, beni unuttular, diye düşündüm. İlk defa da başıma böyle bir şey geldiği için sıkılmaya başladım. İçime daral geldi. Bunaldım. Zaten çay, poğaça ikramının önü arkası kesilmedi. Kızımız yaptı bunları diye diye elime tutuşturuyorlardı. Ama ben ortada kızın kim olduğunu seçemedim, anlayamadım. Çünkü orada oturan birkaç kız daha vardı.

            En sonunda konuşma ihtiyacı hissettim ve patladım. Keşke hissetmez olsaydım. Oradan bir kız gözüme takıldı. Ne hikmetse, tanışmış olmam mümkün değildi ancak tanıdık da geldi. Ağzımı açtım:

            -Affedersiniz ! dedim. Ben sizi bir yerden tanıyacağım ama beyinizin adını söylerseniz, belki çıkarırım!

            Eyvah! Ben bu lafı ettikten sonra orada ne kadar büyük varsa hepsi ayağa kalktı:

            -Yahu, bu bizim görmeye geldiğimiz kız! dediler.

            Benim zaten o sıkıntının üzerine bütün vücudum ateş içersinde kaldı. Ondan sonra amcamın eşi olan yengem işaret etmeye başladı bana “Kız bu!” diye. Ama iş işten geçmişti. Ben utançtan yerin dibine girdim. Beş on dakika sonra da müsaade istendi, kalktık.

            Sonra ne oldu bilmiyorum ama ben ne bir şey duyabilecek, ne de görebilecek bir haldeydim.”

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: