GÜLLER VE DİKENLER
Yayınlanma Tarihi: Pazartesi, 20 Temmuz 2020
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
GÜLLER VE DİKENLER

            -Neyi seyrediyorsun Aygül?

            -Gülün Adı filmini. İtalyan yazar Umberto Eco yazmış. Hoca ödev verdi, bu filmi seyredip yorumda bulunacağız, bir yazı hazırlayacağım.

            -İyi. Sonra bana da ver okuyayım.

            Aygül, üniversite öğrencisi. Tarih öğretmeni hayli zor bir ödev vermiş, ağır bir konu. Bitirdikten sonra yorumunu bana verdi. Okumaya başladım:

                                               GÜLLER VE DİKENLER

            “İtalya’nın kuzey kesiminde bir manastır. Benedikten manastırı. Tarikat, 480-547 yılları arasında yaşamış Nursia’lı Aziz Benedictus’un kurduğu bir tarikat. 14 üncü yüzyılda kurucusunun adını alan keşiş ve rahibe topluluğu.

            Olayların anlatıcısı bir Benedikten öğrencisi Melk’li Adso… Rahip Wilhelm’in yazmanı, öğrencisi… Rahip Wilhelm bir Fransisken… Fransiskenler inanç ve aklın birleşimini yapmak için çaba sarf edenlere katılmayan bir topluluktur. Fransisken tarikatı 1209 da İtalya’da Assis’li Aziz Francesco tarafından kurulmuş. Yoksul yaşam sürmeyi, tövbe etmeyi öngören bir tarikat.

            Olayın yaşandığı çağ Ortaçağ…İklimin sertleştiği, tarımın çöktüğü, kıtlık, veba ve savaşların olduğu bir çağ. Ancak, daha sonraları tarımda ilerlemeler kaydediliyor. Uzun mesafeli ticaret gelişiyor. Ekonomik canlanma meydana geliyor. Doğu’dan baharatlar getiriliyor. Şehircilik büyüyor. İş, muhasebe, bankacılık faaliyetleri artıyor. Bu arada kırsal ayaklanmalar oluyor. İngiltere ve Fransa’da köylüler ayaklanıyor. Papa ile imparator arasında atama yetkisi alanında mücadele kızışıyor. Ulusal monarşi, papalığın prestijini sarsmaya başlıyor.

            Düşünce alanında ise laiklik ve anti laiklik çatışması oluyor. Kilisenin sosyal gücü ve zenginliği tartışılıyor. Teoloji ile felsefe çarpışıyor. Teknolojik açıdan da yeni silahlar ortaya çıkıyor. Manyetik, harita yapımı, matbaa alanında ilerleme kaydediliyor. Saatler, kitaplar, gemiler, silahlar bu çağda çok gelişiyor. Kültürel milliyetçilik yayılıyor.

            Kısacası güller ve dikenler bir arada…

            Manastırın içinde cinayetler işleniyor. Suçlular var. Bunların yakalanması lâzım. Rahip Wilhelm, yani Adso’nun öğretmeni bir dedektif gibi manastırın içindeki cinayet şebekesini yakalamaya çalışıyor. Bu arada neden bu cinayetlerin işlendiğini de çözmeye çalışıyor.

            Manastırın başrahibi felsefeyi bir şeytan olarak görüyor. İnsan aklına karşı çıkıyor. Ona göre dine aykırı kitaplar, kadınlar, felsefe, akıl şeytandan kaynaklanıyor. Burada bir bağnazlık, tutuculuk, yobazlık söz konusu. Gülmek, kahkaha atmak bile yasak. Bu konularda başrahip yukarı kademede Engizisyon’a güveniyor. Engizisyon, bağnazlığın işkence teşkilâtı.

            Manastırda insanları aydınlatan ancak tutuculuğa karşı olan kitaplar bir binanın en üstündeki katında saklanıyor. Kimse içeriye sokulmuyor. Yasak kitapları okuyup, şüpheli tavırlar sergileyenler öldürülüyor.

            Bağnaz düşüncenin sahiplerine gülmek niye yasak olsun diye sorulduğunda “ Kahkaha korkuyu öldürür. İnancı öldürür. Şeytandandır” diye cevap veriliyor.

            Sonuçta, Rahip Wilhelm insanları aydınlatan el yazması kitabı elde ediyor, ancak  manastırda yangın çıkıyor. Yobazların başı olan rahip yanıyor. Engizisyondan gelen başkan ve yanındaki insanlar manastırdan kaçıyorlar.

            Adso, öğretmeni ve Adso’nun sevgilisi cadı diye suçlan kız, bu bağnazlık manastırından kurtuluyorlar.

            Dini inançlar bir takım yobaz insanların eline geçerse, bu despot kişiler birer çete oluştururlar. Dinden sapıp çıkarlarına hizmet eden şebekeler kurup gerçeklerin ortaya çıkmasına engel olurlar. İnsanların aydınlık düşüncelere sahip olabilmeleri için akıllarını kullanıp yobazlar karşısında cesaretli olmaları gerekir.

            Güllere ulaşmak için dikenlerinden korkmamak şarttır. Dikenler tutucu, yobaz, çıkarcı insanlardır. İşte asıl şeytana uymuş insanlar bu insanlardır.”

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: