GÜRÜLTÜYE GİDEN GÜRÜLTÜCÜ
Yayınlanma Tarihi: Cuma, 16 Ağustos 2019
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
GÜRÜLTÜYE GİDEN GÜRÜLTÜCÜ

 

 

            Hıfzı Dede, müthiş bir gürültüyle yataktan fırladı:

            -Allah belânı versin senin pezevenk! Altında kal inşallah motorun, geber.!

            Çok sıcak bir Temmuz gecesiydi. Aydın toprakları gündüzleri cayır cayır yanıyor, geceleri ise insanları uykuya zor daldırıyordu. Kuşadası Gurup Sitesinde oturan Hıfzı Dede de zor uykuya dalan insanlardandı. Tam uykuya daldığı sırada Vvoooooovvvv! diye birden bire ortaya çıkan motosiklet sesi onu yatağından fırlatmıştı.

            Aslında bu bir değil, iki değil, üç değildi. Özellikle yaz gecelerinde saat on ikiden sonra sanki aynı motorcu yoldan çok gürültülü bir şekilde geçiyordu. Sonra dönüyor, aynı yerden bir daha geçiyordu.

            Hıfzı Dede, gençliğinde bir subay idi. Yurdun çeşitli yörelerinde görev yapmış, albaylığa kadar yükselmiş, emekli olmuş bir askerdi. Hatta, Kıbrıs Savaşına da katılmış ve gazi olmuştu. Hem disiplinsizlikleri sevmez, hem de aşırı gürültülerle uyandırılmak onun aklına savaş günlerini getirir, kendisini savaşta hissettirirdi. Eşini yakın zamanda kaybetmiş, yalnız yaşamaya alışıyordu.

            Yataktan kalkıp bir sigara yakma ihtiyacını hissetti. Sinirlendiği zaman hemen bir sigara tüttürürdü. Bu kötü alışkanlıktan bir türlü vazgeçememişti. Yaşı yetmiş beşe gelmesine rağmen şu mereti bir türlü bırakamamıştı.

            Balkona çıkıp evvelâ etrafı seyretti. Gecenin karanlığında yoldan arabalar gelip geçiyor, sıcaktan ağaçlarda yaprak kımıldamıyor; çok uzaktan, Yılancıburnundaki eğlence yerlerinden tatlı bir müzik sesi geliyordu. Bir kadın sanatçı şarkı söylüyordu.

            Sigarasının küllerini sehpadaki tablasına bırakırken tekrar motosikletliyi kafasına taktı. Son zamanlarda amma da psikopat insanlar türedi diye düşündü. Alkolikler, uyuşturucu kullananlar, küfürbazlar, oraya buraya saldıranlar, kavga çıkaranlar, sokak ortasına işeyenler, kadınları dövmekten zevk alanlar…Bütün bunlara bir de araba veya motorla son gaz gidip çevreyi rahatsız eden insanlar ekleniyordu.

            Komşusu İhsan Bey’in sözleri aklına geldi:

            -Ben uzun süre Avrupa’da çeşitli ülkelerde bulundum. Katiyen oralarda böyle gürültüler ve olaylar olmaz. Her yer sessizlik ve huzur içindedir. Hele Fransızlar çok sakin insanlardır.

            Hıfzı Dede, toplumdaki bazı insanların çevreye çok zarar vermeye başladıklarını düşündü. Torunlarını nasıl bir ülke, nasıl bir gelecek beklemekteydi?  Suç toplumunun onlara rahat bir yaşam vaat etmediği ortadaydı.

            Geçenlerde çarşıda dolaşırken bir esnafın başka bir esnaf arkadaşına dert yanmasına şahit olmuştu:

            -Abicim, şu işyerlerine takılan, olur olmaz zamanlarda, eften püften sebeplerle, kulak patlatırcasına ses çıkartan alarmlar var ya! Beni sinir ediyor. Arabaların alarmları, dükkânların alarmları zırt pırt ötüyor ve hepimizi çok rahatsız ediyor. Nasıl bir toplum olduk böyle!

            -Haklısın arkadaşım, bu gürültü kirliliğine kurumlarımız neden sessiz kalıyorlar onu da anlamıyorum doğrusu!

            Aralarında, güvenlik için çok büyük tedbirler alınmasını, Kuşadası’nın artık çok büyük bir şehir haline geldiğini de dile getiriyorlardı. Yazları nüfus bir milyonu geçiyor, iş bu yoğunlukta zıvanadan çıkıyordu. Otel ve barlardan sabaha kadar gelen gürültüler de cabasıydı. Özellikle barların şehir dışına alınması gerekiyordu. Yabancı ülkelerde böyle sorunlar yokken, bizde neden böyleydi? Hıfzı Dede bunlara bir türlü anlam veremiyordu.

            Gelelim motosikletçiye. Onun adı “Gecelerin Canavarı” idi. Küçük yaştan beri bir ruh hastası, asosyal ve psikopat bir insandı. Çocukken sağa sola bakar, kimseyi görmediği zaman komşuların camlarını aşağı indirirdi. İçki, kumar, uyuşturucu…her türlü kötü alışkanlığa bulaşmıştı. Mafyavari ve maganda tavırlı bir yaratık olarak toplumu rahatsız etmekten büyük mutluluk duyuyordu. Geceleri evlerinde uykuda olan insanları uyandırmaktan çok büyük zevk alıyordu. Özellikle saat iki ile üç arası. Egzozu patlak motoruna atlayıp uykudakileri yataklarından fırlatmaya bayılıyordu. Bir baltaya sap olamamanın verdiği kompleksle, huzur içindeki insanları sinirlendirmek onu çok iyi bir şekilde tatmin ediyordu. Gecenin yarısında nasıl olsa onu polisler bile yakalayamazdı.

            Gecelerin Canavarı, yağ gibi dümdüz caddenin başına geldiği zaman büyük bir şevkle motorun gazına basıyor ve Vvooooooovvvvv!  diye her tarafı inletiyordu. Çıkardığı gürültü kendisini mest ediyordu. Nefret ettiği bu insanları uyandırmak ne güzel bir duyguydu!

            Hıfzı Dede’nin uykusu kaçmıştı. Balkonda oturup etrafı seyrederken uzaktan “Gecelerin Canavarı” nın tekrar gelmekte olduğunu duydu. Caddede “Vvvoooooovvvvv!” sesleri yine yankılanmaya başlamıştı. Gürültü giderek artıyor, işte o motor yine geliyordu. Bu yaratığı daha iyi görebilmek için ayağa kalktı. Gelen motor çok büyük bir motordu. Başında kaskı olan sürücü delicesine caddenin ortasında ilerliyordu. Hıfzı Dede, yine motorun arkasından bağırdı:

            -Allah belânı versin senin emi! Motorun altında kal inşallah! Bu son binişin olsun! Pis serseri!

            Bir süre sonra ihtiyar emekli içeriye girdi. Yorulmuştu. Gözlerinden uyku akıyordu. Tekrar yatağına uzandı. Uyku arasında yine motosikletlinin geçtiğini duyar gibi oldu. Adam caddede fink atıyordu ama ihtiyarın da çok uykusu gelmişti.

            Gecelerin Canavarı, Kadınlar Denizine doğru yol alıyordu. Motorun üzerinde adeta uçuyordu. Kendisini uçak sürüyormuş gibi hissediyordu. Alkolün de verdiği tesirle gaza basıkça basıyor, motorun gürültüsü yetmiyormuş gibi kendisi de naralar atıyordu.

            Kadınlar Denizinden tekrar dönerken kavşağa hızla yaklaştı. Sola dönüp Gurup Sitesi yoluna gireyim derken gözünde birden karşıdan gelen bir arabanın ışıkları yansıdı. Arabaya çarpmayayım diye çabalarken hızlı dönüş yapınca motor altından kaydı. Karşıdaki duvara büyük bir şiddetle çarpan iki tekerlekli “Boooooommmmmm!” diye dehşetli bir ses çıkardı. “Gecelerin Canavarı” yerlerde sürüklendi. Karşı kaldırımlara çarpa çarpa yolun kıyısına yığılıp kaldı.

            Hıfzı Dede, uyku arasında çok uzaktan bir ses daha duymuştu. Ama ne olduğunu anlayamadı.

            Canavar, başındaki kaska rağmen paramparça olmuş, çevreden hiç kimse ne oldu diye o tarafa koşmamış; sabah, gelen bir haberle ambulans onun cesedini hastaneye götürmüştü.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: