HALİT KAYA ALDOĞAN'IN 29 KASIM 1950 TARİHİNDEKİ ŞEHADETİNİN ÖYKÜSÜ
Yayınlanma Tarihi: Perşembe, 29 Kasım 2018
SEDAT ONAR
HALİT KAYA ALDOĞAN'IN 29 KASIM 1950 TARİHİNDEKİ ŞEHADETİNİN ÖYKÜSÜ

 

Piyade Taburlarımız Wawon Bölgesinde Çinlilerle savaşmaya başladığında Kaya ALDOĞAN’ın Talimgâh Bölüğü ilk başta Kunuri yakınlarında ihtiyat gücü olarak bekletilir.


Savaşın kızışması ve Piyade taburlarımızın Çin Birlikleri tarafından kuşatılmaya başlaması üzerine Piyade Taburlarına Sinnim-ni Bölgesine geri çekilme emri verilir. Ancak düşmanla savaşan birliklerin geri çekilmeleri esnasında, savaşan birliklerin, daha geride kalan zinde birlikler tarafından himaye edilmesi gerekmektedir. Çünkü himaye yapılmadan yapılacak bir geri çekilme, birliklerde bozguna ve imhaya neden olabilir. Bu nedenle, Tugay Komutanı tarafından 28 Kasım 1950 günü, Yüzbaşı Kaya ALDOĞAN’ın Talimgâh Bölüğü’ne sabah erken saatlerden itibaren Kunuri’den hareket ederek Piyade Taburlarımızın savaştığı Wawon bölgesinin 5km gerisindeki Sinnim-ni köyüne giderek mevzilenmesi ve geri çekilecek Piyade Taburlarını himaye etmesi emredilir.
Kaya ALDOĞAN hemen bölüğünü toplar. Ulaştırma Bölüğü’nün araçları ile Kunuri’den Sinnim-ni’ye hareket eder. Köy, Wawon’a giden yol üzerinde küçücük bir köydür. Kaya ALDOĞAN köye gelir gelmez bölüğünü ve İstihkâm Takımından bir unsuru köyün doğusundaki tepelere mevzilendirir. Mevzilendirme işlemi öğleden sonra 16:30’a kadar sürer.


Bu esnada, ileri hatlarda Çin Ordusuyla savaşan Türk Piyade Taburlarına da havanın kararmaya başlaması ile birlikte Sinnim-ni Köyü’nün batısına çekilmesi emri verilir. Ancak Taburlarımızın bir kısmının etrafı Çin Birlikleri tarafından çevrilmiş olduğu için geri çekilmeleri zorlaşmış, birçok yerde süngü hücumlarıyla Çinlilere ağır zayiatlar verdirilmesine rağmen Çin ilerlemesi önlenememiştir. Birliklerimiz arasında irtibatlar kaybolmuş, en küçük birlik olan manga komutanlarının inisiyatifinde çarpışmalar devam etmektedir. Diğer yandan, bazı Birlik Komutanları şehit olduğu veya yaralandığı için askerler paniğe kapılmış, ne yapacağını şaşırmış durumdadır.


(Okurlarımızın durumu daha iyi anlamaları açısından genel arazi şartlarını ve iklim durumunu anlatmakta yarar var. Çatışmanın bütün şiddeti ile sürdüğü bu coğrafya, dağlık ve ormanlık, iki tepe arasında mutlaka bir derenin aktığı bir arazi yapısına sahipti. Gündüz hava sıcaklığının ortalama -5 derece, geceleyin ise -10 dereceye kadar düştüğü; askerlerin sadece düşmanla değil, arazi ve hava şartlarıyla da mücadele etmesini gerektiren bir zorlu bir ortamdı. Bunun yanında askerlerimizin kendilerinden kat kat güçlü ve tükenmek bilmeyen bir insan mevcuduna sahip düşmanla mücadelesi eklenince, askerlerimizin ne kadar meşakkatli ve fedakârca bir mücadele verdikleri ortaya çıkacaktır. Zaten sadece Amerika Birleşik Devletleri’ndeki Harp Okullarında değil, İngiltere ve Rusya’daki Harp Okullarının Harp Tarihi derslerinde Kunuri Savaşı’ndaki Türk Tugayı’nın bu mücadelesi övgüyle anılmaktadır.(S.O.))


Kaya ALDOĞAN’ın bölüğü savaşın bu kritik safhasında çok önemli bir görev icra edecektir. Zira üç Piyade taburumuza çullanmış olan 38. Çin Ordusu’nun en öndeki Tümenleri Kaya ALDOĞAN’ın bu küçücük bölüğüyle karşılaşacaktır. Kısaca Kaya ALDOĞAN, bir insanın koca bir dağa omuz vererek geriye itmesi gibi bir şey yapacaktır.


28 Kasım’ı 29 Kasım’a bağlayan 1950 yılının bu berbat akşamında her şey iyice karmaşık bir hale gelmeye başlamıştır. Türk askeri, dilini, arazisini bilmediği, dostunun düşmanının kim olduğunu seçemediği bu ülkede çaresizliklerden çare üretmeye çalışmaktadır.


Akşamın ilk saatlerinde, geride olan 3. Piyade Taburu Sinnim-ni köyüne geri çekilmeye başlar. Ama ne geri çekilme, bozgunu andırır bir tükenmişlik içinde, askerlerin başıbozuk ne yapacağını bilemeden, çaresizce kaçış… Neredeyse çepeçevre kuşatılmış olan 1. ve 2. Piyade Taburlarının daha sonraki geri çekilişleri ise daha büyük bir faciayı andırır. Bölükler birbirine karışmış durumda, emir komuta kalmamış halde süratle geriye doğru kaçmaktadırlar. Diğer taraftan Çin Ordusu neredeyse Sinnim-ni Köyü’ne girmek üzeredir.
Tugay Komutanı Tuğgeneral Tahsin YAZICI akşam saat 20:30 sıralarında Sinnim-ni köyüne gelerek; Kaya ALDOĞAN’ın bölüğüyle nasıl tertip aldığına ve geri çekilmekte olan Piyade taburlarını himaye edip edemeyeceğini denetler. Kaya ALDOĞAN kendilerine “1. Takımı ile Sinnim-ni Köyü’nün güneydoğu sırtlarında, 2. Takımı ile köyün doğu ve kuzeydoğu sırtlarında savunma tedbirlerini aldığını, yanında bulundurduğu bir takımıyla da köyün batısında hazır bulunduğunu, gelişen duruma göre bu takımını kullanarak çarpışacağını” söyler. Tuğgeneral Tahsin YAZICI alınan tedbirlerden memnun kalır; Kaya ALDOĞAN’a dönerek: ”Sen kaç senelik yüzbaşısın Kaya?” diye sorar.


Kaya ALDOĞAN: “Altı senelik kumandanım.” diye cevaplar.


Tahsin YAZICI da daha önceden tanıdığı kara bıyıklı tıknaz yapılı yüzbaşıyı sanki son defa görüyormuşçasına: “Allah seni memleketimize ve sevdiklerine bağışlasın.” der. Daha fazla bir şey söyleyemez.
Yıllar sonra General YAZICI Kore Gazileri ile yaptığı bir toplantıda Kaya ALDOĞAN’ı gördüğü bu son anı: “O çarpışmalar sırasında çok şehit verdik. Bunların arasında sadece Yüzbaşı Kaya ALDOĞAN’ın şehit olacağını, O’nu gördüğüm son gece yüzünde parlamaya başlayan nurdan anladım.” diyecektir.


Son karşılaştıkları gece Kaya ALDOĞAN General YAZICI’ya köyün içerisinde de gerillaların olabileceğini, mümkünse biraz daha ilave kuvvete ihtiyacı olduğunu belirtir. General, ellerinde başka kuvvet kalmadığını, ancak geri çekilecek birliklere bir düzen aldırdıktan sonra kuvvet verebileceğini söyler.

Aslında ortam tamamen karmakarışıktır. Cephe hattından geriye çekilen birliklerin büyük bir kısmının şehit ve yaralılardan dolayı emir komuta sistemi çökmüş, asker başıboş kalmıştır. Yüzbaşı Kaya ALDOĞAN’ın bölüğü ile Sinnim-ni köyünde oynayacağı rol sadece Türk Tugayı’nın Kore’deki kaderini değil, tamamen imha olmamak için geri çekilmekte olan daha batıdaki Amerikan 8. Ordusu’nun kaderini de etkileyecektir.
Oysa gecenin zifiri karanlığında ve Kore’nin dondurucu soğuğunda geri çekilmeye çalışan cephedeki Piyade Taburlarının arasından Çin Ordusu da Sinnim-ni Köyüne girmek üzeredir. Ayrıca köy içerisindeki Kuzey Kore gerillaları da gelen Çin Ordusu’yla koordineli olarak saldırıya geçmek üzere eller tetikte beklemektedir.
Yüzbaşı Kaya ALDOĞAN yanında habercisiyle birlikte bir cepheye yerleştirdiği takımlarının yanına, bir ihtiyatta bekleyen takımının yanına koşarak askerlerine moral vermeye çalışmaktadır. Askerlerine “Kimsenin mevzilerini terk etmemesini, son nefesine kadar vuruşarak öndeki taburların salimen geriye çekilmesi için savaşmasını” emreder. Diğer yandan da durumun vahametini anlamıştır. Cephe hattındaki birliklerin geriye çekilmesiyle, çok üstün düşman kuvvetlerini bölüğüyle durdurmak için insanüstü bir çaba sarf etmesi gerektiğini bilmektedir.

 


Yüzbaşı Kaya ALDOĞAN askerlerini Sinnim-ni köyünü savunmak için kuzeydoğudan güneydoğuya kadar hilal şeklinde mevzilendirdikten sonra köyün içinde General Tahsin Yazıcı’nın yanına giderek son durumu kendisine bildirir ve gelişmeleri takip etmeye başlar.

 


Saat 22.00 sıralarında Albay Celal Dora’da Sinnim-ni Köyü’ne gelir. Celal Dora, Kore Savaşı’nda Türkler 1950-1951 adlı kitabında bu saatleri şöyle anlatır:
“Ben ilk iş olarak Sinnim-ni’ye General Yazıcı’nın aldırmış olduğu savunma düzeni ve verilen emirler hakkında bilgi edinmek için Tugayın Harekât Müdürünü ararken köyün girişinde tek gözlü büyük bir binada yakılmış benzin ocağının başında ısınmakta olan Amerikan Danışma Subayları ile General Yazıcı’yı ve Karargâh Subaylarını sanki tam bir güvenlik içindeymişler gibi toplu bir halde burada görmüştüm. Generale geldiğimi ve birliklerin çekilirken karşılaştıkları durumu anlattıktan sonra Sinnim-ni bölgesinde alınan savunma düzeni hakkında bilgi istemiştim. General; yanında bulunan Talimgâh 1. Bölük Komutanı Yüzbaşı Kaya Aldoğan’ı göstererek, ‘Kaya size alınan düzen hakkında açıklamada bulunsun’ sözünün ardından, Yüzbaşı Kaya Aldoğan ile birlikte General’in yanından ayrılarak dışarıya çıkmıştık.

 


Her taraf zifiri karanlıktı. Yüzbaşı Kaya Aldoğan kendi bölüğü ile aldığı düzeni kolunu tepeler istikametine uzatarak; bir alayın bile zorlukla tutabileceği geniş bir arazi parçasının yüksek noktalarına koyduğu mangalarını teker teker sayarak anlatıyordu. Bu sırada bir astsubay kumandasında iki mangalık bir kuvvetini bıraktığını gösterdiği tepelerden bir elektrik feneri karşıdaki tepeler ile mors harfleri ile muhabere eder gibi yanıp sönmeye başlamıştı. Yüzbaşı Kaya’nın dikkatini o tarafa çekerek ‘Şuraya bak bakalım. İşaret veriyorlar. Aranızda kararlaştırılmış işaret var mı? Acaba ne diyorlar?’ diye sormuştum. Kaya cevaben, ‘Böyle bir işaret kararlaştırmadıklarını, mamafih oraya şimdi iki er göndererek durumu anlayacağını’ söyleyince, ben ‘Bu işareti verenlerin düşman olduğunu tahmin ediyorum, onlar kendi aralarında işaretle mükemmelen anlaşıyorlar, senin ihtiyatında kuvvetin varsa oraya iki er yerine bir manga gönder’ demiştim. Arkasından ‘Taburlar şimdi nerede ve ne yolda emir almışlardır?’ diye sorunca, Kaya, ‘Bundan haberi olmadığını söylemiş’ ve durumu öğrenmek üzere tekrar generalin yanına girmiştim.

 


General, 3. Taburun çok yorgun ve kaybı çok fazla olduğu için istirahat etmek üzere Sinnim-ni Köyünün batısındaki arazi kesiminde ihtiyatta kalmasını, diğer taburların da hazırlanmakta olan yemeklerini yedikten sonra 1. Tabur derenin sağında(güneyinde) ve 2. Tabur solundaki (kuzeyindeki) tepeleri tutmak üzere savunma bölgelerine gönderileceklerini söylemişti. Bu sırada taburlar köy içinde ve binalar arasında toplanmış ve aldıkları emirle yemeklerin pişirilip dağıtılmasını bekliyor, sanki hiçbir tehlike yokmuş gibi istirahata geçmişlerdi.”

 


General Tahsin Yazıcı ve Albay Celal Dora son durumu tekrar değerlendirir; Çinlilerin şiddetli bir taarruza başlayacağının emarelerini görürler. Bunun üzerine Sinnim-ni Köyü içinde yeni bir savunma düzeni alınmasına karar verilir. Emirler verilir ve birlikler aceleyle harekete geçerler.

 


Verilen yeni emre göre: cephe hattından geriye çekilen 7. Piyade Bölüğü’ne Kaya ALDOĞAN’ın yerleşmiş olduğu mevzileri teslim alması ve Kaya ALDOĞAN’ın bölüğüyle süratli bir şekilde köyün batısına doğru çekilerek ikinci hatta savunma tedbiri alması emredilir.

 


7. Bölük Komutanı Yüzbaşı Turhan San kılavuz personel yardımıyla Kaya ALDOĞAN’ın bölüğünün yerleştiği mevzilere doğru bölüğü ile süratle hareket eder. O esnada kuzeyden ve doğudan yaklaşan far ışıkları ile Çin birliklerinin kendi aralarında ışıkla haberleşme yaptıkları fark edilir. Bu yüzden, bölüklerin yer değişimi daha süratle yapılmaya başlanır. Askerler koşarak yer değişimine başlar. Düşmanın geliş yönüne göre mevzilerin sağlamlaştırılması da gereklidir. Ayrıca, savunma için ateş planına, irtibat için telefon hattının döşenmesine, mevzilerin önündeki engellerin yapılması için de malzemeye ihtiyaç vardır. Oysa bunların tesisi için zaman yoktur. Bulunduğu haliyle mevziler devir teslim edilmeye başlanır.

 


Nihayetinde Yüzbaşı Turhan SAN, Kaya ALDOĞAN’ın mevzilerini teslim alır. Kaya ALDOĞAN, bölüğüne Sinnim-ni Köyü içine çekilmelerini ve burada alacakları yeni emre göre hareket edeceklerini söyler. Bölüğü dikkatli bir şekilde mevzilerini terk edip köyün kenarındaki selin oyduğu dere yatağında toplanmaya başlar.
Sinnim-ni Köyü, doğu istikametinden gelen iki derenin köyün içinde birleşerek tek bir dere olarak batıya aktığı etrafı ormanlık tepelerle kaplı bir köydür. Köy evleri ağaçlıklar arasında çevrelerdeki tepelerin eteklerine kadar dağılmış ve kontrolsüzdür.

 


Albay Celal Dora bu esnada karanlıkta yeniden Yüzbaşı Kaya ALDOĞAN ile karşılaşır. Celal Dora, Kaya Aldoğan’a kendi bölüğünün ne vazife aldığını sorar. Kaya Aldoğan ‘henüz bir vazife almadığını’ söyler. Bunun üzerine Celal Dora Kaya Aldoğan’a ‘mevzisini taburlara teslim eden takımlarını Sinnim-ni köyünde toplamasını ve Tugay Muhabere İdare Yerine hareket etmek üzere hazır bulunmasını emreder.



Kaya ALDOĞAN bölüğünü köyün içinde toplayıp tam geri harekete başlayacaktır ki, gece yarısı, birden bire nereden geldiği belli olmayan yoğun ve şiddetli makineli tüfek, havan ve roketatar ateşi başlar. Gece savaşını çok iyi uygulayan Çin Ordusu ani bir baskınla köyün içine kadar girmiştir. Köyün içindeki gerillalar da o sırada geri çekilmekte olan veya yakınlarında mevzilerde bulunan Türk askerine aniden saldırıya geçerler. Askerlerin tamamı şoka girmiş, ne yapacağını bilemeden kaçmaya başlamıştır.

 


Albay Celal Dora, bu ani baskını kitabında şu şekilde anlatmaktadır: “Tugay Komuta Yerine gelişimin üzerinden çok zaman geçmemişti. Vakit 29 Kasım 1950 gece saat tam 01:00’dı. Bulunduğumuz odanın kapısı birdenbire hızla açılarak içeriye giren jipli haberci yüksek sesle:


“Kumandanım, ilerideki birlikler dört tarafından basıldılar, her taraftan ağır makineli ve havan ateşine maruz kaldılar. Ben Topçu Taburu’na haber götürüyordum. Bu cehennemi ateş altında tabura yanaşamadım ve size haber vermeye geldim.”

 


Baskın Sinnim-ni Köyü’nün içine yerleşmiş, göçmen kıyafetli gerillacıların köy evlerinin pencere ve duvarlarından açtıkları şiddetli makineli tüfek ateşleriyle başlamış; bunun hemen ardından, köyün dört tarafındaki tepelerden ve vadi içinden yapılan makineli tüfek ve havan ateşleri takip etmiş; burada başta düşman gerillaları önemli bir rol oynamışlardır.
Baskının başlaması ile birlikte ortalık birden bire cehenneme dönmüştür. Cephe gerisinde bulunan Sinnim-ni köyündeki 3. Piyade Taburu, Topçu taburu ve diğer birliklerden başka, ileri cephede bulunan 1. ve 2. Piyade Taburu bölgelerinden de yoğun ateş sesleri gelmektedir. Sanki birisi bir düğmeye basmış ve cephe, cephe gerisi, yani dört bir taraf aniden ateş yumağı ile çevrilmiştir. O zifiri karanlıkta kimin kime hangi silahla ateş ettiği de pek belli değildir. Tugay birlikleri çepeçevre ve her tarafta birden başlayan zorlu bir gece baskınına uğramışlardır.

 


Çinlilerin alışık oldukları ve büyük bir ustalıkla uyguladıkları tipik baskınlardan biridir bu. Cephe gerisinde nicedir etkinlik gösteren gerillalarla koordine ederek ve cepheden sızdırdıkları gerillalarla bunları takviye ederek oluşturdukları gerilla kuvvetiyle, cephedeki düzenli Çin birliklerinin giriştikleri ortak bir harekâttır. Aynı anda her taraftan başlayan ateş ve hücum karşısında düşmanı şaşırtan, yerinden oynatıp ne yana kaçacağını şaşırtan, panik ve karasızlık yaratan bir dehşet gecesi yaşanmaktadır. Sinirleri çelikten de olsa her askerin kolay kolay dayanamayacağı tepeden inen bir darbedir bu.”

 

O sırada cepheden 5 kilometre gerideki Tugay Komuta Yerinden duyulan korkunç silah sesleri bunu doğrulamaktadır. General Tahsin Yazıcı, Kore Birinci Tugayında Hatıralarım adlı anı kitabında bu durumu şöyle tasvir eder:


“28/29 Kasım gece yarısını takip eden ilk dakikalara kadar devam eden sükûnet, mevzi bölgesinde başlayan ateş sesleriyle bozuldu. Kısa bir zaman içinde mevziin önünde, arkasında, yanlarında şiddetlenen hafif, ağır silah sesleri durmadan devam ediyordu. Telefon, telsiz aramalarına cevap alınamıyordu. Ateşin başlamasından tahminen 10 dakika kadar sonra Tugay Komuta Yerine gelmiş olan Topçu Tabur Komutanı, Topçu Taburunun her tarafından bir ateş baskınına uğradığını, birkaç dakika sonra gelen bir batarya komutanı da bataryasının yakıldığını haber verdiler.

 


Demek ki gece muharebeleri başlamıştı. Nasıl bir manzara alacağı belli değildi. İleri ile irtibat kurulamıyordu. Bir hüküm ve karara vardıracak biricik vasıta, ileriden gelmekte olan silah seslerinin devamı idi. Topçu Taburuna baskın yapan düşman, ya savunma hattımızdan geceden istifade ederek içimize sızmış bir kuvvet yahut gerimizde toplanmış bir gerilla grubu olabilirdi. Çünkü halk köylerinde idi. Ateş seslerinin devamına bakılınca düşman veya taraftarlarının kısa veya uzun zamanlı bir gece faaliyetine geçmiş olduğu hakikati anlaşılıyordu.”

 


Oysa Tugay Komutanının, komuta yeri olarak kullandığı okul binasından dışarıya çıktığı zaman gördüğü manzara çok daha kötüdür. Tahsin Yazıcı hatıralarına devamla:
“Durum çok ciddi ve buhranlı idi. Çekilen birlikler parça parça birbirine karışmış, motorlu araçlar, toplar, ikisi üçü yan yana üstü üstüne gelerek yolu bütün genişliğince kapamış, hareket imkânlarını kaybetmiş, yoğun bir kitle halinde donup kalmış, emir ve komuta hâkimiyeti elden çıkmıştı. İşte sakınmak istediğimiz gece muharebesi irili ufaklı türlü şeametleriyle, düşman çemberinden evvel, birliklerimizi kuşatmıştı. Karışık ve tehlike dolu bu hali, gece karanlığı içinde bir düzene koyup inzibata almak zor, fakat mutlak bir zaruretti.”
Evet, Tugay dört bir yandan düşmanın gece baskınına uğramıştır. Cephedeki piyade taburları mevzide olduklarından düşmana dayanmışlar, ama cephe gerisindeki birlikler paniğe kapılarak ve birbirlerini etkileyerek geriye doğru kaçmaya başlamışlardır. Cephedeki taburlarla ne telli, ne de telsiz irtibat bir türlü sağlanamamaktadır. Buna karşın araçlı veya yaya gelen haberciler, komutanlığa birbirini tutmaz, abartılı haberler iletmekteydiler. Yani, 28/29 Kasım’ın o zifiri karanlığında ortalık tam bir karışıklık, müthiş bir bozgun, panik içinde allak bullaktır.

 


Tugay Komutanının bu durumda iki seçeneği bulunmaktadır. Ya cephedeki Piyade Taburlarını kendi başlarına bırakarak bozguna uğrayan bu kitleyi daha gerilerde yeniden düzenleyip mevzilendirmek; ya da geri gitmekte olan bu kitleyi çevirerek burada bir mevzi tutmak ve cephedeki taburları her ne pahasına olursa olsun kurtarmak.

 


Ancak bu gece Yüzbaşı Kaya ALDOĞAN’ın bölüğüyle oynayacağı rol Tugay Komutanının alacağı kararı etkileyecektir.

 


Çünkü geride yeni bir savunma hattı kurmak için bölüğünü köyün kuzey kenarındaki dere yatağında toplamaya çalışan Yüzbaşı ALDOĞAN, ani baskın karşısında yanında bulunan askerleri süratle köyün içine dağıtmış, böylece köyün içine giremeyen düşman tereddüt göstererek ilerlemesini durdurmuştur. Yüzbaşı Kaya ALDOĞAN’ın bölüğünün köye doğu ve kuzeydoğudan girmeye çalışan düşmana karşı şiddetle karşı koyması Tugay Komutanının kararını etkilemiştir. Tugay Komutanı, ikinci hareket tarzını uygulayacaktır. Geriye doğru kaçan başıboş askerler durdurularak bu bölgede yeniden bir cephe tesis edilecek ve ileri hatlardaki Piyade Taburları kurtarılacaktır. Bu hareket tarzı, hem Türk Tugayının hem de geriye doğru çekilmekte olan Amerikan 8.Ordusunun kaderinin değiştiği andır.
Tahsin Yazıcı yanında bulundurduğu İnzibat Takımına, bulabildiği karargâh subaylarını da katarak, kaçan yayaları ve araçları durdurmak, şoförleri dışında araçtakileri yere indirmek ve inenleri bir düzene sokmak görevi ile hemen harekete geçirir. Bu subaylara gerektiğinde silah kullanmalarını emreder. Topladığı 150 ere bir konuşma yaparak onların moralini yükseltmeye çalışır.
Balkan Savaşına katılmış Hafız Hakkı Bey Balkan Savaşındaki bozgunu anlattığı “Bozgun” adını verdiği anılarında dediği gibi: “Bozgun askeri pek korkaktır. Bir demir el, bozgun askerinin yüzlercesini toplayabilir” diyerek bu hassas durumu vurgulamıştır. Aslında zafer ile hezimet arasındaki ince çizgi de budur. Bu gece Kore’deki Türk Tugayı’nın kader gecesidir.

 


Dondurucu bu Kore gecesinde vakit gece yarısına yaklaştığında mehtap çıkmaya başlar.
Düşman, Yüzbaşı Kaya ALDOĞAN’ın bölüğünün bulunduğu dere yatağına yönelik saldırısını yoğunlaştırmaya başlar. Yaklaşık 30 metre mesafeden açılan makineli tüfek ateşleri Talimgâh Bölüğünü adeta yere çivilemiş, askerler başlarını kaldıramaz olmuşlardır.

 


O sırada yakınlarda bulunan Teğmen Bahtiyar YALTA 1982 yılında Korsavaş Dergisi’nde yayınladığı makalede bu olayı şu şekilde anlatmaktadır:

 


“Köyün kuzey kenarında topluca bekleyen 1. Talimgâh Bölüğü, karşı evlerden, makineli tüfek ve el bombası ateşini yer yemez, kuru sel yatağına yamanır.

 


Yüzbaşı Kaya ALDOĞAN erlerine:


‘Ateş!’ emrini verir. Yakın evlerden atılan el bombaları, sık sık gerillalara iade edilir.
Yüzbaşı ALDOĞAN: ‘El bomba sandığını buraya getirin,’ der. Yüzbaşı evlere, el bombası atmaya başlar.”

*****

 


Sinninm-ni Köyü’ndeki bu uğursuz dere yatağındaki Kaya Aldoğan’ın mücadelesinde, bölüğü bulunduğu yerden Çinlilere ateşle karşılık verirken Kaya Aldoğan bölüğünden biraz daha ilerde Çinlilere daha yakındır. Kaya Aldoğan’ın yanında gündüz bacağından yaralanmış bir erle hizmet eri Ödemişli Mustafa İçöz vardır.
Kaya ALDOĞAN’ın düşmanın bu ani saldırısına cesaretle karşılık vermesi bölüğünün galeyana gelmesine neden olur. Bütün bölük bir anda canlanıp düşmana şiddetle karşılık vermeye başlar.
Emir eri el bombası sandığını taşımakta, Kaya ALDOĞAN’da sandıktan aldığı el bombalarını ateş gelen noktalara atmaktadır. Bu sefer şaşırma sırası düşmandadır. Üzerlerine atılan el bombalarından kaçmak isteyen düşman gerillaları, bulundukları noktaları terk etmiş, Talimgâh Bölüğü de rahatlama fırsatı bulmuştur. Köye giriş için dere yatağından ilerlemeye çalışan Çin askerleri de paniğe kapılıp, geri çekilmeye başlamıştır.
Dere yatağından ilerlemeye çalışan düşmanın bu tereddüdü aslında Sinnim-ni savaşının kaderinin değiştiği andır. Bu tereddüt geriye çekilmeye çalışan 1. ve 2. Piyade Taburlarının işini kolaylaştırmış ve imhadan kurtarmıştır. Diğer yandan General Tahsin YAZICI’nın bozgun halinde geriye çekilen Türk askerini durdurarak, bunlardan yeni bir savunma hattı oluşturması da yıldırım hızıyla taarruz eden Çin Ordusu’nu durmasını sağlamıştır.
Kaya ALDOĞAN’ın bu saldırısı esnasında 2. Tabur Komuta yerine giden 5. bölük erlerinden biri: “Talimgâhın yüzbaşısı sadece elindeki bombaları atmıyordu. Çinlilerin O’na attığı el bombalarını da patlamadan yerden alıp, iade ediyordu.” diyerek Kaya ALDOĞAN’ın cesaretini övmektedir.
Yüzbaşı Kaya Aldoğan habercisinin de yardımıyla 12-13 sandık el bombasını pimlerini tek tek çekerek düşmana atmıştır. Ancak Çinlilerin ateşlerinin yoğunluğu da artmıştır. Bunun üzerine hizmet eri Ödemişli Mustafa İçöz, “Yüzbaşım kimse kalmadı, çekilelim” sözüne karşılık, “Siz kendinizi koruyun, yalnız bomba sandıklarını yanıma getir” diyerek, mücadelesine yalnız başına devam etmeye karar vermiştir.
Vakit gece yarısını gösterirken, Yüzbaşı Kaya Aldoğan sağ bacağından vuruldu. Vurulduğu esnada el bombalarını Çinlilere atmaya devam ediyordu. Ancak aldığı yaradan dolayı aşırı kan kaybetmeye başladığı için gücü tükenmişti. Son bir gayretle bir el bombasının pimini çekip düşmana atıyordu ki bu sefer bomba tuttuğu sağ elinden vuruldu; iyice dermansız kaldı ve yere düştü. Elinde tuttuğu pimi çekilmiş el bombası infilak etti. Kaya Aldoğan elinden ve başından aldığı yaralarla yere düştü. Hizmet eri Mustafa, hemen komutanın yanına geldi. Kaya Aldoğan’ın son nefesini vermekte olduğunu gördü. Mustafa komutanı Halit Kaya’yı bu haliyle bulunduğu yerden birkaç metre gerideki sipere getirdi. Halit Kaya Aldoğan girdiği bu son siperde son nefesini verdi. Hizmet Eri Mustafa İçöz siperin içinde bulduğu ıslsk bir brandayı yüzbaşısının üzerine örttü ve kalbiyle Fatiha okudu. Başka bir şeyi kalmamıştı; siperi terk ederek geride bulunan bacağından yaralanmış diğer arkadaşını sırtladı; yoğun ateş altında Ankara’dan beri komutanlığını yapan Yüzbaşısı Kaya Aldoğan’ı orada bırakarak bölüğüne doğru geri çekildi. Bölükteki çavuşlardan biri Hizmet Eri Mustafa’nın yaralı başka bir askerle geri gelişini patlayan bombaların ani ışıldamalarında fark etti. Mustafa’nın yanına giderek “Kaya yüzbaşı nerede” diye sordu. Hizmet Eri Mustafa gözleri açıkken görülen bir rüyadaymışçasına, sorulan sorunun belki farkına varamadığından, belki de inanmak istemediğinden cevap vermedi, başını sadece öne eğdi. Bölük erlerinden Mustafa’nın gözlerindeki kurumuş yaşları görenler, ne olduğunu anladı.

 


Bu durumu, Kore Savaşından dönenlerden sıcağı sıcağına derlenen ve Genelkurmay Başkanlığınca 1957 yılında “Kore Muharebeleri” adıyla yayınlanan kitaptan aktaralım.

 


“Kaya ALDOĞAN bir ara ayağından bir kurşun ile yaralandı. Fakat O’nu düşmanın mermileri de yıldırmadı. Bombalarını düşmana savurarak aldığı yaranın acısını kat kat çıkarmış ve bir adım geriye atmamıştır. O bir Türk Kumandanı idi. Öyle bir Türk Kumandanı ki, bir er gibi dövüşmekten çekinmeyen ve Türk’ün şerefi için canını vermeyi esirgemeyen bir Türk Kumandanı.

 


Vücudundaki takat, kanın akmasından eksildi. Fakat damarlarındaki kanın kuvveti O’nu şahlandırdı. Bombalarını savurdu. Sağ elindeki el bombasının emniyet maşasını çekmiş, düşman üzerine fırlatıyordu. Kahramanlar kahramanı Kaya ALDOĞAN’ın sağ eline isabet eden bir kurşunla, vücudunun son takatini sarf ederken elindeki bomba patladı ve ebedileşen azizlerimizin arasına karıştı.”

 


Fotoğraf Kuyeta arşivi. Kaya Aldoğan'ın da emek sarf ederek açılmasına öncülük ettiği daha sonra kendi adıyla anılacak Kuşadası Ortaokulunun 27 Eylül 1949 tarihindeki açılış töreninden. Kendisi tam ortada üniformalı olan.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ