KAVUNLAR
Yayınlanma Tarihi: Cumartesi, 18 Ocak 2020
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
KAVUNLAR

                                                           

 

            Jale, bir İstanbul kızı. Ondan bir anısını anlatmasını istedim. O da anlattı:

            “13-14 yaşlarındaydım sanırım. Babam, benim canım babam daima örnek aldığım insan. Zaten ona benzediğim söylenir hep.

            Babam, 15 yaşında Kayseri’deki ailesinden ayrılıp İstanbul’a geliyor ve hayat mücadelesi başlıyor. Benim babam dünyadaki en çalışkan insanlardan bir tanesi. Hayat üniversitesini bitirmiş, yüce insan.

            İstanbul Gedikpaşa’da bir ayakkabı ve deri dükkânımız vardı. Babam çok çalışırdı. Hafta sonları ben de yardıma giderdim. Hemen hemen Gedikpaşa piyasasında bütün esnafı tanırdım. O zamanlar sene 97 tabii, sonrasında esnafı dağıttılar. Gedikpaşa’yı turizm yeri yapıp yeşil saha yapacağız diye.

            Babam, derileri Gerede’den alırdı. Babamla birlikte Orhan Amcamız ayda bir kere Gerede’ye fabrikaya gider malları seçip geri gelirlerdi. Orhan Amcamız Gedikpaşa piyasasının en zengin iş adamlarından biriydi. Benimle yaşıt bir oğlu vardı. Trafik kazası sonucu oğlu Hasan’ı kaybetti. O kayıp onun hayatının dönüm noktası oldu. Bir daha toparlayamadı kendini. Şu an Orhan Amca ne durumda bilmiyorum. Belki babam ondan ara ara haber alıyordur.

           Yine bir Gerede yolculuğu vardı. Babam ve Orhan Amca Gerede’ye gidip mal seçip geleceklerdi. Ancak bir Gerede yolculuğunun sonunda kapımıza bir kamyon dolusu kavunun geleceği aklımıza hiç gelmezdi.

           Dönüşte bir dinlenme tesisinde babam ve Orhan Amcanın dikkatini kavun yüklü bir kamyon çekiyor. Bunlar Ankara kavunu. Meşhurdur ve tadı çok güzeldir. Arabanın arkasına beş on kavun atalım diyorlar. Kamyon şoförü ile biraz muhabbetten sonra nasıl oluyorsa bir kamyon kavunu alıyorlar.

           Ertesi sabah bir kamyon kavun Erol Taş’ın kahvehanesinin önüne geliyor. Belki bilirsiniz Sultanahmet Cankurtaran’da Erol Taş’ın kahvesi vardı. O zamanlar ailelerin de oturabileceği güzel bir cafe haline gelmişti.

           Kahvehanenin önüne gelen bizimkilerin satarız diye aldığı bir kamyon kavun tabii satılamadı. Peki, kavunlar ne oldu? Tüm Cankurtaran’daki evlere dağıtıldı. Erol Taş-Halil Taş kahvehanelerinde gelen müşterilere ikram edildi. Bütün kış her evin, eskiden divan derdik, divanların altı kavun doluydu, Cankurtaran olarak kavuna doyduk!

           Ben Sultanahmet-Cankurtaran çocuğuyum. Harika bir çocukluk geçirdim.

           Erol Taş, Erol Evgin, Türkan Şoray, Filiz Akın daha pek çok sanatçıyla büyümüş, mutlu bir çocuğum.

           Babam sayesinde bir kış kavuna doyduk!”

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: