Kuşadalı Çam Mehmet Efe
Yayınlanma Tarihi: Perşembe, 10 Kasım 2016
SİLVAN GÜNEŞ - Biyografi Yazarı
Kuşadalı Çam Mehmet Efe

 

Arnavut kökenli bir ailenin çocuğu olan Mehmet 1878’de Girit’in Hanya şehrinde doğdu. Mehmet, henüz on yaşlarındayken ailesi Kuşadası’na göç etmişti. Babası İbrahim Ağa, Kuşadası’nda toptan ve perakende bakkallık yaparak geçimini sağlamaya çalıştı. Arnavut kökenli olmaları nedeniyle Mehmet’in ailesi Çam lakabı ile anıldığından, baba “Çam İbrahim Ağa”, oğlu da “Çam Mehmet” olarak tanınırdı. Cumhuriyet kurulduktan sonra soyadı kanunu ile aile “Özçam” soyadını alacaktı.

 

Aile Kuşadası’na taşınır taşınmasına ama Girit’de Rumların Türk ailelerine uyguladığı akıl almaz vahşetleri asla unutmadı. Haliyle küçük Mehmet de çocuk yaşta bu vahşete şahit olduğundan hafızasında bu kötü anıları hep taşıdı. O yüzden, Kuşadası’na göç ettiklerinde buradaki Rumlara karşı ailece yakınlık gösterememişlerdi. O yıllarda Kuşadası ve köyleri Çanlı ve Rum Çanlısı, Söke ve köyleri, Akköy ve Yoran, Ayasuluk (bugünkü Selçuk), Çirkince (bugünkü Şirince) Rumların nüfus sahaları olmakla birlikte, ziraat ve ticarette de hakim oldukları yerlerdi. Söke ve Sisam Metropolitliği bu bölgenin içindedir ve merkezi Sökeydi. Söke’nin en verimli arazileri Rum Beylerine aitti ve Ayasuluk, Kuşadası ve Söke’nin mahsulü, Sisam (Samos) adası ile devamlı irtibatta olan Rum işçileri ürünlerini deniz yoluyla Sisam’a oradan da Yunanistan’a ve Avrupa’ya aktarımını yapılmaktaydı. Rum çiftçilerinin işçi ihtiyacı Sisam adasından sağlanmaktayken, orman ve dağları bozup tarla yapmak için ağır işlerde çalıştırılmak için ise Konya Bozkır’dan işçiler getirilmekteydi.

 

Çikince, Akköy ve Yoran (bugünkü Yenihisar) gibi köylerine ırak olan Rum Köylerinde yerili Rum eşkıyaları ile Sisam’dan gelen eşkıyalar cirit atmaktaydı. Türk kolluk kuvvetleri her ne kadar bu eşkıyalara göz açtırmamaya çalışsa da Türk kolluk kuvvetlerinden kaçan Türk eşkıyasının yatağı da Rum damları ve köyleriydi.

 

Çam Mehmet Kuşadası’na on yaşında gelmişti ama o yaşlardan ilk gençlik yıllarına kadar etrafında olup bitenleri çok iyi gözlemlemiş, değerlendirmiş, dostu düşmanı çok iyi bellemişti. Çam Mehmet Kuşadası ve civarında hakim sınıf olarak Rumların ağırlıklarının farkındaydı. Kendisi de baba mesleğini sürdürdüğünden, bu gözlemlerini ticaretin içindeyken daha net yapabilmişti. Yirmi yaşına geldiğinde babasıyla türün ticareti işlerine gitmiş, geçim sıkıntısı olmayan bir birey olarak yaşamını sürdürüyordu. 1900’lü yıllarda Rumlar ne devletten ne de milletten korkmadıkları gibi Rum kabadayılarının yöredeki Türk kadınlarına yönelik yaptıkları tacizler ve sarkıntılık gün geçtikçe artarak gündeme düşmekteydi. Çanlı Rumlarından Rum bir kabadayının Çanlı’da kadınlar arasında kutlanan bir düğüne gidip buradaki kadınlara sarkıntılık yaptığı söylentisinin çıkması üzerine, Çam Mehmet soluğu Çanlı’da almış, kendisinin de tarlasının bulunduğu mevkideki bir kahvede bu olayı haber veren kişiyle buluşarak bir plan yapmaya koyulmuştu. Türk kadınlarına sarkıntılık eden Rum eşkıyanın da Çanlı’da tütün tarlası olduğundan, o da buradaki kahvehaneye uğramaktaydı. Çam Mehmet arkadaşıyla planladıkları gibi Çanlı’nın kahvehanesini bırakmıyor, Rum eşkıyasının yolunu gözlüyordu. Bir gün kahvehanede dama oynarken kendisine Rum kabadayının kahveye geldiği ispiyonlandı. O sırada kahvehanede kahveci, Çam Mehmet, dama oynadığı kişi ve orada olduğu için oyunu izleyen bir Yahudi çerçi vardı. Çam Mehmet damada rakibini karşı hamle için uzunca bir süre düşünmesini sağlayacağı kritik bir aşamaya gelmiş, herkes oyuna kilitlenmişti ki Çam Mehmet Rum eşkıyanın geldiğini haberini aldığından, kahveden dışarı çıkmış, kahvadekiler ise bunu fark etmemişti.

 

Çam Mustafa 1.55 boyunda ve oldukça zayıf olmasına rağmen, bıçak kullanmakta usta olan Giritli özelliği taşımaktaydı. Oldukça atik ve kuvvetli bir genç olmasının yanı sıra ataklığı refleks kabiliyetini de ortaya koymaktaydı. Gözü pek olduğu kadar sonunun düşünmediği tehlikelere kendini kolay atabilen bir karaktere de sahipti. Dışarı çıktığında kahvehaneye atıyla yaklaşmakta olan, kendisinin aksine oldukça iri yarı, boylu poslu Rum kabadayısını gördü. Rakibini gören Çam Mehmet hemen hemen yolun üzerindeki dereye girerek beline sıkıştırdığı bıçağı çekip beklemeye başladı. Dereden geçmek için Rum atından indi, atı Çam Mehmet’in kendilerine yaklaştığını hissedince dereye girmemek için direnmeye başlamıştı ama o sırada tehlikeyi sezemeyen Rum dereyi adımlamaya başlamıştı bile. Bu fırsatı kaçırmak istemeyen Çam Mehmet hemen sindiği yerden fırlayarak Rum’un yakasına yapışarak bir kaç bıçak hamlesi yapmış, Rum ise şaşkınlığını üstünden atamadığı için karşılık dahi veremeden hemen oracıkta ölmüştü.

Üstünü başını düzelten Çam Mehmet yeniden kahvehaneye döndüğünde, dama oynadığı kişiyi ve izleyen çerçiyi damanın başında oturanlar hale damaya kilitlenmiş, hamleler üzerinde düşünüyorken buldu. Hiç kimse bu zaman zarfında kendinin yokluğunu nasıl olmuşsa fark edememişlerdi! Kısa bir zaman sonra dışarıda bazı bağrışmalar duyulunca kahvehanedekiler dışarıya çıktıklarında kanlar içinde cesedi oraya getirmiş insanlarla karşılaştılar. Daha sonra soruşturma yapmak üzere jandarma da oraya geldi fakat soruşturmada hiç bir sonuç alınamamış, olay hakkında hiç kimse en ufak bir bilgi vermemişti. Jandarma yeniden yaptığı araştırma sonucunda olay yerinde hayıt ağacından yapılmış bir kırbaç buldu. Araştırması sonucunda kırbacın Çam Mehmet’e ait olduğu anlaşılınca Çam Mehmet tevkif edilerek hapishaneye konuldu. Bir kaç duruş sonunda ise iki yıl hapis yedi.

 

Bir kaç gün hapiste kaldıktan sonra arkadaşının desteğiyle demir parmaklıkları söken Mehmet firar etti. O sırada hapiste yatan diğer mahkumlar da kaçmış, güvenli buldukları bir yerlere sığınmışlardı. Çam Mehmet ise Mahmut Esat’ın ( daha sonra Bozkurt soyadını alacak) babası Hasan Bey’in Arvalya’daki çiftliğine sığındı. Bir süre burada saklanan Çam Mehmet’i buradan çıkarma planları yapıldı ve Hasan Bey Çam Mehmet’e kara çarşaf giydirerek kendisini gemiyle Girit’e gönderdi. Kısa bir süre sonra af çıkmış ve bunu haber alan Çam Mehmet ise hiç vakit kaybetmeden yeniden Kuşadası’na dönmüştü. Fakat dönüşünde yaptığı ilk iş arkadaşları ile bir çete kurmak olan Çam Mehmet, bölgedeki Rum kabadayı ve Sisam’dan gelen eşkıyalara karşı mücadele etmenin dışında başka bir düşünce taşımamaktaydı. Düşündüğü gibi de yaptı. Söke’de Giritli Cafer’le iletişime geçti. Milli Mücadele sırasında ise Yörük Ali Efe ile irtibat sağladı. Birinci Dünya Savaşı’na kadar mahalli ve civar Rum eşkıyasıyla mücadelesini sürdürdü. İtalyanlar; 6 – 7 Kasım 1918’de Antalya, Bodrum, Fethiye, Marmaris, Kuşadası ve Konya’yı işgal etmişlerdir. Kuşadası’nı işgal ettikleri tarihe kadar Çam Mehmet buradaki Türklere zulmeden Rumlara gerektiği cezaları vermişti ama Rumların bölgedeki hakimliği hissedilir şekilde devam ediyordu. Kaldı ki İtalyan işgalinin yanı sıra 5 Mayıs 1919’da Kuşadası’nı Yunanların da işgal etmesi üzerine Rumlar işgalcileri çiçeklerle karşılamış, yollarına halılar sermişti. Bu coşku ve sevinç Türklerin çok canını sıkmıştı sıkmasına ama padişah Vahdettin’in yolladığı fermanda kendilerine iyi davranılacağı hatta işlerinin kolaylaştırılacağı vb türden emirlerin yer alması, halkın elini kolunu iyiden iyiye bağlamıştı.

 

Kuşadası’nı işgal eden İtalyanların hemen ardından 15 Mayıs 1919’da Yunanların önce İzmir’i ardından da Ayasuluk’u da işgal etmeleri üzerine, Ayasuluk’u da işgal eden İtalyanların, buradaki birliklerini geriye çekmelerine neden olmuştu. Bu çekilme esnasında İtalyanlardan silah ve istihbarat yardımıyla Yunan kuvvetlerini taciz etmeye başlayan Çam Mehmet daha sonra Kuşadası’nda Mahmut Esat ve diğer ileri gelenlerle Kuvayi Milliye teşkilatını kurarlar. Böylece Çam Mehmet istiklal harbinde yerini almış olur ve garp cephesi kuruluncaya kadar milli kuvvetlere kendi bölgesinde destek verir.

 

Giritli Cafer Germencik İstasyonu’nda şehit düşünce Çam Mehmet hemşerisi Kaurzade Zekai Bey aracılığı ile Yörük Ali Efe ile temasını sürdürür.  İtalyanların Kuşadası’ndan çekileceklerini ve burayı Yunanlara bırakacaklarını öğrenmesi üzerine Çam Mehmet ailesini gemiyle Küllük’e (Güllük), buradan da Milas’a gönderir. Yunanlıların işgal ettikleri bu topraklarından daha sonra büyük bir hezimetle ayrılışlarına kadar Ayasuluk, Kuşadası, Çanlı, Rum Çanlısı, Kalamaki yörelerinde yerli Rumların Yunanlılarla olan işbirliğini bozmak için elinden ne geliyorsa yapar. Kuşadası’nın Yunan işgalinden kurtuluşu olan 7 Eylül 1922’de çetesi ile Kuşadası’na ilk giren Çam Mehmet ve çetesi olmuştur. Kuşadalıların ünlü Birinci Hoca’sı, onun Kuşadası’na birliğiyle girişini öğrencileri ile birlikte ayaklarına çiçekler serperek karşılamışlardır. Zaferin ardından Çam Mehmet İstiklal Madalyası ile onurlandırılır. Fahri yüzbaşılık unvanı ile ödüllendirilir ve kendisine Kuşadası’nın Karaova mevkinde iki yüz dönüm tarla verilir.

 

14102764_10154354666941063_8598379138933283945_n

Kuşadalı Çam Mehmet         Efe ve torunu        (7  Eylül 1944)

Çam Mehmet Efe mütevazi ve çekingen bir kişiliğe sahip olduğundan, Milli Mücadele yıllarında  bu toprakları ve Türk halkının namusunu, onurunu, haysiyetini korumak için verdiği özverili mücadelesini anlatarak yaptıklarıyla övünmeyi yeğlemediği kadar, kendisinin bu yaptıkları da kimliği de bir o kadar çabuk unutulmuştur. Kendisi, Kuşadası’ndaki kaymakamlık binasına asılan Yunan bayrağını indirip yerine Türk bayrağını çeken kişilerdendir. Dileğimiz, Çam Mehmet Efe’nin ve silah arkadaşlarının da milli bayramlarda en azından kim olduğu ve yaptıkları gelecek nesillere anlatılmasıdır.

Silvan Güneş

Biyografi Yazarı

Alıntı ve kaynak: ERKAL, Ali Ekrem, Girit, (Geleneksel Kültürüyle Türk), Toplum, (3. Kitap), s. 192, 193, 194, 195.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ