KUŞADASI’NDAN BİR ÖYKÜ FIRTINASI (10)
Yayınlanma Tarihi: Cuma, 03 Mayıs 2019
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
KUŞADASI’NDAN BİR ÖYKÜ FIRTINASI (10)

 

 

            Bu kadar kalabalığın ve hakikatten Kuşadası’nın menfaatleri göz önünde tutulursa bu satışın gerçekleşmesini Süleyman da istemektedir. Babasına, baba bu satışa razı ol, yoksa bir sürü insanın geleceği ile oynamış oluruz, biz bu halkın içinde yaşayamayız, der. Baba, yaa öyle mi, der. Benim bunca çabalarım senin içindi, bu yeri sana verecektim, sen böyle istiyorsan tamam o zaman, der ve oradaki halktan büyük bir alkış kopar, bravo sesleri yükselir.

 

            Tapu Müdürlüğünde oturan Osman Ustayı Kaymakam makam odasına alır. Oğlu Süleyman’la beraber makama geçerler. Burada daha önce satış için hazırlıklar yapılmıştır. Emekli Sandığı Genel Müdürü, alıcı olarak oradadır. Diğer arazi sahipleri, Ziraat Bankası Müdürü dahi oradadır. Satışlardan alınan paraları bankaya hesap açtırmak için o da hazırlıklı gelmiştir. Arazinin parsel değerleri daha önceden belirlenmiştir. Metrekare olarak değerlendirilmiştir, ona göre parsellerin belli fiyatları vardır. Metrekare fiyatlarında en çok bedel Osman Ustaya verilmiştir. İlk olarak Osman Ustanın satış işlemi yapılmış ve ödenen miktarı banka müdürü almış, Osman Ustaya bir banka cüzdanı satış miktarı kadar düzenleyip vermiştir. O gün orada satış yapanlara halk artık zengin oldular, der. Osman Ustadan daha çok miktarlara sahip olanlar vardır. Kimse parasını banka müdürüne vermez. O kadar parayı cebine sığdırmaya çalışırlar. Bir tanesin cebi o kadar parayı zor alır, paraları cebine teperek sığdırır.

 

            Satış tamamlanır, paralar bankaya yatar. Osman Usta, Süleyman’la eve giderler. Aile de merak içindedir. O zaman cep telefonu yok ki anında olan bitenin haberi alınsın. Evde herkesi bir düşünce alır. Bu kadar paranın sahibi olmak aile için düşündürücüdür. Baba, günün yorgunluğunu daha üzerinden atamamıştır. Bakalım ileride neler olacak. Sabrederler. Sanki aile o paralara sahip değilmiş gibi hayatları devam eder. Osman Usta yine çalışır. Eski belediyenin olduğu yerde Alim Beyin kahvesi, yanında Sahil Liman Başkanlığı ve Barbaros Caddesi üzerinde de Jandarma Komutanlığı binaları vardır. Bu binalar belediye binası yapılması için istimlâk edilmiştir. Binalar yıkılmaya başlanır. Jandarma binasını da Osman Usta ile Nezir Usta yıkım için üstlenmiştir. İki ortak binayı yıkmaya çalışırlar. Yıkım için hiçbir ücret almazlar. Çıkan enkaz onların olacaktır. Bina ne zaman yapılmış bilinmez. Fakat kullanılan ahşap keresteleri sapasağlamdır. Bir yer sökülürken oradan çıkan malzeme bir sana, bir bana usulü bölüşürler. Epey bir malzeme sahibi olunur. Bu yıkım işini yaparken karşıdan seyirciler Osman Usta için, yahu bu adam yer satıp dünya para aldı halâ bu eski işlerle uğraşıyor, dediklerini tesadüfen orda olan Süleyman da kulağı ile duyar. Fakat bir şey demez. Süleyman’ nın arkadaşları da artık siz zengin oldunuz, çalışmanıza gerek yok, iki üç tane baban taksi alıversin, bir yazıhane aç, şoförler çalışsın, sen keyfine bak, derler. Süleyman 12 yaşından beri inşaatlarda çalışmış, işten korkmayan biri olduğu için arkadaşlarının bu sözlerine pek rağbet etmez. Zaten para babasındadır. Bu arada Süleyman da Güvercinada’da İller Bankasının yaptığı düzenleme işlerinde bir iki ustayla beraber çalışır. Yola taş döşenir, duvarlar yapılır. Osman Usta da Kervansaray içerisinde tuğla kemerleri yapar. Müteahhit Yusuf hesabına yevmiye ile çalışır.

 

            Baba bir yandan da Süleyman’a bir iş düşünür. Kendileri inşaatçı olduklarından inşaat malzemesi ticareti yapmayı düşünürler. Bu iş için uygun dükkân aranır. Baba bir gün oğluna postane sokağında Şükrü Aksoy’a ait tütün deposu olan yeri kiraladığını, burada kereste ve inşaat malzemesi satacaklarını söyler. O zamanlar Kuşadası’nda bir tek Keresteci Cemil Sarıoğlu ile Ali Karasu ortak olarak kereste, inşaat malzemesi, boya işi yapmaktadırlar. Daha sonra Kervansaray’ın etrafındaki dükkânlar yıkılıp Kervansaray’ın etrafı açılınca Ali Karasu daha önce belediyeye ait eski pazaryerindeki arsalardan satın alıp oraya dükkân yapmış ve Cemil Sarıoğlu’ndan ayrılıp kendi başına kerestecilik yapmaya başlamıştır.

 

            Kiraladıkları yeri teslim alırlar. Eskiden burası tütün deposu imiş. Dükkânın tabanı tahta döşelidir. İki penceresi vardır. Osman Usta yanına oğlunu da alıp İzmir’e giderler. Kerestecileri gezerler. Daha önce de Cemil Sarıoğlu’na kerestecilik yapacağından bahsetmiştir. Osman Ustaya Cemil Sarıoğlu İzmir’de keresteci Mehmet Gürsel’i tavsiye etmiş, kartını vermiştir. Baba oğul keresteci Mehmet Gürsel’e giderler. Yeni dükkân açacaklarını bir iki kamyon kereste alacaklarını söylerler. Mağaza sahibi hangi ebatlarda kereste alacaklarını dükkânda neler olması gerektiğini söyler ve alışverişte yardımcı olur. Baba, hızar da alacaklarını söyler. Dükkân sahibi Özler marka hızarı tavsiye eder ve fabrikasını tarif eder, baba oğul fabrikaya giderler. 80’lik bir hızar alırlar. Hızarın o günkü fiyatı 5500 liradır. Parayı öderler. Tekrar keresteciye dönerler. Keresteci hızar makinesini kerestelerle beraber getireceğini söyler. Bu arada hızar makinesine şerit testere alınması gerekir. Mezarlıkbaşı’nda Kafadar ticaretten bir top 50 metre şerit alırlar. Kuşadası’na dönerler.

 

           Ertesi gün keresteler gelir, dükkâna taşınır. Hızar makinesi de yerleştirilir. Ne var ki dükkânda elektrik yoktur. Elektrik alınmasında zorluk çıkar. Kuşadası elektriğini dinamolarla ürettiğinden yalnız ışık cereyanını karşılamaktadır. Zamanın hat memuru Cafer Tombul gelir, makineye bakar. Bu makineye cereyan verilemez, der. O zaman Kuşadası’nda bir elektrik mühendisi bulunmaktadır. Ali Kemal Bey. Bu mühendisin yanında Ahmet Damar ve Ergun Özkul çalışmaktadır. Baba, Ali Kemal Ustayı bulur, gelir makineye bakar. Voltajcı, ölçer makinenin çalıştırılmasında bir sakınca olmadığını Cafer Tombul’a bildirir. Çalıştırılması kabul edilir. Elektrik bağlanır. Hızar çalıştırılır. Kuşadası’nda bir Ali Karasu’da bir de Osman Ustada hızar vardır. Hızarın çalıştırılması öğrenilir. Şalter açılır ama ağaç kesecek bilgiye ne baba ne de oğul sahip değildir. Hızar işini Süleyman üstlenir. Bazı ağaçları kesmeye çalışır. Fakat düzgün kesemez, çünkü hayatında ilk defa hızarın karşısındadır. Yavaş yavaş bu iş öğrenilmeye çalışılırken sık sık şerit kopar. Ustası çağrılır. Ayarsız olduğundan kaynaklandığı görülür, ayar yapılır.

 

         Kuşadası’nda eskiden inşaat işleri pek fazla olmadığından bütün gün oturulur. Günlük ciro evin masrafını ancak karşılar. Bir taraftan da Süleyman’ın evi tamamlanmamıştır. Hasır betonu, sıva işleri yaptırılır. Yer döşemeleri mutfak işlerini baba kendisi yapmaya çalışır. Bu arada kızı Nevin’i biri ister. Damat, sıhhiye memuru. Damat, Nevin’den birkaç yaş büyüktür. Olsun, derler. Evlenme hazırlıkları başlar. Nişan yüzüğü takılır. Damat Salihli hastanesinde görevlidir. Fazla uzatmadan düğün yapılır. Nikâh kıyılır. Nevin Salihli’ye gelin gider. Baba dükkânı yeni açmıştır. İşler kesat. Bir taraftan Süleyman’ın evine masraf derken yeni evlenen damat hastalanır. İzmir Eşrefpaşa Hastanesine yatırılır. Ameliyat edilir. Eşi Nevin başındadır. Gün geçtikçe hasta kötüye gider. Beş ay sonra vefat eder. Böylece sıkıntılar artar. Zaten işler iyi değildir. Giderler fazlalaşır. Sermaye azalmaya başlar. Fakat azmi elden bırakmazlar.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: