Metafizik ve Ontoloji Aynı Şey Değildir
Yayınlanma Tarihi: Cumartesi, 20 Nisan 2019
EROL ERCAN
Metafizik ve Ontoloji Aynı Şey Değildir

Metafizik ve ontoloji kelime anlamları farklı olmasına rağmen aynı alanları paylaşırlar. Günlük yaşamda metafizik çoğunlukla ruhsallık, uzaydan gelen canlılar, gizemli doğaüstü güçler gibi konularla ilintilendirilse de, felsefecilerin uğraştığı metafizik, esas olarak, gerçekliğin yapısını akılcı yöntemlerle ortaya konulması, 'varlık' kavramının aydınlatılması ve varlık alanında egemen olan temel ilkelerin açığa çıkarılması gibi düşünsel işlevleri kapsar. Kısacası, fiziksel bilimlerden farklı olarak metafizik, varlığın kendisiyle ilgilenir.

 

Metafizik terimini ilk kullanan düşünür aynı zamanda Aristoteles 'in (MÖ 384-322) öğrencisi de olan Rodoslu Andronikos'tur. (MÖ. 50 -10) Andronikos Aristoteles'in yazdıklarını düzenlerken O'nun doğayı konu alan yazılarını 'fizik' adı altında, varlığın ilk nedenleri ve ilkeleri ile ilgili yazdıklarını da 'metafizik' ( fizik ötesi ) adlı kitapta toplar. Bu anlamda metafizik, doğa ötesi sorunlarla ilgili ussal (akılsal) açıklamalardır. Varlığın var olup olmadığı, tanrı, ruh, öteki dünya, ölümsüzlük gibi felsefenin ilk ve son problemleriyle uğraşır. Metafizik, var olan asıl varlığı, görünenin arkasındaki asıl varlığı, ilk nedenleri ve ilk ilkeleri sorun kabul eden bir alandır. Bu konular üzerinde ilk olarak düşünenlerin en önemli düşünürü kabul edilen Aristoteles'e göre, Tanrı her şeyin ilk nedeni ve ilk hareket ettiricisidir. O'na göre canlıyı cansızdan ayıran ruhtur. Bireysel ruh ölümlü, insanlığa ait ruh ise ölümsüzdür.

 

Metafiziğin varlıkla ilgili temel sorunları şunlardır; Ölüm ötesi yaşam var mıdır? Evren nasıl oluşmuştur? Evrenin bir yaratıcısı var mıdır? Evren sonlu mu, sonsuz mudur? Evrende amaçlılık (teleolojik) var mıdır? vb. sorular insan zihnini meşgul eder. İnsan, aklıyla bu tür soruları gerçek manada ne çözebilmekte, ne de göz ardı edebilmektedir.

 

Metafizik ile ilgili diğer deyim 'ontoloji'dir. Ontoloji Yunanca bir kavramdır. Bu kavramı ilk kullanan ve ontolojiyi bir felsefe disiplini haline getiren Chirstian Wolf (1679- 1754) olmuştur. Ontoloji, felsefede 'varlıkbilim' veya 'varlık kuramı' anlamlarında kullanılmaktadır. Varlığı, var olanları bir bütün halinde ele alıp varlığın sorunlarını araştıran, inceleyen felsefe konusuna ontoloji (varlıkbilim veya varlık felsefesi) denir. Bazı felsefeciler bu iki deyimi eş anlamlı ele alırken, bazıları da aralarındaki ince farklara dikkat çekmişlerdir. Genel kabul gören yorum, ontolojinin, metafiziğin 'varlık' kavramı ile doğrudan ilgilenen bir dalı olduğudur.

 

Ontolojik anlamda varlık tek bir şeydir, yani cevherdir. Cevher var olmak bakımından diğer var olanlar tarafından da paylaşılan bir özelliğe sahiptir. Zira, var olan varlığın içindeki bir çok şeyi işaret eder. Örneğin, kaya, masa, kitap, insan, at, bitki varlığın içindeki bir çok şeydir. Varlık ise felsefe açısından kaya, masa, bitki vb. bir çok şeyi kapsayan tek bir şeydir.

 

Ontolojinin kapsamı metafiziğe göre oldukça dardır. O, bu nedenle yukarıda söylediğimiz gibi metafiziğin bir dalı olarak kabul görmüştür. Metafizik duyulara göre ve var olmayanı, ontoloji ise duyular sayesinde var olduğuna inandığımızda ve onları algıladığımızda her şeyi inceler. Metafizik hem fiziksel evreni, hem de fizik ötesini inceleme konusu yaparken, ontoloji ise kendisini sadece var olanla sınırlar. Dolayısıyla doğa ve insan bilimleri konuları açısından daha çok ontoloji ilgilidir. Felsefe ise en azından metafizik konuları göz ardı etmez. Bu durumda hem metafizik hem de ontoloji varlık üzerinde çalışmalar yapan felsefenin dalıdır diyebiliriz.

 

Metafizik kavramını, insanın günlük yaşamında bazen yanlış anlaşıldığı veya algılandığı hakkında bazı örneklerle irdeleyecek olursak; Felsefeciler, felsefeci olmayanlara kendi çalışmalarından söz ederken, 'metafizik' kelimesini kullanınca genellikle ortaya kavramsal karışıklığa neden olabilecek bir durum çıkar. Çünkü bir felsefecinin 'metafizikçi' olduğunu duyan ve akademik felsefeyi çok bilmeyen insanlar, o felsefecinin karanlık odalarda ruh çağırma seansları yaptığı, UFO gözlemcisi olduğu veya tarot falı baktığı düşüncesine kapılabilirler. Gerçeği öğrenince de hayal kırıklığı yaşarlar elbette. Felsefecinin uğraştığı 'metafiziğin' bir ruh çağırma seansı veya tarot kartları yorumlama kadar heyecan verici olmadığı bellidir. Yine de 'felsefecinin metafiziği', içinde çok ilginç sorunlar barındıran ve önemli tartışmalara neden olmuş düşünsel bir alandır. Bu anlamda, felsefe kapsamında yer alan metafizik, diğer metafizikten farklı olarak, dünya dışı varlıklarla veya sezgisel yollarla kazanılan bilgiyle ilgilenmez. Felsefedeki metafiziğin çalışma ekseni, dünyamızda yer alan sıradan nesnelerin nesnel dayanağının ve varlıksal oluşum yapısının ne olduğudur. Felsefeci var olanların özelliklerini değil, varlığın kendisini araştırır. Dahası, felsefecinin metafizik araştırmalarının konusu veya nesnesi insan aklının anlama ve akıl yürütme sınırları dahilindedir. Metafizik çalışmalara yönelen felsefecinin ilgilendiği nesneler veya olgular bu dünyanın veya bu evrenin nesneleri ve olgularıdır. Yalnızca, nesnelere ve olgulara bakış daha soyut bir durum almış, biraz daha kuramsal (teorik) bir seviyeye yükselmiştir. Bu anlamda, 'felsefecilerin metafiziğinin' gündelik yaşam içinde karşımıza çıkan ve gizem veya sezgi gücüyle de ilintilendirilen metafizikten çok temel bir farkı olduğunu söylemeliyiz.

 

18.Yüzyıla gelindiğinde Immanuel Kant (1721-1804) metafiziğe, özellikle tanrı, ruh, evren gibi deney alanını aşan konularla ilgili çok ağır eleştiriler getirmiştir. Kant, söz konusu sorunlara metafiziğin hiçbir zaman kesin cevaplar veremeyeceğini ileri sürmüştür. Kant'a göre metafizik bize sağlam bilgiler vermediğinden olgusal değildir ve metafizik kavramlar deneylenemezler. Tam da bu konuda bazı düşünürler ise sonuç olarak asıl varlığın metafizik unsurlar içerdiğini ileri sürmüşlerdir. Yani 18. yüzyılda olumsuz bir anlam kazanan, (deyimimi bağışlayın) kötü günler geçiren metafizik, 19. yüzyılda yeniden itibarını kazanarak felsefe sahnesinde yerini almıştır. Johann Gotttlieb Fichte (1762- 1814), Shelling (1775-1854) (tam adı Friedrich Wilhelm Joseph von Shelling) ve Hegel (1770-1831) (tam adı Georg Wilhelm Friedrich Hegel) gibi Alman düşünürler metafizik sistemler kurmuştur. 20.yüzyılda ise, Nicolai Hartmann (1882-1950), 'yeniden ontoloji ' adıyla bir varlık felsefesi ortaya koyarak klasik metafiziği sona erdirmeye çalışmıştır.

 

Konunun ne kadar detaylı ve düşünsel olarak insan zihnini meşgul eden özelliği gerçeğini göz önüne alırsak, bir köşe yazısının hacmini zorladığı ortadadır. Hatta bu yazının devamında metafizik yöntemin ve metafizik yöntemin tam karşısında olan diyalektik yöntemin de anlatılmaya muhtaç olduğunu düşünüyorum. Ancak söylediğim gibi, olayları, olguları algılama, kavrama ve yorumlama açısından, metafizik yöntemin insanın düşünsel hayatına nasıl girdiği ve metafizik yöntem ile diyalektik yöntem arasındaki karşıtlıkları bir başka yazının konusu olarak ele alacağımı belirtmek isterim.

 

Çünkü, gerek ülke ve gerekse dünya gündeminin sosyo-politik yoğunluğu, bizim akla ve bilime göre hangi yöntemi tercih etmemiz gerektiğini ortaya koyuyor: Diyalektik yöntemle mi, yoksa metafizik yöntemle mi?

_________________

Yararlanılan Kaynaklar:

- Julian Barnes, Aristoteles: Düşüncenin Ustaları, çeviren Bahar Öcal Düzgören, İstanbul Altın Kitaplar.

- Ahmet Cevizci, İlkçağ Felsefe Tarihi, Bursa ASA yayınevi.

- Sevgi İyi, Çağımızda Metafizik Sorunu, Ankara, Ayraç Yayınevi.

- Alev Aksakal, Antik Yunan Düşünürleriyle Bilgeliğe Yolculuk. İstanbul, Yakamoz Yayınevi.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: