ÖZÜRLÜ
Yayınlanma Tarihi: Perşembe, 29 Kasım 2018
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
ÖZÜRLÜ

                                                          

 

            Şaban, yeni bir güne uyandığında yaşam artık eskisi gibi olmayacaktı. Çünkü tepeden tırnağa her şeye zam gelmişti. Son yıllarda zaten ara sıra birçok ürünün fiyatı arttırılıyordu. Fakat bu seferki çok ağırdı. Bütün malların satışı üç misline katlanmıştı.

            İster istemez aklı eski günlere gidiyordu. Meğer ne güzelmiş o günler. Geleceğin karanlık olacağını o mutlu yıllarda anlayamamıştı, böyle bir şeyi hiç düşünmemişti. O yıllarda insanlar vergilere boğulmamıştı, elektrik-su paraları üç yılda bir gelir, hem de çok cüzi miktarda ödenirdi. Çevredeki insanlardan borçlu olana hemen hemen hiç rastlanmazdı. Zaten paranın lafı bile olmazdı. Enflasyon çok düşük olduğundan en yoksul kişiler bile iş bulabiliyor, ekmek yiyebiliyorlardı.

            Şimdi ise ülke lükse bulaşmış, talep arttıkça zamlar da yapılmış, araba kredileri, ev kredileri derken paralar suyunu çekmiş, insanlar nakit sıkıntısı içersine girmişti.

            Birbirinden görenler en lüks arabaları, en lüks televizyonları, ateş pahası cep telefonlarını, en modern mobilyaları almaya çalışınca kazanılan paralar mala, mülke, eşyaya gitmiş, elde avuçta kâğıt para kalmamıştı.

            Geçmiş yıllarda rahatlıkla alışveriş yapan, paranın hesabını düşünmeyen Şaban o gün çarşıya çıktığında feci bir ekonomik manzara ile karşılaştı. Elli liraya elleri dolu olarak marketten çıkan Şaban şimdi üç parça şeye elli lira ödüyordu.

            Şaban, kendisini vücudundan ve ruhundan bir şeyler eksilmiş özürlü bir insan gibi hissetmeye başlamıştı. Nereye para yetiştirebileceğini acı acı düşünüyordu. Paranın bereketi kalmamıştı. Cebe girdiği gibi çıkıp gidiyordu. Zamlar zincirleme olarak her tarafa sıçrıyor, kimse bu karanlık gidişe dur diyemiyordu.

            Şaban artık daha az yumurta almaya, daha az süt içmeye, hatta daha az çay kullanmaya başlamıştı. Kasabın yanından bile geçmiyordu. Her şeyden kendisini kısmaya çalışacaktı. Benzin artmıştı. Arabaya, motora daha az binilmesi gerekecekti. Ev sahibi de kiraya zam istemişti. Rakı, viski, şarap, bira ateş pahası olmuştu. Sigarayı da artık kesmek zorundaydı. Meyve ve sebzeleri tane tane almayı düşünüyordu. Bolluk devri bitmişti. Elbise ve ayakkabı fiyatları da üçe katlamıştı. Alımları büyük ölçüde durdurmalıydı. Piyasada yaprak kımıldamıyordu. Satış ve alışlar düşmüştü.

            Şaban kendisini yetersiz, güçsüz hissetmeye, moralman çökmeye başlamıştı. Depresyona girmesine az kalmıştı. İştahı iyice azalmıştı. Geçen gün bir arkadaşı kahkaha atınca kahkahanın ne olduğunu hatırladı. Gülümsemeyi bile unutmuştu. Kendisine büyü yapmışlar gibi göğüs kafesi daralıyor, sıkıntılar içersinde kasvetli saatler geçiriyordu.

            Denize bakıyor ama mavilikleri göremiyordu. Gökyüzü açık olduğu halde bulutluymuş gibiydi. Hava alamıyordu, sanki nefesi durmuş gibiydi. Okuduğu kitaptan, seyrettiği filmden, dinlediği müzikten zevk alamaz hale gelmişti. Eskisi gibi balığa gitmek istemiyor, maçlar kendisine heyecan vermiyor, kahvede tavla atmaktan bile kaçınmaya çalışıyordu.

            Artık kendisini gerçekten özürlü bir insan gibi hissediyordu. Yetersiz, huzursuz, isteksiz, amaçsız, neşesiz, robot gibi bir insan…

            Başka şehre gitse oralarda da durumun aynı olduğunu biliyordu. Yüzlerce insan işten çıkarılıyordu. Çok sayıda işçi ücretlerini zamanında alamaz durumdaydı. Binlerce esnaf dükkânını temelli kapatmıştı. Tefeciler ortalıkta cirit atmaya başlamıştı. Bankalar krediyi kesmişti. Konutlar, işyerleri, arsalar, araziler satılamıyor; gayrı menkuller paraya dönüştürülemiyordu.

            Ekonomik kriz insanları sinir küpü haline getirmişti. Höt desen birden parlayıp saldıracak durumdaydılar. İnsanlar sokaklarda kavga ediyor, evlerden küfür ve dayak sesleri geliyordu. Toplumda sevgi ve saygı kalmamıştı. Kapitalizmin acımasızlığı garibanlara büyük bir darbe daha indirmişti. Sabırsızlık, öfke, ruhsal problemler, şiddet almış başını gidiyordu.

            Şaban, bu acımasız hayata geldiğine bin pişman olmuştu. Keşke dünyaya gelmeseydim diye söyleniyordu. Sanki bir kolum yok, sanki bir bacağım kopuk. Sanki gözlerim tam görmüyor, kulaklarım az işitiyor. Koku alamıyorum. Ağzımda tat kalmamış. Yaşamak istemiyorum. Madem ki eksik bir insanım ben, eksik olsun böyle hayat diye şikâyet ediyordu.

            Gelecek endişesi Şaban’ın sinir sistemini iyice bozmuştu. Ödemelerimi yapamazsam, haciz gelirse, sürünürsem ya da hapse girersem halim ne olacak diye kendi kendini yiyordu. Zayıflamaya, saçları adamakıllı beyazlamaya, dizleri kireçlenmeye başlamıştı. Ara sıra tansiyonu yükseliyor, kendisini yatağa atıyordu. Sindirim sistemi, boşaltım sistemi, dolaşım sistemi anormalleşmişti. Şeker hapı, kolestrol ilacı kullanmak zorunda kalmıştı. Geceleri uykusundan sıçrayarak uyanıyor, bir daha uyuyamıyordu.

            Hayata güvenle bakamıyor, neşelenemiyor, mutlu olamıyordu. Şarkı söylemeyi unutmuştu. Hüzünlü hali çevresinde endişe yaratıyordu. Hesap yapamıyor, kitap okuyamıyor, yazı yazamıyordu. Her şeyden soğumuştu. İsteksiz hayat adeta kendisini ölmeden öldürmüştü. Karamsarlık çemberinden bir türlü dışarı çıkamıyordu. Yılların şen şakrak Şaban’ı hastalıklı bir kişiye dönüşmüştü. Cinselliğini bile unutmuş vaziyetteydi.

            Hayat pahalılığı, geçim sıkıntısı, borç batağı, ümitsizlik onu perişan duruma sokmuştu.

            O artık tam bir insan olamazdı. Yarım bir insandı.

            İnsan nasıl düşünüyorsa öyledir.

            Şaban artık “Özürlü” bir insandı.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: