PATRONİÇE
Yayınlanma Tarihi: Çarşamba, 20 Kasım 2019
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
PATRONİÇE

 

 

            İki kadın, son derece lüks arabanın içersinde konuşuyorlar:

            -Hayatım, işçi milletine fazla yüz vermeyeceksin. Ben çalışanlara hiç taviz vermem. Ücret, asgari ücret, o bile fazla. Onu da kafama göre bir iki ay geciktiririm. İsteyen çalışır, isteyen defolur gider. İşçi mi yok ortalıkta çalışacak.

            -Haklısın canım. Sen patronsun, istediğini yaparsın. Atmak istediğini de bir bahane uydurup postalarsın.

            -Hayatım, ben yılların patroniçesiyim. Her yerden kısarım. Kimseye zamanında para vermem. İşi de yaptırırım. İş sağlam biterse parasını birkaç ay sonra alır, çürük yaptıysa zırnık vermem. Sadece iki badigardım var, onlara zamanında para veririm, çünkü onlar istediğim insanları anında döverler.

            Patroniçe, Şişli’de büyük bir işletmenin sahibiydi. Babası öldükten sonra şirketin hisselerinin hepsine sahip olmuştu. İdareyi ele alır almaz listesini yapmıştı. Kime anında para verecek, kimleri üç dört ay sallayacak, kimlere hiç vermeyecek...

            O günkü yolculuk Adalar’a doğruydu. Eğlenceyi çok severdi. Arkadaşı Nalân onun bir numaralı şakşakçısıydı. Hiçbir sözüne itiraz etmezdi. Şüphesiz, yalakalıktan Nalân’ın da kazancı büyüktü. Patroniçe’yi sık sık kışkırtır, bazen de öve öve bitiremez, onun koltuklarının kabarmasına neden olurdu. Ayrıca Patroniçe’nin sinir hastası olduğunu bildiği için damarına basmaktan çekinirdi. Bir keresinde kriz geçirdiğine, her şeyi çarpıp dağıttığına şahit olmuştu.

            Patroniçe, mal aldığı firmalara işlerin çok zayıf olduğunu söyleyerek, ödemelerini mümkün olduğu kadar geciktirirdi. Güya alacaklarını alamıyordu.

            Sigorta kurumuna aylarca prim ödemezdi. Nasıl olsa günün birinde af çıkardı. Sıkıştırırlarsa, o zaman başının çaresine bakardı.

            Kazandığı paraları asla bankaya yatırmazdı. Maliyeye olan borçlarından dolayı parası bloke olmasın diye bankalarda para tutmayı sevmezdi. Banknotları nereye sakladığı konusu büyük bir sırdı. Belki de İstanbul dışındaki çiftliğinde bir yere gömüyordu. Ya da, mafyadan arkadaşları olduğu söyleniyordu, belki onlara aktarıyordu paraları.

            Elektriğini öderdi, çünkü ödemezse elektriğinin kesileceğini bilirdi. Hakeza, su paraları da zamanında ödenirdi. Telefonlar da öyle. Bunlar kesilirse iş hayatı biterdi.

            Patroniçe, çok alımlı bir kadındı. Son moda giysilerle kendisini donatırdı. En pahalı elbiseler, en kaliteli ayakkabılar, lüks çanta ve aksesuarlar…Altın kolye, pırlanta,değerli taşlar vazgeçilmeziydi. Gösterişli bir hayatı vardı, havasından geçilmezdi.

            Villasında her türlü modern cihaz bulunurdu. Son çıkan modellere göre sık sık buzdolabı, çamaşır makinesi, bulaşık makinesi, televizyon, bilgisayar, elektrik süpürgesi değiştirilirdi. Arada bir cep telefoncuya uğrar, yeni versiyonları sorardı.  Hizmetçilerinden biri yemekle, biri de temizlikle ilgilenirdi.

            Taşıtlarının benzinine, konforuna, masrafına hiç acımaz; ancak insan gücüne giden para için eli cebine gitmezdi.

            Taktığı on beşe yakın gözlük her biri ithal, fiyakalı gözlüklerdi. Her gün ayrı gözlük takardı. Yirmiye yakın da şapkası bulunurdu.

            Sık sık yurt dışına çıkar, çeşitli ülkelerde bol bol alışveriş yapardı.

            O bir patroniçeydi. Kendisini ortaçağdaki kraliçeler gibi görürdü.

            Yaz tatillerini en kral otellerde geçirirdi. Sosyetik tavırları ile herkesi kendine baktırır, çalım satardı. İnsanlara küçümseyici bir gözle tepeden bakar, halktan uzak yaşamaya çalışırdı.

            Aşırı feminist düşüncelere kapıldığından bu yana, kocasına tekmeyi vurmuş, istediği erkekle beraber olma yolunu tercih etmişti. Erkekler onun için kullanılıp atılacak eşyadan başka bir şey değildi. Kullan, fırlat ve yenisine bak.

            Muhasebecisinin ücretini mümkün olduğu kadar ödememeye çalışır, doktoruna küfürlü konuşur, avukatlarını köleleri gibi görürdü.

            Çok okumuş biri gibi görünmek için ofisinde çok satan kitaplardan oluşan bir köşe açmıştı. Aslında süs eşyasıydılar onlar. Entelektüel bir hava yaratmak çabasındaydı.

            Sigara tüttürmek, alkol kullanmak, nargile içmekle kalmaz gizli gizli uyuşturucu kullanırdı. Genç yaşta alışmıştı esrara. Sık sık hayal alemine dalar, bulutların üstünde uçardı.

            Doğduğu ilçeye, anne babasına, akrabalarına hiç uğramazdı. Geçmişinden tiksinirdi. Kendisini İstanbul’un kraliçesi olarak görürdü. Onu büyükşehirden aşağısı kurtarmazdı.

            Adalar’a en nihayetinde geldiler. Patroniçe ile Nalân’ı eğlenceli geceler, barlar, içkiler, erkekler, bekliyordu. Ara sıra kaçamak yapmak lazımdı.

            Patroniçe, çalıştırdığı ve ticari ilişki içinde olduğu insanları sömürmeye, onların haklarını yemeye devam ediyor. Neşesi yerinde. Lüks arabasında karışık müzikler çalıyor. Sigortaya 312.000 TL, maliyeye 58.000 TL, borcu var. Belediyeye 11.800 TL, esnafa 49.500 TL, muhasebeciye 7.950 TL, bankalara 273.000 TL. borcu var. Ama hiç tınmıyor. Keyfi yerinde. İcralar filan onu korkutamaz. Yoksulluk edebiyatı yapıp, işin içinden sıyrılıyor. Kimse ona dokunamaz.

            O bir Patroniçe…

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: