PLAZA MAYOR
Yayınlanma Tarihi: Pazartesi, 30 Mart 2020
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
PLAZA MAYOR

                                                       

Kuşadalı turizmci ağabeyimiz Süleyman Tüzün anlatıyor…

 

Bir otelin lobisinde arkadaşımı bekliyorum. Ortalık sakin.

 

Barmen bardakları siliyor, arada bir de kaldırıp kendisine gösteriyor.

 

Resepsiyondaki kız başını kaldırmadan önündeki ekrana bakıyor.

 

Benim oturduğum yerin sağ arka çaprazında da iki kişi sohbet ediyor.

 

Sohbet koyu, başkalarının duyabileceğini umursamadan konuşuyorlar.

 

Esmer, iri yapılı olan daha çok dinliyor, ya saygısından ya da hikâyeyi bildiğinden hep kafa sallamakla yetiniyor.

 

Diğeri saçı sarı, yüzü mercan kırmızısı, Karadeniz şiveli birisi…

 

Anlatıyor:

 

Madrit’te bir oteldeyiz. Abi var, ben varım, bir de bir arkadaş.

 

Abi odada duvardan duvara sinirli sinirli volta atıyor.

 

Böyle yaptı mı bil ki ya bizi sokağa atacak ya da kendisini.

 

Abi tek başına çıkma, başına saksı düşer bir şey olur, ben de geleyim derim, dinlemez.

 

Bu arda sürekli çekiyor. Paramız da iyice azaldı. Paralar da suyunu çekiyor senin anlayacağın.

 

Bir ara odanın ortasında durdu, kafayı yere dikti, elini, daha doğrusu kolunu pencereye doğru uzattı:

 

“Şu meydana gidin bekleyin, orada gazete de satılan bir büfe var. Kim gelir de oradan bir Hürriyet gazetesi alırsa o adamı bana getirin” dedi.

 

Biz hemen çıktık.

 

Neydi o meydanın adı..? Plaza, plaza bir şey…Plaza Mayor.

 

Ha işte oraya gittik, yarı gölge bir yer bulduk kendimize, bekliyoruz.

 

Sesli söyleyemiyoruz ama içimizden de düşünüyoruz:

 

“Lan hangi Allahın kulu gelecek de Madrit’in tam ortasında Hürriyet gazetesi alacak” diye…

 

Neyse, bekliyoruz, gittikçe de umudumuz azalıyor…

 

Derken sallana sallana iki tip geldi.

 

Birisi az açıkta dururken, diğeri stanttan bir gazete çekti; Hürriyet.

 

Gazeteyi silkeleyerek başlıkları okumaya çalışırken diğer elindeki parayı satıcı kadının yüzüne bakmadan tezgâhın üzerine koydu.

 

Biz hemen toparlandık.

 

Adamlar da zaten bizim tarafa doğru geliyor.

 

Önlerine çıktık.

 

“Selamünaleyküm, aleykümüsselam”

 

“Ha…..Abi sizi çağırıyor” dedik.

 

Adamlar irkildi.

 

“He…….mi” dediler.

 

“He…….” dedik.

 

“Aman abi” dediler.

 

“Bizi görmediniz, tamam mı. Alın şu parayı, şunu da, şunu da…”

 

Biz elimize kolumuza sıkıştırılan paralara bakarken kafayı bir kaldırdık, adamlar yok.

 

Söyleşinin tam burasında bizim gürültücü arkadaş içeriye daldı, ortam şöyle bir dalgalandı. Adamlar bize yan yan bakmaya başladı. Ben sohbete katılmış birisi gibi gülümseyerek adamlara kafayla selam verdim. Sonra arkadaşın koluna girip dışarıya sürükledim.

 

Biz de kendimizi dışarıya attık.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: