RODOS’TAN KUŞADASI’NA (3)
Yayınlanma Tarihi: Salı, 19 Ocak 2021
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
RODOS’TAN KUŞADASI’NA (3)

              Kuşadası’na bizden önce gelip yerleşmiş Rodoslular, İstanköylüler, Giritliler çoğu tarımla uğraşıyor. Babam balıkçılık yapmaya karar verdi. Rodos’ta iken babam bana potin yaptırmıştı. Marmaris’te, Kuşadası’nda ara sıra ayağıma giyerdim. Eskimeye başladı. Bir gün babam potinin ökçelerini söktü. İçinden altın paralar çıktı. Altınları bozdurdu. İstanbul’a gitti. Sekiz çuval dolusu balık ağı getirdi. Rodoslu balıkçılara ırıp, trata ördürdü. Geldiğimiz sandalın adı İzmir idi, küçüktü. Ayyıldız adını koyduğu balıkçı kayığı yaptırdı. Sekiz on kişiyle kürek çekerek Pamucak’a gitti.  Çok balık tutmaya başladı. Bütün bunları iki üç yılda geliştirdi.

            Zamanında Rodos’ta savaştan önce taksi şoförlüğü yaparken İtalyanlardan kaptan ehliyeti de almış. Babam şimdi Kuşadası’nda Rodoslu Mehmet Kaptan oldu, çıktı. Kel Kaptan.

            Avlanılmadığı için Pamucak çeşitli balıklarla dolu. Balık tutmak mesele değil, satmak mesele. Gece Pamucak’a gidiliyor, trataya birkaç galata yapıp tutulan balıklar Kuşadası’na getiriliyor, çarşıda satılıyor. Aynı işi yapan İstanköylüler, Giritliler de var. Balık bekletmeye gelmez, kokar. Bu nedenle İzmir’e, Söke’ye, Selçuk’a, köylere günü birlik satmaya gidiliyor.

            Küçük Menderes nehrinin denize ulaştığı yere, sahile Pamucak deniliyor. Nehrin küçük deltasında bazı balık türleri ve canlıları sazlıkların arasında rahatça çoğalıyor, denize çıkıyor. Deltanın içine sandalla girip balık avlayabiliyorsunuz icabında.

            Kemal Şalvarlı, Küçük Menderes deltasını ve Pamucak sahilini dalyan yapacağım diye devletten kiralar. Denizden karadan gelen hiçbir balıkçıyı Pamucak’a sokmaz. Eli silahlı adamlar tutar, trata ile balık tutma işi Pamucak’ta biter. Boşta kalan, adalardan gelmiş balıkçı gençler Kemal Şalvarlı’nın tarafına geçer, eski kaptanlarını unuturlar.

            Her ne kadar Ahmetbeyli, Kesire taraflarında da balık tutmak mümkünse de Güzelçamlı taraflarında da tutmak mümkün. Kürek çekerek o yerlere gidip gelmek zor.

            Kışın bir gece çok şiddetli karayel eser. Dalgalar limandaki tüm sandalları toplar, sahile çarpa çarpa parçalar. Tabakhanenin tarafına parçalarını yığar. Bizim Ayyıldız kayığımız da diğerleri gibi parçalanır gider. Limanaki’de sağlam tekne kalmaz. Bu felaket tüm balıkçıları etkiler. O gece karada kalan tekneler parçalanmaktan kurtulur.

            Babam, Söke Karina dalyanına gider, çalışır. Dalyanda kefal balıklarının yumurtalarını çıkarırlar, kuruturlar, mumyalayıp havyar haline getirirler, büyük şehirlere gönderip satarlarmış. Bu işi beğenmez, Kuşadası’na döner, gelir. Rodos’tan geldiği İzmir adlı sandalıyla balık tutar, satar, geçimini sağlar. Bir süre paragatçılık yapar.

            Babam İzmir’e gider, belediye otobüslerinde çalışır. Bu işte de sebat etmez, Kuşadası’na döner. Annem boş durmaz, tavuk besler, yumurta satar. Dikiş nakış işleri yapar. Keçi besler, sütünü bize içirir.

            Yokuştaki kiralık evde beş yıl yaşadık. Denize yakın bir yerden arsa alınır. Zar zor tek gözlü bir ev yaptırılır. Küçük de olsa bir evimiz, avlumuz olur.

            Ben ve kardeşim Yedi Eylül İlkokuluna gidiyorduk. Aşağıda evimiz olunca Mahmut Esat Bozkurt İlkokuluna nakil olduk. Ben üçteyim, kardeşim ikide.

            Annem yeni komşularını sevdi, alıştı. Babam Limanaki’ye rahat gidip geldi. Biz de düzayak okulumuza gittik.

            Babam hastalanır, kara sarılık olur. Altı ay yatar. Komşumuz Doktor Kamil Bey her gün gelir iğne yapar, iyileştirir. Annem yeni komşularına çeyizlik nakış işleri yapar, kendini sevdirir, güzel para kazanır. Rodos’tan getirdiği dikiş makinesi çok işine yarar.

            Babam hasta iken tüm balık ağlarını satar. İyileşince sandalına bir motor taktırır. (Solo marka gazlı-benzinli motor). Paragata giderken kürek çekmekten motor sayesinde kurtulmuş olduk.

            Babam 1953 ilkbaharında şimdiki Kuştur’un olduğu yerden küçük bir tarla kiralar. Ortasına kuyu kazar, iki metreden su çıkarır, seren yapar. Poruktan kapak yapar, baraka gibi yatacak yer çevirir, içine bizi yerleştirir. Bahçeye patates, salatalık, domates, biber, patlıcan diker. Serenle su çeker, açtığı karıklardan diktiği sebzeleri sular. En çok da salatalık yetiştirir. Yetiştirdiği sebzeleri arabacı Yakup’un arabasıyla çarşıya götürür, satar. Halk salatalıkları pek beğenir. Kışa kadar sebze yetiştirir. Biz çapa, ot yolma, karık açma, sulama işlerinde yardım ederiz.

            Ertesi yıl babam yine balıkçılığa döndü. Birlikte balığa gittik. Kardeşim ve ben okulu bıraktık. Ben beşten terk, kardeşim beşe geçti ama annem bir daha okula göndermedi. Paragatçılığa devam ettik. Nisan 1954’ de sünnet oldum. Halil eniştenin atı ile dolaştırdılar, bando çaldırıp oynattılar. Sütçü İbrahim de sünnet etti.

            Sünnetten sonra balıkçılığa devam. Bir gün balıkları sattık, limana dönüyorduk. Önder Aytun adındaki bir arkadaş önüme geçti. “Osman, okula neden gelmiyorsun, öğretmen seni soruyor?” dedi. Bir an şaşırdım. İçimden olamaz dedim. Arkadaş ısrar etti, babama baktım, “anan bilir” dedi. Birlikte eve gittik Anneme arkadaş öğretmenin dediklerini anlattı. Annem, yakında okullar kapanacak, nasıl olur, dedi ve beni evin dip odasına götürdü. “Bana bak! Balığa gitmemek için yapıyorsun, olmaz!” dedi. Öğretmen kabul ederse ben her gün okula giderim, dedim. İzin verdi. Öğleden sonra arkadaşla okula gittim. Beşler, kültür salonunda okuyordu. Öğretmeni tanıdım. Yedi Eylül İlkokulunda, yukarda beni ikinci sınıfta okutmuştu. Perihan öğretmenim! Öğretmen de beni tanıdı. Geldin mi dedi, geldim dedim. Zil çaldı, birlikte sınıfa girdik. Arkada bir yere oturdum. Her gün okula devam ettim. Yaklaşık yirmi gün kadar geçti, ders yılı bitti. Bir hafta sözlü sınavlara girdik, bitti. Karne dağıtmak için bizi sıraya soktular. En küçük numara benim olduğu için sıranın başında dikiliyordum. Elinde karnelerle öğretmen Halide Edibe Vural göründü. Bana yaklaştı. Karneme baktı. Aaa, sen yine mi kaldın, dedi. Kendimi kaybettim, arkaya doğru sendeledim. Şaka şaka, sakın sakın dedi, karnemi havaya kaldırdı. Elinden kaptım, baktım. Geçti yazıyor. Karneyi savurarak doğru anneme gittim. Annem sevindi. Perihan Ataç öğretmenim sayesinde ilkokul diploması aldım.

            Bütün yaz boyunca hem paragata gittik, hem de motorla balıkçıların ilk tuttukları balığı yerinde satın alıp şehre getirdik, sattık, taze taze…

            Eylül’de gizlice ortaokula yazılmak için gerekli evrakları tamamladım. Okul müdürü Vahit Bey’e teslim ettim. İnceledi. Aynı sokakta oturuyorduk, beni tanıyordu. İzmarit balığını çok seviyordu. Zaman zaman babam izmarit tutulursa benimle evine gönderirdi. Müdür bana babana söyle buraya gelsin, konuşacağım, dedi.

            Ramazan Ağanın kahvesinde babamı buldum. Ortaokul müdürü seni çağırıyor, dedim. Neden, ne var dedi. Söyler miyim, ne bileyim dedim. Birlikte müdürün odasına çıktık. Kapıyı çaldık, müdür içeriye buyur etti. Girdik. Bana, sen çık dedi. Çıktım. Babama, otur dedi, duyuyorum. Delikten baktım, babam asker gibi hazırolda, şapkası koltuğunda, oturamam dedi. Benim getirdiğim belgelerdeki imzayı gösterdi. Bunu sen mi imzaladın diye sordu. Babam, benim bir şeyden haberim yok, imzalamadım dedi. Müdür ısrar etti, oturttu. Bak bu çocuk okumak istiyor. Senin yerine bu evrakları hazırlamış, yerine imzalamış. Ne dersin, diye sordu. Babam sessiz susuyor, cevap vermiyor. At şuraya bir imza, bırak okusun dedi.

            Biraz balık sohbeti ettiler. Babam çıktı. Bana baktı, öfkeli bir şekilde başını salladı. O kahveye, ben sevinçten anneme koştum. Olanları anlattım. Bir şey demedi ama “hayırlısı olsun” dedi, o kadar.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: