RODOS’TAN KUŞADASI’NA (4)
Yayınlanma Tarihi: Çarşamba, 20 Ocak 2021
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
RODOS’TAN KUŞADASI’NA (4)

             İki kişilik balıkçılıkta, tutulan balık satılır, masraf çıkarılır, kalan para üçe bölünür. İkisi tekne sahibinin, birisi işçinin olur. Babam beni balığa götürdüğü için kazancın tamamı onun olur. Tarım, hayvancılık, balıkçılık emek ister. Kâr zarar işi. Ürün bol olursa, iyi paraya satılırsa çalışan aile hayır görür. Yoksa iki yakası bir araya gelmez. Ailem fakir, kız kardeşim ev işlerini yapmazsa, ben babamın yanında çalışmazsam olmuyor işte.

            Yaz boyunca güzel havalarda balığa gittik. Sonbaharda okullar açıldı. Ortaokula yazıldım. Hem okul, hem de balıkçılık günlerim başladı.

            Geceleri on dört numara gaz lambasının ışığında annem dikiş makinesi ile nakış (delik işi) diker, ben ders çalışır, kız kardeşim de ev işleri yapardı. Babam gündüz paragat temizler, yemler, Limanaki’deki sandalımızı hazırlardı. Sabaha karşı beni kaldırırdı. Genelde Yılancı burnunun açığına mercana giderdik.

            Daha sonraki zamanda babam voli ağları aldı. Yanına birisini alıp volicilik yaptı. Amcanın Hüseyin’le ortak araba aldılar. Bazen Selçuk’a, bazen Söke’ye, bazen de Demirköprü’ye kadar yolcu, çiftçi taşıdı. Balıkçılardan topladığı balıkları yakın köylere, şehirlere götürüp sattı. Nurettin Ağanın minibüsünde çalıştı. Bazen şoför oldu, bazen de balıkçı.

            Sınıfta kalmadan üç yılda ortaokulu bitirdim. Öğretmen okulu sınavlarına İzmir Karşıyaka’da girdim, kazandım. İkinci sınavlar için Balıkesir Necati İlköğretmen okuluna çağrıldım. Aileme durumu anlattım. Babamla birlikte trenle Balıkesir’e gittik. Bir otele yerleştik. Benim gibi sınavı kazanan Ege bölgesinin bazı illerinden öğrenciler geldi. Üç gün sözlü ve yazılı sınavlara girdik. Biz sınavlara girerken velilerimiz bahçede bol bol sohbet ettiler. Kuşadası’ndan dört arkadaş sınavları kazandık. Ben, Ali Ulutaş, Yalçın Özkeskin ve yedekten Barış Alpçetin.

            Eylül 1957’de parasız yatılı öğrenci olarak Balıkesir Necati İlköğretmen Okuluna başladık.

Öğretmen okulunun en zayıf, en boysuz öğrencilerinden biriydim. Düzenli beslenme, düzenli yaşantı sonucu ilk yıl boyum uzadı, bir yetmişi geçti. Kilom elli ikiden elli sekize çıktı. Üç öğün yemeğin yanında son dersten sonra benim gibi olanlara ek gıda veriliyordu. Onu da aldım, toparlandım.

Okulumuzda iki grup öğrenci vardı. Binanın bir katında ilköğretim okulu öğrencileri, diğer katında ise eğitim enstitüsü öğrencileri ki bunlar iki bölüm, fen bölümü, edebiyat bölümü idi. İsteyen ilkokul öğretmenleri ile ilköğretmen okulunu yeni bitirenler sınavla eğitim enstitüsünü bitirir, ortaöğretim öğretmeni olurdu.

Okulumuzun çatı katları yatakhane, bir katı ilköğretim okulu öğrencilerinin, bir katı eğitim enstitüsü öğrencilerinin yeri. Zemin katı yemekhane. Ek iki binanın biri toplantı ve gösteri salonu, diğeri kapalı spor salonu. Büyük binanın içinde yönetici ve öğretmenler için ayrı bir bölüm, sağlık için revir, seminerler için ve müzik, fizik-kimya, tarih-coğrafya, kütüphane gibi odalar. Mescit odası, alt katta yirmi beş kişilik banyo duşları, her katta çok kişilik tuvalet, lavabo ve aynalar, koridorlarda her iki öğrenciye kişisel eşyalarını koyması için dolaplar vardı. Okula giriş yolunun iki yanı bahçe, sıra olma alanı ve binaya giriş merdivenleri, arkadaki arsada futbol sahası ve çamlık dinlenme alanı bulunurdu.

Giriş çıkışta nöbetçi bulunur. Hafta sonu çarşı izni yapılır. Renkli film seyretmek için sinemalara gidilir, çarşıda alışveriş yapılırdı.

Her dersin öğretmeni vardı. Üç yıl okudum, hiç boş dersimiz olmadı. Okul müdürümüz Adnan Çakmakçıoğlu bile zaman zaman matematik dersimize girdi.

Okulda en başarılı olduğum dersler resim, müzik ve beden eğitimi idi. Mandolin çalmayı çabuk öğrendim. Yaptığım resimler her sergide yer aldı. Salon sporlarında çok başarılı idim.

Okulu kalmadan üç yılda bitirdim. Ankara Gazi Eğitim Enstitüsüne girmek istedim, olmadı.

Tayinim Kırklareli, Vize ilçesi, Kıyıköy bucağına çıktı. 27 Mayıs 1960 ihtilâlinde 97 sayılı kanuna göre yedek subay öğretmenliğe alındım. O tarihte lise ve muadili yedek subay hakkı olan ne kadar eski ve yeni askerliğini yapmamış kişi varsa askere alındılar. Hepsi yedek subay öğretmen olarak köylere gönderildi. Aydın ili asker öğretmen adayları Trabzon’a gönderildi. Ben ilk tayin olduğum yere, Kıyıköy bucağına gidip asker öğretmenliğe geçtim. 21 Kasım 1960.

1960-1961 ders yılı sonunda Balıkesir Edremit’e askeri temel eğitim için çağrıldım, gittim. 15 Haziran 1961 günü Edremit’te toplandık. Öğretmen okullu çıkışlıları toplayıp Burhaniye’ye getirdiler. Bir ay temel eğitim aldıktan sonra Çanakkale Ezine’ye gönderildik. İki ay orada silah eğitimi aldık, askerlik bitti. 15 Eylül 1961’de okullarımıza döndük. Bir ders yılı daha asker öğretmenlik sürdü, terhis olduk. Kimliğimize Yd.Sb.Öğ. yazıldı, o kadar.

Kıyıköy, Bulgaristan’a çok yakın, batı Karadeniz kıyısında bir belde. Eski adı Midye. Antik bir yerleşim yeri. Kale içinde eski evlerde yaşıyor halkı. Girişte büyük bir kale kapısı. Kısmen yıkılmış kale duvarları. Denizden bakınca yüksekçe yarımadada. Heybetli görünüşü var. Yarımadanın her iki yanında dereleri olan bir yer.

Istranca dağlarından ayrı ayrı akan Pabuçdere ve Kazandere. Hristiyanlık döneminden kalma kayalardan oyma kilisesi dere kenarında. Dağlardan gelen içme suyu. Sakalar gibi bayanlar omuzlarında iki kap, sürekli su taşıyorlar. Okulu, camisi var. Kale dışına ayrı bir okul da yapılmış. Bir takım askeri birlik gözetleme kulesinden devamlı denizi gözetliyorlar.

Kıyıköy halkı orman kesim işçiliği, hayvancılık ve tarımla geçiniyor. Makta dedikleri bir ölçüm birimi ile ağaç kesim alanından her aileye yer veriliyor. Kesilen ağaçlar yakacak veya kerestelik olarak satılıyor.

Balıkçılığı Rize’den gelen Lazlar yapıyor. Sonbaharda uskumru, kefal, palamut akını başladığında troller geliyor. Tutulan balıklar buzlanıp İstanbul’a gönderiliyor. Uskumrudan çiroz yapılıyor. Kumsalda çiroz sehpaları devamlı durur. Uskumru bol tutulduğunda köyden gelen işçiler balıkların karnını temizler, kuyruğundan sehpaya asarlar. Kuruyan uskumrular çiroz olarak İstanbul’a gönderilir.

Kıyıköy’de birinci yıl beşinci sınıfları okuttum. Derslik yetersizliğinden bahçeli bir kahvehaneyi beşinci sınıf yaptık. Kırk öğrencim vardı. Bir kısmı onbir yaşından büyüktü. Bir ay hapis cezası almamak için veliler çocuklarını zoraki gönderiyorlardı. Ders yılı sonunda hepsine diploma verdik. İkinci yıl birinci sınıfları okuttum. Fiş çalışması yaptım. Sınıfta yüze yakın öğrenci vardı. Çok zorlandım. Her öğrenciye yetişemedim. Velilerden yardım bekledim. Yirmi-yirmibeş öğrenci okumayı sökemedi. Üçüncü yıl dördüncü sınıfları okuttum. Otuzun üstünde öğrenci vardı. Kalenin dışındaki ek binada okuttum, çalışmalarım iyi geçti.

Kıyıköy’de üç yıl kaldım. 10 Mayıs 1963’de okullar kapandı. Kuşadası’na döndüm. Naklimi Aydın’a istedim. Oraları bir daha görmek nasip olmadı. Naklim Aydın’a geldi. Söke Sofular köyüne tayin oldum.

 

 

           

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: