RODOS’TAN KUŞADASI’NA (6)
Yayınlanma Tarihi: Cuma, 22 Ocak 2021
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
RODOS’TAN KUŞADASI’NA (6)

            Söke ovasında pamuk toplama işleri bitti. Ovada çalışan bazı aileler köylerine döndü. Arada bir devamsızlık yapan bazı öğrencilerim düzenli gelmeye başladı. Dördüncü ve beşinci sınıfta okuyan bu öğrencilere tek tek bilgileri anlattım, arayı kapattım. Birinci sınıflara fiş veriyordum. Fişleri topluca okuyup yazıyorduk. Küçüklere büyükler yardım ediyordu. Ocak ayı içinde bazıları okumayı söktü.

            Ders yılı sonunda müfettişimiz çıktı geldi. Birden beşe her öğrenciyi tek tek inceledi, sorular sordu. Bahçede oynadık. Sınıfta mandolin eşliğinde okul şarkıları söyledik. Gitmek istedi, başka köye salmadık.

            Gece benimle yedi içti, sohbet ettik, arkadaş olduk. Gece yağmur başladı. Dolu tanecikleri okulumuzu trampete çevirdi. O gece benim yatağımda yattı. Sabah komşum sıcacık koyun sütü getirdi. Kahvaltı yaptık. Dağa çıkmadan önce Bağarası’ndan simit almış. Çantasından çıkardı, yedik.

            Köylüler bezirme dedikleri ekmeklerini haftada bir fırın yakar pişirirler, bez örtü içinde saklar, çıkarıp çıkarıp yerler.

            Muhtar Halim Yaşar’ı çağırmıştık, geldi. Müfettişimizle tanıştırdım. Müfettişimiz gelecek yıl buluşmak üzere öğrencilerle vedalaştı. Muhtar çantayı aldı. Kaygılı köyüne doğru yürüdüler.

            Ertesi yıl Akif Bey başka bir bölgeye baktı. Ama arkadaşlığımız yıllarca sürdü. Ne zaman yolu Kuşadası’na düşerse, buluşurduk. Aydın’daki akrabalarıma yakın oturuyordu. Hep haberleşiyorduk. Şimdi rahmetli oldu, bu satırlarda anmış oldum.

            Sofularda iki ders yılı çalıştım. 1963-1965. Çok iyi anılarla ayrıldım. Öğrencilerimden Fehmi Yaşar öğretmen, kardeşi Ali Yaşar polis, Burhan Serbes ziraat mühendisi, Helvacılardan bir kızımız İzmir TRT Halk müziği türkücüsü oldu.

            Benden sonra Ortaklarlı öğretmen Kazım Kiriş çalıştı. O da öğrencilerini çok sevdi,  eğitti. Oradan Eğitim enstitüsüne gitti, eğitimine devam etti ve ortaöğretime geçti.

            Yaz tatillerinde babamla balıkçılık yapardık. Çok güzel motorlu sandalımız vardı. Yeni yapılan iskelemiz kullanıma açıldı. 1963’de bir şilep yanaştı iskeleye, koşuştuk seyretmeye. Daha sonraki tarihlerde gemi seferleri başladı. Yazları turist gemileri haftada bir gelir oldu. Stella Maris, Stella Solaris adlı Yunan gemileri turist taşıdı. Kuşadası’nda turistik işyerleri açıldı. Turistler Meryemana ve Efes’i gördükten sonra çarşıda gezer oldu. Arap Rıza (Rıza Saraç) ilk hediyelik eşya satan oldu. Yunan gemi çalıştıranlarına balık yetiştiremez olduk. Bakkallar kuruyemişçi oldu, Vita yağları teneke teneke satıldı. Nuri Altınayar gemilere toptan sebze, meyve, balık gibi yiyecekler temin eder oldu. Çarşıda deri ceket, halı, kuyumcu işyerleri çoğaldı. Dışarıdan gelen bu esnaflar çok kazandı. Evlerin altları işyerine dönüştü. Kara yoluyla kalıcı turistler gelmeye başladı. Oteller yetmedi. Ev pansiyonculuğu çoğaldı. Sokaklar Alman turistlerle doldu, taştı. Pansiyonculuk köylere kadar ulaştı. Lokantalar çoğaldı. Kazım Usta, Toros, Sibel, İzzet lokantaları isim yaptı.

            Turizme hitap eden akla gelen her şey o kadar çoğaldı ki deneyimsizlik, kolay kazanç, plansızlık ileriki yıllarda Kuşadası’na çok zarar verdi.

            Akdeniz turizm acentesi açıldı. Kurucuları Naci Akdoğan, Haşmet Akdoğan idi. Haşmet Bey erken vefat etti, şirket Naci Bey’e kaldı.

            İlk çalışanlar: Sümer Erdem, Temel Gür, Şener Altnınayar, Lütfü Suyolcu, Hasan Tonbul, Aclan Hekimoğlu, Sisam adasına turist götürüp getiren Macera adlı teknenin kaptanı Ahmet Kaptan, Müdür İbrahim, Süleyman Susam, makinist.

            İlk turist arkadaşlarımız üç Fransız genci oldu. İskele o yıllarda halka açıktı. Yazın akşamüzerleri halk şehre iner, dolaşırdı. İskelede birkaç tur atmak, deniz havası almak moda olmuştu. Emin aile çay bahçesinde kukla oynatılırdı. Çay bahçesi geceleri hınca hınç dolardı. İskelede tur atarken yanımdaki arkadaşlar İngilizce konuştular Fransızlarla. Ertesi gün yine karşılaştık onlarla. Sandalla gezmeyi teklif ettim, kabul ettiler. Birlikte sandala binip sahilde tur attık,  denize girdik Yılancı burnunda. Birkaç gün gezindik, gittiler.

            Aydın’dan İbrahim Abim, teyze oğlu Nevzat Abim, Ahmetbeyli’ye balık avlamak için gittik. Benim zaman zaman gelip melinos balığı tuttuğum bir koy var, gündüz sandalın arkası boşalsın diye ağları oraya attık. Yüzmek için plaja döndük. Üç Alman turistle karşılaştık. Abilerim onlarla İtalyanca, Almanca karışık konuştular, arkadaş olduk. Kırmızı bir vosvagenle gezmeye çıkmışlar. Akşamüzeri ağları kaldıralım, varsa balık pişirelim yiyelim dedik. Almanlar arabadan birkaç şişe şarap çıkardılar. Bindik sandala gittik ağları kaldırmaya. Ağın ucunu bir tuttum melinoslar salkım salkım tutulmuş. Sahile çıktık. Onlar ateş yakarken ben balıkları temizledim. Ateşin üstüne balıkları dizdik, pişeni yedik, balık çok. Tekrar tekrar pişirip yedik. Şarapları içtik, bitirdik. Onlar Almanca biz Türkçe şarkılar, türkülerle plaja döndük. Almanlarla ayrılırken Kuşadası’na gelirseniz Göcekli motorunu limanda arayıp bulun, gezeriz dedik. Dönüşte ağabeylerim Aydın’a döndüler. Birkaç gün sonra bir de baktım kırmızı araba. Almanlar çıkıp geldi. Karşıladım, sandala bindirip gezdirdim, yedik, içtik. Akşam arabalarına binip gittiler. Adresler, fotoğraflar…

            Bir yıl sonra kırmızı araba yine karşıma çıkmasın mı limanda. Şaşırdım, içindekiler yabancı. Ne olacak diye bekledim, sandalımı buldular. Çaresiz önlerine çıktım. Fotoğraftan beni tanıdılar. İngilizcem zayıf zar zor konuştuk. İlk gördüğüm Almanların arkadaşlarıymışlar. Bu yıl aynı arabayla bunlar gezmeye çıkmış. Gezdik, yedik, içtik. Ama o melinoslar yoktu. Melinos yerine sarpa yedirdim, gittiler.

            Benim bir huyum var. Kim olursa olsun yerim, içerim, gezerim, eğlenirim. Giderken adresmiş, mektupmuş, kartmış takip etmem, yazmam. Ama günün birinde karşılaşırsam arkadaşlığı bıraktığım yerden devam ettiririm.

           

           

          

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: