RODOS’TAN KUŞADASI’NA (7)
Yayınlanma Tarihi: Cumartesi, 23 Ocak 2021
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
RODOS’TAN KUŞADASI’NA (7)

              O yıllarda buluşma yerimiz Emin Aile Çay Bahçesi. İşten yani balıktan geldim mi doğru arkadaşlarımın yanına. Çoğu da üniversitede okuyor. Ellerinde kalın kitaplar, bir masa tutup ders çalışıyorlar. Benim öyle bir sıkıntım yok. Ders çalışanın yanına gitmem. Boş oturanın yanına gider lâk lâk yaparım. Şener geldi (Altunayar), yanıma oturdu. “Osman oturacağına sen de bir şeyler yapsana” dedi. “Ne yapayım mesela” dedim. “İngilizce öğren, kütüphanede kurs açıldı. Ben gidiyorum. Sen de gel” dedi. Kalktım, birlikte gittik. Derslikte toplandık. Bir bayan öğretmen geldi. Gözlüklü, zayıf, güler yüzlü birisi. Hemen başladı İngilizce konuşmaya, dinliyoruz. Benim gibi yeni gelenlere İngilizce kimsin nesin diye soruyor. Arada Türkçe konuşuyor. Türkçesi zayıf. Çevreme baktım besbelli hepsi öğrenci, benden çok küçükler. Öğretmen, önceden eğitim almış, bu gruba günlük hayatta neler konuşulur İngilizce soru-cevap usulü dersi götürüyor. Arada bir tahtaya bir şeyler yazıyor, yazdırtıyor. Sıfırdan başlamadığı için verdiği dersi sevdim.

            Şener’le bir süre devam ettik. Bir gün sınav yaptı. Kâğıtları topladı. Soruların cevapları üzerinde durdu. Ertesi gün, kâğıtları incelemiş, dağıttı. Benimkine good yazmış, yani iyi. Ben tuttum good sözcüğünün yanına –bye ekledim. Oldu good-bye. Görsün diye kâğıdı kaldırmadım, geçerken fark etti, güldü, ben de güldüm. Çıkışta Şener’le en sona kaldık. Öğretmene bu sefer soruları biz sorduk. Yarım yamalak, Türkçe-İngilizce. Kadınlar Denizinde Nazilli’li bir ailenin yanında kalıyormuş. Barış gönüllüsü olarak Amerika’dan gelmiş. Ortaöğretimde İngilizce dersler veriyormuş. O yıllarda Kadınlar Denizine taşıt yolu olmadığı için zor gidiliyor. Ben isterseniz denizden sizi oraya motorlu sandalla götürebilirim diye sordum. Kabul etti. Limana gittik, motorlu sandalımla onu sahilden götürdüm, çok mutlu oldu.

            Öğretmenin adı Judy. Kursa gittiğim günlerin sonunda onu alıp arkadaşlarımla tanıştırdım. Çay bahçesinde kısa zamanda hepimizle tanıştı. Ada Palas Oteline yerleşti. Gündüz gece bir arada yedik, içtik, gezdik, denizde yüzdük. O, Türkçesini geliştirdi, biz de İngilizcemizi geliştirdik.

            Kuşadası’na birkaç yıl yaz tatillerinde geldi. Edindiği arkadaşlarıyla birlikte oldu, yaşadı. Kuşadası’nı çok sevdi.

            Boş zamanlarımda Abacı ile buluşuyoruz. Çay bahçesinde, sandalla plajlarda, orada burada vakit geçiriyoruz. Bir gün Yılancıburnu’na gittik. Sandalı baştankara yaptım. Kumsala çıktık. Çevreye bakarken iki bayan turistin diz boyu suda renkli taşlar, deniz kabukları aradıklarını fark ettim.

            Abacı’ya (Gürel Abacıoğlu) bak şimdi turist kızlarla nasıl konuşup arkadaş olacağım, dedim. Kızların yanına gittim. Yaklaştım, oralı değiller. Birisine yaklaştım.”Did you see any gold?” dedim. Başını kaldırdı, yüzüme baktı. Ben sırıtıyorum. Ağzımdaki altın dişleri gördü. Kendini suya attı. Gülmekten çatlıyor. Ben de gülüyorum. Arkadaşına bir şeyler dedi. O da baktı, gülmeye başladı. Çakılların arasında altın bulamadı ama benim altın dişler onları güldürdü. Sandalı gösterdim. “That is my boat. He is my friend.  İf you want we are swimming?” İsterseniz birlikte yüzebiliriz. O benim arkadaşım, dedim. Abacı bereket yetişti. Başladı İngilizce konuşmaya, beni kurtardı.

            Tanıştık, otelde kalıyorlarmış. Sandalla dolaştık, çay bahçesine gittik, bizim arkadaşlarla tanıştırdık. İçimizde iyi İngilizce bilenler var. Bol bol konuştular.

            Her gün çay bahçesinde buluşup koylara gittik, yüzdük, eğlendik. Yaz boyunca Kuşadası’nda kaldılar. Birisi Atilla Arslan’la, diğeri de Ahmet Kireç’le arkadaşlıklarını devam ettirdiler.

            İlköğretim müdürü Zeki Aydınlı beni çağırttı. Zeki Bey ben ilkokulda iken öğretmenimdi. Aydın’dan tatile gelmiş. İki öğretmen ailesi var. Deniz gezisi yapmak istiyorlar, gezdirir misin? dedi. Elbette, dedim. Yarın sabah çay bahçesine gelsinler, nereye isterlerse götürürüm. Sabah geldiler, sandala bindirdim. Kadınlar Denizi tarafına, dediler. Çalıştırdım motoru, rölantide kıyı kıyı Kadınlar Denizine geldik. Burası neresi? Arslan burnu, görelim. Hava çok güzel, denizde hiç dalga yok. Sahilleri gördük. Karşısı neresi? Güzelçamlı sahilleri. Görebilir miyiz? Tabii. Motora tam yol verdim. Geldik Güzelçamlı’ya. Yolda iki erkek öne binmişti, iki bayan da arkada, ben dümen tutuyorum. Arada bir bana bir şeyler soruyorlar, anlatıyorum. Denizden sahilleri topluca görebilmek ne güzelmiş, diyorlar.

            Güzelçamlı sahillerinde aralıklı çadırlar, denize giren insanlar. Birileri bize el salladı. Önde oturanlar da onlara el kaldırdı. Sahile yanaştım, çıktılar. Sanki bizi bekliyorlarmış gibi bir hal aldı birden. Neyse, anladım meseleyi. Gezi önceden planlanmış. Karşılayanlar arasında Vefa öğretmeni görünce tamam dedim. Bize ikramlar yapıldı. Köy okulunu görmek için gidildi. Köyün içinden geçildi, sahile indik. Sandal hazır. Bindirdim. İçmeler mevkiini görmek istediler, götürdüm. Sahile çıkmadılar, denizden çardaktan yapılmış bir gazinoyu ve denize girenleri seyrettiler.

            Denizde tık yok, ne dalga ne de esinti. Dönelim, dediler. Kestirmeden iki saatte Kuşadası’na gideriz, dedim. Motora tam yol verdim.

            Gün boyunca kendimi balıkçı diye tanıtmıştım. Onlar da bana balıkçı diye hitap etmişlerdi. Yanımda oturan sohbet eden bayanlardan birisi “Balıkçıyım diyerek kendini saklama biz senin öğretmen olduğunu biliyoruz. Nerede çalışıyorsun anlat bakalım” dedi. Şaşırdım. Çaresiz Söke Sofular köyü öğretmeniyim, dedim. Güzelçamlı’da çalışmak ister misin, dedi. Nerdee!..kolay mı dağın başından deniz kenarına gelmek. Aklımdan bile geçirmem. Hem ben çalıştığım köyden memnunum, dedim. Bak, şu bey benim eşim, biz öğretmeniz ama o Aydın İl Milli Eğitim Müdürü. Bi söyledim mi sen Güzelçamlı’dasın demez mi!..

            Akşam karanlığı Kuşadası’na döndük. Aldığım yerden indirdim. Teşekkür ettiler, gittiler. Ertesi günü Zeki Bey de teşekkür etti. On beş gün sonra beni buldu. Hayırlı olsun Güzelçamlı’ya tayinin çıktı, dedi.

Güzelçamlı köyüne tayin oldum. Okul müdürü Vefa Akbay’la önceden tanışıyoruz. Eylül 1965’te köye gittim. Okulun çatısı bakım görüyor. Ana binaya bitişik olmayan ek bina yapılıyor. Kum çakıl ihtiyacı var. Köyde geçici olarak eğitim kampı kurmuş askeri birliğin subayına gittik, ihtiyacımızı konuştuk. Bize bir cemse gönderdi. Muhtar imeceyle çalışacak insan buldu. Kalamaki’ye gittik. Kuşadası limanı yapılırken kum ve çakıl çekilen koya indik, yerini gösterdim. Kum ayrı, çakıl ayrı dört beş cemse dolusu malzeme çektik. İnşaat devam etti.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: