SANATIN KUSURU OLMAZ
Yayınlanma Tarihi: Perşembe, 27 Aralık 2018
YELİZ ORHAN
SANATIN KUSURU OLMAZ

 

Sanat neden vardır hiç düşündünüz mü ? Nasıl varolmuştur ? Hangi ihtiyaçlar doğrultusunda doğmuştur sanat ?

 

Sanat fiilen gerçek olmayan tüm fikirlerin, düşüncelerin ve bunun  sonucu olarak hayallerin vücut bulmuş şeklidir. Sanat bir düşünce yumağı gibidir. Tüm fikirler, hayaller bu yumakta toplanır işte bu karmaşanın adı sanattır.

 

Sanat ezber ve mantık istemez sanat sadece somut olmayan tüm düşüncelerin dile gelebilmesine yarayan bir araçtır. Biri yada birileri düşüncelerine bir beden biçmek için geliştirmiş sanatı ,duygu ve düşüncelerini ona aktarmış bu aktarımlar sonucunda sanat var olmuş. Bugün açıklayamadığımız yada açıklamak isteyipte doğru kelimeleri seçemediğimiz tüm her şeyi sanatın çeşitli kollarından birisinin varlığı ile anlatıyoruz. Bazen bir resim ile, bir tiyatro skeci yada karakalem çalışması, karikatür çizimi ile…

 

Sanat özgür bir birey gibidir sanatın kuralları yada sınırı yoktur. Bir düşünün mesala bir hayal kuruyorsunuz hayalinizi kurarken kendinize kurallar mı koyarsınız ? elbetteki hayır. Kuralların olduğu bir hayale zaten hayal denemez. Sanatta böyledir işte o bir hayalin vücut bulmuş şekli olduğu için ona kural koyamaz, sınırlar çizemezsiniz. Çünkü sanat aynı zamanda sizin dünyanızın da bir yansımasıdır.

 

Peki bugün sanat niçin sansürleniyor ? Neden mizah dergilerinde ki karikatürler, yazılan tiyatro skeçleri ve beyaz perde oyunları taşıdıkları ana tema yada düşünce yüzünden suç unsuru olarak gösterilebiliniyor bu sorunun tek cavabı var; öz saygımızı kaybettik.

 

Dünya gelişiyor ve değişiyor fakat bu değişme getirdikleri kadar maalesef biz insanlardan çok şey alıp götürüyor. En önemli olanı da insanlar önce kendilerine olan güvenlerini ve saygılarını kaybediyorlar kendisine saygısı olmayan insan karşısındaki insana nasıl saygı duyabilir ki zaten ? En önemlisi de kendisine özgüveni olmayan insan eleştireye nasıl açık olabilir ?

 

Karşımızda ki kişiyi anlayabilmenin belkide en iyi ve en güzel yolu empati kurabilmektir. Ama maalesef on kişiden sadece bir kişi empati kurabiliyor. Ancak empati kurabilen insanlar başkalarının neden kendisinden farklı düşündüğünü ve bu düşüncelere saygı duymaları gerektiğinin ayrımına varabilirler.

 

Bir de madalyanın öbür tarafı var tabi sanatı dine dahil etmek din kuralları çerçevesinde sanatın yaşamasına yaşatılmasına izin vermek.  Eğer ki danstan örnek verecek olursak bayan dansçı sayısı maalesef erkek dansçı sayısını geçemiyor. Çünkü kızlarının dans etmesine izin veren anne babalar o kadar az ki kızları ben dansçı olacağım dedikleri zaman anne ve  babaların büyük bir çoğunluğu bu karara şiddetle karşı çıkar görünen sebebi ise kostümler onlara açık geliyordur. Yakıştıramazlar kızlarının dansçı olmalarını halbu ki sanatı icra etmek ne güzeldir. Tabi bu tarz örnekler keşke bir iki evin içinde olsa maalesef bugün toplumun ileri gelenleride aynı görüşte hatta daha da ileriye gidip kendi düşüncelerine inançlarına uymadı diye o eseri yasaklıyorlar.

 

Sanat için ince zevkin ve estetiğin tanımını yakıştırıyoruz yayınlanan tüm eserler birileri beğenmedi diye sansürlenirse bu eserlerin aynı fabrikadan çıkma bir maldan ne farkı kalır ki.

 

Herkes herkesin düşüncelerine, hayallerine saygı duymak zorundadir evet, eleştirebilirsin beğenmeyebilirsin ama yasaklayamazsın. Edebiyat için de aynı durum söz konusudur yazılanları beğenmeyebilirsin hatta yanlışta bulabilirsin ama yayından kaldıramazsın bireysel bir suçlama yoksa ortada açıkça tehdit yoksa sadece düşünceler paylaşılıyor ise buluttan nem kapıpta yayından kaldırma kararı alamazsın. Mevlanın çok güzel bir sözü var ‘’kusurları örtmede gece gibi ol ‘’ demiş varsa sana karşı bir hakaret tehdit sen efendiliğinle alt et önce sonra sonra diğer yollara başvur.

 

Fakat bugün mecliste bile ilk yarım saat sorunlar saygı çerçevesi içinde tartışılıyor iken yarım saat sonrası tekmeler yumruklar havada uçuşuyor bu durumda insanların önce kendilerine olan saygılarının yitirdiklerinin ve bir şeylerden ölesiye korktuklarının açık bir göstergesidir çünkü korkan insan saldırıya hazırdır her zaman.

 

Biz türk toplumu olarak sanata sanatçıya, ve düşüncelere olan saygısızlığın sonuçlarını en acı gerçeklerle 80’li ve ondan önceki yıllarda gördük ve hala görmekteyiz. Bilhassa 60,70, ve 80 li yıllarda sorunların uzlaşma yolu ile tatlıya bağlanması gerekiyordu ama ne trajedik bir durum ki bırak uzlaşmayı kimse derdini anlatamadan kendini ya işkence masasında yada idam sehpasında buldu.

 

Sanatçılar dahil herkes düşüncelerinden ve sergilemiş oldukları tüm eserlerinden dolayı suçlu sayıldı. Peki hangi düşüncenin bedeli ölümdür ?

 

Herkesin doğruları kendisine doğrudur, kimse kimsenin düşündüklerini doğru bulmak ve o düşünceyi savunmak zorunda değildir. Cevap ise çok nettir saygı duymak zorundadır. Ama şöyle de bir durum var tabi dış güçlerden biri gelipte senin toprak bütünlüğünü bozmaya çalışıyorsa o vakit saygı duymak yerine nefsii müdaafaya geçmek zorudasın.

 

Ama şimdi bir sanat eseri yada bir sanatçinin düşüncesi senin hoşuna gitmedi diye sanatı ve sanatçıları baskı altına almaya çalışamazsın. Küçük bir çocuğun nasıl ki kusuruna bakılmıyor ise sanatında kusuruna bakılmaz, bakılmamalı. Halbu ki sanat biz insanları rahatlatan, düşünmemizi perçinleyen, duygularımızı ve düşüncelerimizi dile getirdiğimiz kimi zaman bir kağıda, kimi zaman sahnelere , kimi zamanda tuvallere aktardığımız belki de en bulunmaz en güzel en özel şey. Gerçekten de sanatın varolmadığı ,özgür olmadığı bir ülkede insanlar ruhsuz ve robot gibi olabiliyor. Düşünemiyor, sorgulayamıyor, yorumlayamıyorlar bu bize önce empatiyi kaybettiriyor, sonra ön yargılı olmayı kazandırıyor ve en sonunda yobazlaşmamamızı sağlıyor.

 

Hal böyle olunca olaylar çığrından çıkıyor. Sanatın değeri zaten çoktan düşmüş oluyor o ince zevkler , o bütünsel güzellik , detaylardaki muhteşemlik ve zarafet ortadan kalkıyor.

 

En basiti bugün sahip olduğumuz bilmem kaçıncı yüzyıllardan kalma oymalı tarihi kapıları, binaları , çeşmeleri, sütunlardaki o güzelim kazıma işçiliklerini , el emeği göz nuru olan el dokumalarını, yüzükleri hançerleri ve daha birçok kullanılan eşyaları incelerken, Aşık veyselin ruhu ile yazdığı şiirleri okurken, Piccasonun tablolarındaki renk ambiyasına kendimizi kaptırırken. Romeo ve jülyetin o eşsiz aşklarını okurken, Avrupalı toplumların yaptığı devasa heykellerde ki gerçekçiliği hayran hayran izlerken diyoruz ki ne güzel şeyler yapmışlar. Eğer zamanında sanat doğmamış yada terk edilmiş olsaydı insanlar sütunlara oymaları işlemeselerdi, Aşık Veysel o şiirlerini yazmasaydı, şarkılar bestelenmeseydi, tablolar yapılmasaydı bugün beğenecek ve gurur duyacak hiçbir esere sahip olamayacaktık. Yaşamın inceliklerini düşünemeyecek, emeğin ne denli büyük bir lütuf olduğunun farkına varamayacak ve bir ilham kaynağımız olmayacaktı.

 

Sanat ince zevklerin , o güzelim renklerin, özgürlüğün somut halidir. Mustafa Kemal ATATÜRK ‘ün de dediği gibi ‘sanatsız kalmış bir millet olacaktık belkide en hayati organımızı kaybetmiş olacaktık ki bu bence bir felaket olurdu.

 

Dilerim bir gün sanat hak ettiği değeri yaşar.

                                                                                                                                                                            Yeliz ORHAN

                                                                                                                                                                            27.12.2018

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ