Siyaseti Nasıl Kirlettik?
Yayınlanma Tarihi: Pazartesi, 25 Haziran 2018
CEREN USLU
Siyaseti Nasıl Kirlettik?

 

 

İnsanın toplumsal bir varlık olarak ortaya çıkmasıyla birlikte gündelik hayatımızın içerisine dahil olan siyaset bugün ki halini sizce nasıl aldı? Antik Yunanda asil vatandaşların siyasetle uğraşmanın bir vatandaşlık görevi olduğu kabul görürken siyasetle uğraşmayanların ise vasıfsız insanlar olarak nitelendirildiğidönemlerden bugün içerisinde bulunduğumuz karmaşık , kirli ve yalan üzerine kurulu bir dünyaya nasıl geçtik? Nasıl yozlaştık? Siyaseti nelere alet ettik? İnsanlar doğal ortamlarında birlikte yaşamanın verdiği uyuşmazlık haline çözüm bulmak ve kaos ortamını güvence altına alabilmek adına siyaseti keşfettiler. Gruplar halinde yaşamaya başlanılmasıyla birlikte toplum düzeni sağlayacak temel kurallara ihtiyaç duyuldu. Ancak tek bir problem vardı. İnsanlar için ideal olan toplum düzeni nasıl olmalıydı. Kuralları kimler belirlemeliydi. Hangi alana müdahale etmeliydi. Haklar ve yükümlülükler nelerdi? Kimler hangi görevleri alacaktı?

 

İşte tüm bu gibi sorulara yanıt ararlarken bir araya gelen insan kitleleri hayatın adaptasyonu içerisinde siyaseti keşfettiler. Bu öyle bir keşifti ki bugün bile üstesinde milyonlarca çalışmanın yapıldığı ancak net bir tanımı bulunmayan ‘’Demokrasi’nin en gelişmiş halini ‘’Doğrudan’’ kullanmayı icad ettiler. Her vatandaşın toplumun kararlarına doğrudan müdahale edebildiği meclisler ortaya çıkmaya başladı. Kendilerini ilgilendiren konularda basit çoğunluk oylamasıyla doğrudan kendileri karar verdi. İşte tüm bu gelişmeler Aristotales’in insanın siyasi bir hayvan olduğu görüşünü kanıtlar nitelikteydi. RobinsonCrusoe’un tek başına sürdüğü yaşamına adaya düşen Cuma’nın gelmesi aslında siyaseti ortaya çıkarmıştı. Aslında oldukça masum görünüyordu. Birlikte yaşayan insanların ortak çıkarları doğrultusunda toplumsal bir anlaşmaya vararak kendi anayasalarını ortaya çıkarmalarıyla kayıtlar yasallık kazandı . Buraya kadar her şey makul görünse de asıl savaş şimdi başlıyordu. Nüfus artışı, toprak genişlemesi ve kırtasiyeciliğe varan bürokrasiyle birlikte devletlerin kurumsal faaliyetlerinin artışı Doğrudan Demokrasi yerine ‘’Temsili Demokrasi'‘’dediğimiz bizleri temsil etmesi beklenen temsilcilere devrettiğimiz yeni bir tür ortaya çıktı. Artık biz karar vermeyelim . Bizim seçtiklerimiz bizlerin yerine bizim için karar versinler diyerek yeni sistemi benimsedik . Kavramlar birbirini kovaladı. Temsil derken devletin hangi alanlara müdahale edebileceği kısmına da temsilcilerimiz karar vermeye başladı. Devlet memurlarının kimler olacağının kararını temsilcilerimiz verdi. Çünkü güvendik. Peki sonra? İnsan oğlunun unuttuğu önemli bir kural vardı. İnsanoğlu rasyoneldi. Her zaman kendi çıkarını düşünen gücünü güçsüzün üzerinde kullanarak baskın olan insan oğlu doğal bir sentezin içerisinde bu gücünü siyasete kullanmaya başladı .

 

Zaman içerisinde bizler tarafından yetkilendirilerek bizlerin istekleri doğrultusunda hareket etmesi beklenen temsilcilerimiz mutlak gücü elinde bulundurarak toplum çıkarı değil temsilci çıkarını ortaya koydu. Arka arkaya büyüyen devletler , güç ve ihtiras savaşları hakimiyet sevdası toplum çıkar ve refahından daha üst bir hale gelerek insanoğlunu etkisiz hale getirdi ve canavarı yaratan canavar tarafından öldürüldü. Zamanla gücü elinde bulunduran bireye hanedana ve ya aristokrasiye boyun eğen insanlık özellikle Floransalı siyasetçi NiccoloMachiaveeli’nin siyaset üzerine söylemleriyle ortaya çıkan zafere giden yolda her şey mübahtır anlayışı siyasette büyük bir sıçrayış yaşattı. Machiavelli’den alınan referanslarla kamusal işeri özel işlerine alet eden siyasetçilerin iktidar hırsı uğruna aile katliamlarından soy kırımlara varan mübah yollarının zararını yine toplumlar çekti.

 

Siyasi partiler , devlete yüklenen yeni sorumluklar,çıkar gruplarının tek tek dökülmeye başlamasıyla işler öyle bir çığırından çıktı ki günümüz de siyaset denildiği zaman Atina dönemindeki o asil uğraş ‘’yalan’’kelimesiyle eş değer anlam taşıdı . İdeolojiler ortaya çıktı. Anayasalar ortaya çıktı. Savaşlar çıktı. Kitleler örgütlenmeye başladı. Artık herkesin kendi bir fikri vardı. Herkes temsil edilmek istedi . Herkes kendi bildiğinin en doğru olduğunu iddia etti. Öyle bir duruma gelindi ki sayıca çoğunluğu elinde bulunduran kendini hakim ilan etti ve toplumu oluşturan bireylerin hakları ihmal edildi. Azınlıklar yokmuş gibi davranıldı. Hoşgörü ve farklı fikirler yok edilmeye çalışıldı. Öyle tahammülsüz toplumlar yaratıldı ki belki de kendi aralarında hiç sorun yaşamamış iki insan bile bu bölünmüşlükle birbirine yani insan-insana yabancılaştı. Oylamaya gidildi. İstenilen olmaza şiddete başvuruldu. Sonuç olarak birlikte yaşamamız için bir araç olan siyaset , amaçlaştırılarak yozlaştırıldı. Çarpık ilişkilerin döndüğü devletlerin yolsuzluklara baş vurduğu saydamlığın olmadığı ve insanların fikirlerini bile söylemeye çekindiği günlere kalındı. Atina’nın biricik vatandaşlık görevi olan asil uğraşa karşı büyüklerimiz dediler ki‘’; Aman çocuğum ! Üniversitede sakın siyasetle uğraşma başına bir şey gelir . Bizler çok çektik sizler harcanmayın

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ