Sobalı Evlerde Üşüye Üşüye Büyüyen İnsanlar
Yayınlanma Tarihi: Perşembe, 16 Mart 2017
EMRAH TUNCER
Sobalı Evlerde Üşüye Üşüye Büyüyen İnsanlar
Yer de, yön de, yol da, bilinçtir. Oruç ARUOBA ***

Gündüzdü ama şehir yine de boşalıyordu. Bayram koşuşturması ve telaşı içinde insanlar memleketlerine dönüyordu. (Herkes bir gün memleketine mi dönüyordu?) Bir otogar güncesinin rengi ayazında otobüse biniyordu genç adam. Ne zaman o hissi duyumsasa, elleri kırılan buz kütlesi gibi çatlar, titrek kuytu saatlerde aklında kırık fay hattı gibi yarıklar oluşurdu. (Modernden tekrardan korkarak geleneksele geçiş mi?) Gökyüzünde garip bir karartı oluşmuştu. "Yağmur mu yağacak?" diye düşündü. Çok sıkılıyor, sıkıntısını otobüsün camından dışarıyı izleyerek geçirmeye çalışıyordu.
 
 
Yaşlı bir kadın omzunda kalın şalıyla, yanındaki koltuğa oturdu. Gözlüklerinin altından genç adama baktı. Eski anıların içinden geriye doğru ilerler gibiydi. İçindeki deniz yüzündeki çizgiler kadar derindi. Denizlerde boğulmuş, dağlarda kaybolmuştu sanki. Duyumsadı zor ve güzel günleri. Yan koltuğa dönüp yol boyu genç adama anlattı insanları ve öykülerini…
 
 
“Bizler, sobalı evlerde üşüye üşüye büyüyen insanlarız. Ayazda buz tutmuş yüzlerimize kor gibi yanan sobanın alevi değen suskun kelimeleriz. Hiç konuşmuyorsak tanıdığımızdan dolayıdır. Hiç tanımadığımız insanlara yanımızdaki tanıdığımızı kırmamak için gereksinim duyarız” dedi yanındaki genç adama. “Ey oğul! Bilmez misin zulüm Nisan 16.yy’dan beri devam etmekte, ölüm sessizliği ihaneti ile teğet geçmekte halen. Dört mevsim sarardı düştü toprağa.
 
 
Belli ki sırrını verecekti. (Genç adam anlamayacak mıydı acaba?) “İspanya adına Meksika'yı işgal eden denizci Cortes’i bilirsin. 5 milyondan fazla nüfusa sahip koskoca Aztek imparatorluğunu 20 at 10 küçük top ve 600 kişilik ordusuyla işgal etmiş, yıkıma uğratmıştı. Nasıl mı yapmış bunu? Bunun iki nedeni var oğlum birincisi Aztek’ler Doğu’dan beyaz tenli bir Tanrı’nın geleceği yönündeki inançlarını hep diri tuttular ve gelen misafire güvendiler…
 
 
Tanrı diye Cortés’i karşıladılar ve onu karaya çıktığı kıyıdan içerilere, başkentleri olan Tenochtitlán’a kadar götürdüler. Kısa sürede Cortés’in Tanrı olmadığı ortaya çıkınca iş işten çoktan geçmişti. İkincisi yanındakilerine güvendiler. Hem Aztekçe hem de Mayaca bilmesi sebebiyle Cortes tarafından amaçları doğrultusunda kullanılmış La Malinche’ye güvendiler. Kendi halkından olan La Malinche belki de sadece yaşamak için Cortes'e Maya ve Aztek topraklarını nasıl işgal edebileceğinin yollarını gösterdi, kimsenin yolunu bulamayacağı sarp dağ yollarının ve patikaların geçişlerini açtı.” Dirhem dirhem biriktirdiği hikâyeleri dinlemeye hazır çakılı kaldığı koltuğa gömüldü genç adam. İçinden sonbahar sonrası devranlar geçirdi, bu kadın bunları nerden biliyordu? (Kibir ve peşin hüküm her tarafa mı bulaşmıştı?) Kulağı çınladı, yavaşça gözlerini büyüttü dinlemeye devam etti.. (Dinlemek ve dinlenmek aynı şey miydi yoksa?) “Vücudumuz soğuktan harap ve bitap olarak ayaza karşı savaşır yine de ödün vermezdik bir dostu bir gece vakti derin düşüncelerden uyandırmaya.
 
 
Dedim ya biz sobalı evde büyüyen insanlardık. Kimseyi satmadık ki… İçimizde yangınlar bütün vücudumuzu sarsa dahi, kalbimizde volkanlar patlasa damarlarımızda ateşten nehirler aksa dahi, fırtınalar içimizdeki dünyayı bir o tarafa bir bu tarafa savursa dahi, kimseyi ele vermedik ki. Biz sobalı evde büyüyenlerdik. Ey oğul! Edward Mordrake’yi bilir misin? 19. yüzyılda yaşamış İngiliz soylularından olduğu söylenir. İki tane yüze sahip olup, bir yüzü normal insan silueti gibi görünürken, diğer yüzündeki ağzıyla yemek yiyemiyor, konuşamıyor sadece gülüp, ağlayabiliyormuş. İşte Edward Mordrake'yi farklı kılan şey ise onun ikinci yüzü. Kafasının tam arka kısmında bulunan bu yüzün normal bir yüzden pek bir farkı yok. Gözleri, burnu, ağzı, her şeyiyle tastamam. Yetişkin olana kadar, pek bir şeyin farkında bile değil Mordrake.
 
 
Bir süre sonra insanların kendisinden korkarak kaçtığını iyiden iyiye hissedince başlıyor acıları. Yemek yiyemeyen ve konuşamayan ikinci yüz, ani gülme ve ağlamalarla Edward’ın hayatını kabusa çevirir. Zavallı Edward Mordrake, her gece kulağına hiç duyulmamış şeyler fısıldayan “diğer yüzü”nden kurtulmak için gittiği doktorların, “Onu oradan almak için yapacağımız ameliyat seni de öldürür” diyerek onu geri çevirmesiyle yıkılır.
 
 
Toplum tarafından lanetli görülen ve diğer yüzünün ona yaşattığı korkunç gecelere daha fazla dayanamayan Edward daha 23 yaşında iken kendini asarak yaşantısına son verir. Ah oğul! Şimdi milyonlarca iki yüzlü insan acı bile çekmiyor. Edward’ın onurunu bile taşıyamıyor bunca insan.” Kelimeler otobüs camına yağmur tanesi gibi yapışıyordu. Anlayamıyordu genç adam bu yaşlı kadının ne demek istediğini. Anlasa dahi dili lal olur, aklı çare olmayacaktı şimdiki düşüncelerine. İçinde yangın vardı, dışarıda alabildiğine yağmur ve, kuytulara pusu kurmuş ayaz. Ucuza işçi çalıştırıp, vergi kaçırıp öbür taraftan yardım derneklerine bağış yapan iş adamları mı canını sıkmıştı yaşlı kadının yoksa birçok şey anlatıp işin aslını veya sebebini söylemeyen yazarlara mı kırılmıştı? Yoksa gerçeğin sadece işine geldiği kadarını söyleyenlere mi bozulmuştu? Kendi vatanlarına ihanet edenler miydi, eğilip bükülen ikiyüzlü olup ta bunu içselleştiren insanlar mıydı? Onu kızdıran. (Yolculuk her şeyin sırrını açığa çıkarır mıydı?)
 
 
“Bizler kışın ölüm sessizliğinde sobalı evlerde büyüyen odun ve kömürün kor olduğu ateşe yanık çocuklardık evladım. Yani eğilip bükülmedik hiç” dedi ve sustu… Araba mola yerine gelmişti. 4 saat nasıl geçti bilmiyordu genç adam. Yağmur durmuş, Yeryüzü toprak kokusunun altında sessizdi, durgundu, bilinmeyenleri saklayan bir eda halindeydi. Bu yolculuk daha ne kadar sürecekti kim bilir?

 
Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ