TANRI MİSAFİRİ
Yayınlanma Tarihi: Çarşamba, 25 Eylül 2019
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
TANRI MİSAFİRİ

 

            Bugün Süleyman Abi’den ilginç bir öykü dinledim.

Sizin de okumanızı istedim:

            Ankara’dayız.

            Üç bekar arkadaşız.

            Öğrenci evi.

            Erkek olduğumuzu söylemeliyim çünkü önemli.

            Bir hafta sonu sabahı kapımız çalındı.

            Açtık.

            Kapıda uzun boylu, düz saçlı, sırtında çantası düzgün bir kız.

            Bizim buyur etmemizi beklemeden içeriye daldı.

            Şöyle bir etrafına bakındı.

            “Kızlar, benim üç gün burada kalmam gerek” dedi ve uçtaki kapısı açık küçük odaya kadar gitti.

            “Burası bana uyar” dedi.

            Biz birbirimizin yüzüne bakarken, o yerleşmişti bile.

            Kendini yerdeki minder gibi şeyin üstüne bıraktı.

            Çantasından bir şeyler çıkarttı.

            Biz doğru dürüst bakamıyorduk bile.

            Sanırım bisküvi türü şeylerdi.

            Bir bardak çay doldurduk.

            Ben götürüp önüne koydum.

            Bir gözüyle çaya, bir gözüyle bana baktı.

            Bu, teşekkür demekti herhalde…

            Bir durgunluk hali yaşanıyor.

            Biz, o yokmuş gibi davranıyoruz ama kendimiz gibi davranmıyoruz.

            Daha yavaş seslerle konuşuyoruz.

            Her gün boy boy tartışan biz, birbirimize oldukça nazik davranıyoruz.

            “Hadi lan”lar filan kalktı, “hadi canım” diyoruz en fazla.

            Meğer biz ne nazik insanlarmışız.

            İklim değişti.

            Bir gün, bolca yaptığımız yemekten bir tabak önüne koyduk.

            Birkaç dilim ekmek.

            Tabak tertemiz geldi.

            Tabağı lavaboya koyarken çıt bile çıkartmamaya çalıştı.

            Sonra, bize doğru yan gözle baktı.

            Herhalde bu da teşekkür anlamına geliyordu.

            Sigara içeceği zaman bize uzaktan sigarayı gösteriyordu.

            Gösterinin kısalığından biz onun “Sigara içebilir miyim?” dediğini anlıyorduk.

            Tuvaleti kullanacağı zaman beş parmağını gösteriyordu.

            Bu, “Beş dakika içerdeyim” anlamına geliyordu.

            Zaman böyle geçiyordu…

            Bir akşamüstü çantasını sırtına almış, hiç bize bakmadan kapıya yönelmişti.

            Açtı kapıyı.

            “Kızlar ben kaçar” dedi.

            Kapıyı sessizce kapatıp, yine sessiz adımlarla uzaklaştı.

            Biz birbirimizin yüzüne bakarak bir anlam çıkartmaya çalıştık, çıkartamadık.

            Kendimizi kızın odasında bulduk.

            Yine bir şey çıkartamadık.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: