'TERCİHLER YALNIZ DEĞİL SONUÇLARI VE BEDELLERİ İLE BİRLİKTE GELİRLER…'
Yayınlanma Tarihi: Çarşamba, 12 Şubat 2020
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
'TERCİHLER YALNIZ DEĞİL SONUÇLARI VE BEDELLERİ İLE BİRLİKTE GELİRLER…'

 

            Nazlı, henüz ilkokul yıllarındaydı…Memur olan anne ve babası ile birlikte yaz tatilini geçirebilmek için Tekirdağ’dan sabaha kadar otobüs yolculuğu yapar, sabahın ilk ışıklarında annesinin memleketi olan Kuşadası’na varırlardı.Kuşadası’nın eşi benzeri bulunmayan ve hiçbir zaman kıymeti bilinmeyen mavi koylarını otobüs ile geçerken o küçük burnunu cama yapıştırır, bir gün büyüyüp güzel bir kız olacağını ve bu güzel sahil kasabasında hayatını bir tatil lüksünde yaşayacağını hayal ederdi…

 

            Koyları geçerken, kasabanın girişinde sağ tarafında bulunan dağın üzerinde kocaman, çok ünlü bir beş yıldızlı otelin ismi yazardı. Oradan her geçtiklerinde annesine sevinç çığlıkları atarak o dağı gösterir, dağın diğer tarafında nasıl bir peri masalı olduğunu sorar, bir gün bile olsa onu oraya götürmeleri için yalvarırdı.

 

            Aradan tam 17 yıl geçmişti…

 

            Küçük kız artık büyümüş; İşletme Fakültesi’nden mezun olmuş; yıllarca dışarıya mükemmel görünen ama gerçeklerin çok başka olduğu ailesinin de evliliği noktalanmıştı.  Annesi ile birlikte küçük iki bavulla Kuşadası’nda yeni bir hayata başlamaya karar vermişlerdi artık.

 

            Engellerin, depresyonların ve dramaların ardında kalan genç kızların asla mutlu olamayacağını biliyordu Nazlı. Okumayı, aydınlanmayı, kendini geliştirmeyi istiyordu sürekli. Sadece iki seçenek vardı çünkü; depresif bir çocukluğun dışında ördüğü tuğlaların arasında üşüyerek yapayalnız mı geçirecekti yeni hayatını; yoksa okuduklarını uygulayarak, o tuğlaları yıkıp kendi başarı hikayesini yazarak mı örnek olacaktı tüm yaşıtlarına…

 

            Aradan birkaç hafta geçmiş, birçok başarısız iş başvurusu moral bozmanın da ötesine gelmiş, belki de bazı hayatların sadece kitaplarda yaşandığını düşünmeye başlamıştı artık genç kız.

 

Derken bir gün harika bir dilek kabul oldu…Daha küçük bir kız çocuğu iken dağların ardında o deli gibi merak ettiği, yirmi bir yıldır başarı ile ayakta duran o beş yıldızlı otelin –kendi deyimi ile- bu peri masalının MICE satış pazarlama departmanında satış temsilcisi olarak işe alındığını öğrenmişti Nazlı.O kadar mutluydu ki, çalışmak, öğrenmek ve kısa sürede başarılı olmak için sabırsızlanıyordu.Hayal kırıklığına uğrama duygusunu unutarak, güler yüzünü tüm içtenliği ile takmıştı çehresine.

 

Aslında hiç abartılacak bir yanı yoktu bulunduğu koltuğun…O sadece bir satış ve pazarlama temsilcisiydi…Peki ya, ya burnunu cama yapıştırarak her yıl o dağın üzerindeki yazıyı görüp heyecanlanan o kıvırcık saçlı küçük kız çocuğu için, sizce o koltuk neyi ifade ediyordu? Gözlerinin içindeki gülücüklerin sesini duyuracak bir boyuta gelen çalışma özlemi kendini her gün daha çok geliştireceğini ve fark yaratacağını hissettiği günlerine odaklanmaya başlamıştı artık.

 

İlk hafta…

 

Ne demiştik; “Tercihler yalnız değil; sonuçları ve bedelleri ile birlikte gelirler…”

 

Maalesef ilk günler hiç de hayal ettiği gibi geçmiyordu…Hep her şeyin çok daha iyi olacağını içinden tekrar etmesine rağmen, bunun için elimden ne gelirse yapacağım diye kendine sözler vermesine rağmen, hayatın kendisi bir peri masalı olmaya aday değildi artık…

 

Tam 21 yıldır aynı otelde çalışmış, hatta 8 yılını o otelde yaşayarak geçirmiş, çalışmaktan hayatı fark etmeden kaçırmış ve hatta kadın olduğunu bile unutmuş bir bayan müdürün odasında birlikte çalışmaya başlamıştı.

 

Bu güne kadar bildiği, gördüğü tüm müdür tanımlamalarını unutarak, eğer yirmi yıl sonra onun gibi mutsuz, sinirli ve bencil olacaksa bu kadar emeğin ve birikimin ne anlamı var diye her gün içinden kendine sorular sormaktan delirmeye başladığı günlerdeydi.

 

Aslında müdürü çok mutsuzdu. İşini sevmiyor ve 47 yaşında henüz yeni emekli olmasına rağmen çalışmaya devam ediyordu. Nazlı, ona acısa mı, yoksa bu kadar harika ve keyifli bir işi varken ona işkence çektiren karakteri nedeni ile müdüründen nefret mi etse, bilemiyordu? Anlayamıyordu, anlamanın da mümkünü yoktu. Bir insan nasıl telefonda konuşurken adeta ışık saçar ve telefonu kapattıktan sonra nasıl bu kadar her şeye lanet okurdu? Nazlı’ya yaklaşımı onu çok incitse bile, genç kız sabretmeye ve o sektörü öğrenmeye adeta yemin etmişti. İnatlaşarak, sabırla, ondan bile öğreneceğim çok şey var diyerek geldiği her mesai gününü o da aslında ona çok şey öğreterek geçirmeye başlamıştı. Deli gibi çalışıyor, yaklaşık beş-altı kişinin yapacağı işleri önem ve titizlikle yapıyordu. Hatta gece yarılarına kadar süren mesaisinin bitmemesinden yakınmaktan bıkmış, pılını pırtısını toplayıp otele taşınma kararı almıştı.

 

Otelde yaşamaya başladıktan sonra yavaş yavaş gözlerindeki gülücüklerin sesi de kesilmiş, istemediği ve tavırlarını asla tasvip etmediği yöneticisine günden güne benzemeye başlamıştı. Aldığı her başarıyı üst yönetime ben elde ettim diye göstermesinden, takdir etmekten yoksun yöneticilik anlayışı ile onu eğitmeye çalışmasından, bana anlatmaya dilinin varmadığı her insani ayrıntılardan yoksun geçen mesailerinin ardından her akşam yeni bir iş bulacağına yemin ediyor, ama yine ertesi gün kendini o zindana mahkûm etmeye devam ediyordu. Bazen haftalarca şehir merkezine gitmediği, iş yoğunluğundan kendine hiç zaman ayırmadığı günler bile oluyordu…

 

Hayalleri vardı…Bu tatsız iş deneyimini hiç yaşamamış, o her gün öfke saçan kadın müdürünün odasında her hafta ölen çiçekler kadar yaşama sevinci ve iş aşkı her gün ölmüyormuş gibi düşünerek yepyeni bir sabaha uyanıp hiçbir zaman gerçekleştiremeyeceği kocaman hayalleri…

 

“Önemli olan, harika düşlerle uyanmak değil; onları gerçeğe dönüştürecek kocaman bir yüreğe sahip olmaktır.”

 

                                                                           Nazlı Özgüven

 

Bu cümleleri yazan Nazlı; kendi umutsuzluğundan, yüreksizliğinden ve cesaretsizliğinden mi ilham alıyordu? Yaradan ona yazmalısın mı diyordu farkında olmasa da?

Hayır, önce en tepelere tırmanacak ve arkasından gelenlere boş boş konuşmadan orada tek başına üşümenin ve ayağını her attığında uçurumdan düşebileceği ihtimalinin nasıl bir his olduğunu anlatacaktı yaşıtlarına…

 

Tepelerin esintisinde saçlarını savurmadan sadece öyle yazarak bol keseden atamazdı. İçi dolu olmazdı, kimsenin hayatına olması gerektiği gibi de dokunamazdı…

 

Yine otelde çalıştığı bir dönem uluslar arası bir kongrenin tanıtım kokteylini organize ettikleri bir akşam; kaç saat ayakta kaldı, ne kadar koşuşturdu artık hatırlamıyordu…Katılımcıların konakladıkları oda problemlerinden tutun da, sarhoş bir kongre katılımcısının gece restoran şefine yaptığı saygısızlığı çözmeye çalışana kadar uzun bir süre yemek yiyememişti. Saat 23:30 olmuştu. İçtiği içkinin markasını şişenin üzerinde görseler de içtiklerinin o olduğuna bir türlü inanmayan diğer adı misafir olan zengin züppeler, otelin her köşesini satın almış gibi saygısızlık yapmaktan ve naralar atmaktan çekinmiyorlardı.

 

Sonunda hissettiği oldu…Genç kız birden yer yığılıp kaldı. Açlıktan ve iş hayatının sarmaşık gibi bütün vücudunu kaplamış olmasından artık nefes alamıyordu. Tansiyonu yedi buçuğa kadar düşmüş, gözlerinin kapaklarını kilolarca ağır hissediyordu. Bu şekilde olmamalıydı; gece gündüz hiç dinlenmeden, kişisel ve sosyal hayatı olmadan genç kız daha fazla yaşayamazdı. Nazlı’nın istediği kesinlikle burada yaşlanmak değildi. Herkesi memnun edebilmek için işini ne kadar mükemmel yapsa da, bunu devam ettirebileceği hiçbir motivasyon kaynağı yoktu orada onun için…

 

Nazlı, bu satırları okuyan herkese seslenmek istiyor şimdi ve diyor ki…

 

“Her meslekte farklı bir hayal kırıklığı yaşamalı mıydı insan; yoksa bir dur deyip hayata sormalı mıydı ne yapmaya çalışıyorsun diye? Bence önce kendine sormalıydı, aklına takılan ne varsa…Hayatın uzaktan kumandasını elinde tutan her insan gibi, önce kendine sormalıydı her şeyi…

 

Şu an bu kitabı ellerinin arasında tutan herkese seslenmek istiyorum şimdi.

 

Şu anda yaptığınız işten mutsuz musunuz bir zamanlar benim mutsuz olduğum gibi?

 

Siz ne kadar uğraşıp çabalasanız da kimse sizi takdir etmiyor veya başarınızın hakkını verecek girişimlerde bulunmuyor mu?

 

Aslında ait olmak istediğiniz yer, orası değil mi?

 

Kendinizi nasıl hissettiğinizi çok iyi biliyorum. Orada yaşaması çok zor olacağı halde, belediye tarafından devrilmemesi için çelik iplerle yerdeki betona sabitleştirilmiş, çok uzaklardan gelen ve bu topraklara ait olmayan bir palmiye ağacı gibisiniz. Borçlar, kredi kartları ve yeni bir iş bulamama kaygılarınız sizi mutsuz iş ortamından kaçmamanız için adeta olduğunuz pozisyona çivilemiş durumda. Artık işinize motive olmayı bırakın, sabahları uyanmak, işe gidebilmek için hazırlanmak bile size kâbus gibi geliyor.

 

Bütün başarılarınızı, hazırladığınız sunumları, yaptığınız satışları ve hatta yeni fikirler ile oluşturduğunuz o harika projeleri kendi başarısı gibi gösterip fikir ve başarı hırsızlığı yapan bir yöneticinin gizli kahramanı olarak mı yaşayacaksınız? Ya da yarışa start verilmiş bir safkan gibi güçlü bir hamle ile sizi gereksiz yer kırbaçlamaya çalışan jokeyinizi sırtınızdan fırlatıp rüzgâra doğru tam hızla koşarak finish çizgisine tek başınıza ulaşıp birinci mi olacaksınız?

 

Evet…

 

Artık bir çılgınlık yapma vakti geldi.

 

Sizi sürekli görmezden gelmeye çalışan yöneticiniz, korkarım ki artık bütün yeni fikirleri kendisi üretmek zorunda…

 

Sizi takdir etmeyen; sürekli, karşılığında para alıyorsun ne teşekkürü bekliyorsun havası estiren ve suratında hiçbir meymenet görmediğiniz o yöneticinizin uzak bir mesafeden karşısına geçip istifa dilekçenizi kâğıttan bir uçak olarak masasına gönderme vaktiniz emin olun ki, çoktan geldi.

 

Şartlar ne olursa olsun, eğer kendinizi işinizde mutlu hissetmiyorsanız ve durumunuzun değişeceği hakkında sağlam bir ümidiniz de yoksa bu gidişatı en hızlı değiştirebilecek şey; YENİ bir iş aramak olacaktır.

 

Hemen şimdi!

 

İvedi bir şekilde kendinize kuracağınız yepyeni hayatın veya kariyer günlerinin başlangıcı için artık iş aramaya “zaman” harcamalısınız.

 

Unutmayın, ne olmak ya da ne kadar önemli olmak istediğimize her zaman bizler karar veririz. Kararlarımız, sadece eyleme geçebildiği sürece hayatımız değişir.

 

Mahatma Gandi demiş ki;

 

“Her akşam uykuya yattığımda ölürüm ve sabah uyandığımda yeniden doğarım.”

 

Ve ben şimdi, yeniden doğuşunuza kadeh kaldırdığınızı görmek istiyorum.

 

Yeniden doğduğunuzda, o beklediğiniz mutluluğu ve başarıyı artık yakalamanızı istiyorum.

 

Yarın, dünyaya geliş amacınıza uygun yeni bir gelecek kurmanızı, hatta bunun için hemen bir plan oluşturmanızı bekliyorum.

 

Ya siz?

 

 

Merak edenler için yazıyorum şimdi…Nazlı şu an hâlâ Kuşadası’nda yaşıyor ve kurumsal bir gayrı menkul firmasında geçen ay çok tecrübeli ve büyük bir ofisin ciro birincisiydi…Hâlâ yazıyor ve hayalleri ile uyanmaya, onları her gün beslemeye devam ediyor.

 

Ve inadına soruyor;

 

“Heyyy! O bütün dünyaya kendini kapatan herkes

 

Hâlâ hangi cezayı çekmeyi bekliyor şimdi?”

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: