Yolda Kaybettiklerin…
Yayınlanma Tarihi: Pazartesi, 05 Şubat 2018
EMRAH TUNCER
Yolda Kaybettiklerin…

(Sobalı Evlerde Üşüye Üşüye Büyüyen İnsanlar 3 –Son)

***
“Hâlbuki korkulacak hiçbir şey

yoktu ortalıkta

Her şey naylondandı o kadar…”

Turgut Uyar

***

 

Geçtikleri son kasabada evler, yıkık dökük taş duvarlar arasında zor seçiliyordu. Duvarlara baktıkça eski, çok eski bir anımsama genç adamın alnına vurup geri dönüyordu. Daha önceden geçtiği bir yerdi burası. Emindi. Eskiden, ışığın ürkek hayatlar ve renkli düşlerle birlikte doldurduğu bu duvarlar, şimdi yağmur bile düşmeye üşeniyormuşçasına gizlenen gri bir renk almıştı. Onun dışında kasabada hiçbir şey dokunulmamış gibi yerli yerindeydi. Yine çocuk, annesinin yanı başında beliriyor, yine yaşlı adam, puslu bir hava içinde çözülüp gidiyordu.

''Her şey ilk gün ki gibi aslında; dört mevsim kar altında kalan, nüfusu az, hayatın zor olduğu bir kasaba burası. O yüzden burada insanlar sobalı evlerde üşüye üşüye büyürler.” Yaşlı kadının gelen bu ani hırıltılı sesi genç adamı ürpertti. Genç adamın zihnini okuyordu da ona göre konuşuyordu sanki. Bunları söylerken omzunda kalın şalıyla, yine uyuyabileceği en iyi pozisyonunu ayarlamaya çalışıyordu. Bu nedenle sırtı, sütunsuz ve ayaksız kubbeler gibi artık bir şey taşıyamıyor ve gittikçe eğiliyordu. Belliydi gökyüzünü yeniden fethedecek gücünü de yitireli uzun zaman olmuştu. Uyuyamıyordu. Onun hayatında kalan izler, kökler, bağlar ve hatıralar o kadar fazlaydı ki uyumamak için.

Yaşlı kadın kendini doğrulttukça dayatılan tatsız tuzsuz bir hayat genç adamın omuzlarına baskı uyguluyordu şimdi de. Bir söz; diline değin gelmiş, devindirmiş, dalgalandırmış, nefeslemiş, cevabı bulunmuş gibi açığa çıkmıştı genç adamın ağzından: “Aslında seni çok aradım ben” dedi genç adam. “Var olmak, doğrultulmak, yankılanmak, yanıtlanmak istemiyle benzerimi, beni anlayacak birini arıyordum. Hallacı Mansur nasıl ki “ Miskin ambere, şarabın saf suya karıştığı ruhum onun ruhuna karıştı.” Deyip oruç tutup hiç konuşmuyorsa; Fransız ressam Paul Cezanne annesini çok sevdiği halde bir motif üzerine çalıştığı sırada vefat etmiş annesinin cenazesine gidemiyorsa bende bir anlam dünyası kurduğumdan beri yollarda seni arıyordum. Hangi yöne gittiğimi bilmeden ama tutkuyla ama aşkla...”

İlk defa böyle aniden parlayıp sönen genç adamın sözcüklerindeki imgenin derlenip katlanışı, yuvarlanışı, tozlanışı, ağırlıkları ve gölgeleri yaşlı kadının bedenini yeniden biçimlendirmişti. Eğildiği yerden tamamen doğrulup genç adama döndü: “Ana yönleri bize dört tane olarak öğretilmişlerdi: doğu, batı, kuzey, güney ama beşincisinin ayaklarımızın altı olduğunu altıncısının başımızın üstü olduğunu, yedincisinin ise içimizdeki tutkunun gösterdiği yön olduğunu kimse söylememişti bize. Sen tutkunu izle. O da bir yön değil midir?” dedi. Sonra otobüs camında oluşan buğuların arkasına çekilerek üzgün ifadesiyle sustu yaşlı kadın.

Güneş, otobüs camına düşmeden hızla göçüp gidiyordu yol boyunca. Yaşlı kadının genç adamda bıraktığı izler çoğalırken etkisi de daha da artıyordu. Sessiz kaldılar bir süre. Sessizlik onlar için bir çeşit küskünlük zırhıydı ya da saldırılara karşı kuşanılmış güçlü zırhtı ya da anlaşabildikleri en iyi dildi belki de.

Otobüs birkaç dakikaya varış noktasındaki terminale girecekti. Genç adam ise hedefe yaklaştıkça medeniyete ait zaman telakkisini ve yön duygusunu tamamen yitirmişti. Tam o esnada muavinin kendisini dürtmesiyle uyandı genç adam. Kimse yoktu otobüste. Sesler, servis kornaları eşliğinde zor bela muavine –Yanımdaki yaşlı kadın indi mi? Diye sordu. Muavin şaşırmış bir ifade ile –Yanınızdaki koltukta kimse oturmuyordu ki… dedi.

Milyarlarca ayak genç adamın zihninde birden yürüyüp birden durmuştu sanki. Düşünceleri yığılıyor, bazen gövdesini buluyor, bazen de kuş sürüsü akınlarla karşılaşıp yolculuğa çıkıyordu. Otobüsten inerken Marcel Proust’un Mart 1912’de verdiği sözünü hatırladı ve o da bu söze sadık kalacağına yemin etmişti: ‘Büyüdüğüm vakit diğer insanların anlamsız hayatlarını taklit etmeyeceğime ve bahar geldiği zaman kırlara gidip açan ilk akdikenleri göreceğime söz veriyorum.’

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ