Ateş Böcekleri Aydınlatır
Yayınlanma Tarihi: Pazar, 18 Nisan 2021
AYHAN KARAHAN
Ateş Böcekleri Aydınlatır

Ateş böcekleri sevgililerini, içerilerinden çıkardıkları ışıkla bulurlar. Sevgiliye yaklaşınca ışığın ritmi değişir, sıklaşır ve hızlanır. Bu istenç dışıdır; tasarlanmış, planlanmış bir eylem değildir. Hangi yürekte, aşka yaklaştıkça fener lambalarının çakarları sıklaşmaz ki? Yürek karanlık gecelerde yolunu ve limanını o çakarlarla bulabilir. Onun kirpiklerinin gölgesine sığınmış ışık olmasaydı dibe doğru savrulurdu bu gemi. Ruhunuzla birlikte; gülüşleriniz, yaşama sevinciniz de parçalanırdı suyun en karanlık dehlizinde. Ruh parçalanırken önce dalga kıranlarını yitirir, geceye salar rengini. Yürek denli kırılgandır bundan gayrı parçalanan ruh. Makaslanmış rüyaların kanaması durulmaz, üzerine umutsuzluk basılı yürek ise asla iflah olamaz. Oysa aşk küçük bir dalgada saklanmıştır. Kendisini göstermek için beyaz köpüğe ihtiyacı vardır. Deniz kabarmadan aşkın kör-ebesi nihayetlenemez. Martılar kanat çırpsa dahi, çığlık çığlığa şarkılar akamaz sevgiliye. Hiç bilmediğin şehirlere; uzakların hayaliyle çekip gitmek istediğindeyse denizin çekilir, dizlerin dermansız kalır. Bir şey var seni halen bu kentin çekim etkisinde tutan?

 

Ateş böcekleri ışık saçtıkları gibi, kendilerinin dışındaki aydınlığa da tutkundur. Bu yüzden çok ateş böceği, gece lambalarına çarpa çarpa vedalaşır yaşam ve sevgiliyle. Ateş ve ışık çeker çünkü onları. Kendilerinden öncekilerin, hazin sonunu bildikleri halde ışıktan vazgeçmez ateş böcekleri. Ama toprağa cansız bedeni düşene değin de içindeki koru eksiltmez. Boşluğa hüzme düşürmeye devam eder ve bir içim aydınlık için kendinden vazgeçer. Her düşen, aslında sevgiliye; “Senden senin için vazgeçiyorum. Seni senden kopacak denli seviyorum” da der. En ince duygular üzerine doktorasını yapmış bilim insanının dahi toparlayamayacağı bir ruh parçalanmasıdır aslında yaşanan. Dengesi, ölçüsü, terazisi yoktur hayatın o saatten sonra. Ayar bir kez kaçmıştır. Sualsiz ve yanıtsız bir sürece doğru çoktan evrilmiştir artık zaman…

 

Gereği düşünüldü’den sonra ki; kırılan kalemlerin hesabı tutulmaz. Biriktirdiğin özlemlerini yüklediğin uçurtmanın, takıldığı dallarda sallanmaktadır mavi düşlerin. Hayat hiçbir daim, kalender yüzünü göstermez bu düş yorgunu olduğun anlara. Masumiyetin yapraklarını kurutuyor; lal olmuş, sözsüz vedalar. Serkeş hüzün esintisini ayak parmak uçlarına değin hissedersin. Göçebe kalır notalar her tınıda. Ne Farid Farjat’ın ağlayan kemanı, ne de memleketinin içli sesi Edip Akbayram’ın, “Bu yıl benim yeşil bağım kurudu” türküsü kifayet etmez sana. Senin içindeki notaların parçalanmıştır artık, tıpkı ruhun gibi. Son ateş böceği de, son sevda da düşmüştür geceden.

 

Hiçbir sevdalı ateş böceği, geceden düşen sevgilisini gözünden ve gönlünden düşürmez. Yüreğinden ırak etmez onun ışığını. Aşk gibi apaydınlık yaşama devam ederler. Kalanın her verdiği ışıkta; biraz da aydınlığa ulaşırken, toprağa düşen sevgilisi vardır bu yüzden. Giden mi suçludur, yoksa kalan mı sorgusu çok bir mahiyet taşımaz onlar için. Aşkını ışığıyla yaşatmanın, kahrolası erdemini taşır yaşayan sevgili. Kıvılcımı ateş topuna dönüştürebilmesinin de becerisi bundandır ateş böceğinin. Bu ışığı ancak ruhu parçalanmışlar verebilir. Sahi, sizin hiç ruhunuz parçalanmadı mı? Son ateş böceği uğrağınızdan hiç geçmedi mi? Resimlere son ateş böceğinin ruh yakarışı adına bir kez daha bakalım. İlk bakış sonrası önemli. Önyargıların atomdan önce parçalandığı zamana denk düşer sonrası. Her bakış bizi biraz daha ateş böcekleriyle buluşturur. Bodrum’un ateş böcekleri, limanın uzantısı mendirekte uçuşur. Fenerin her çakışında ise ayrı bir dansa ritim verirler.

 

Okşandıkça dökülen yaranın kabuğu gibidir ateş böceğindeki ışık eksilmesi. Gökyüzünün en zifiri karanlığında yüreğe giden ışığın solması gibi bir haldir. Hayatı bütünüyle görmenin önünde karanlık perdedir o soluş. İşte o an son ateş böceği geçecektir. Göz bebeklerini geceden düşürmemek gerek. Yeni bir zamana uyanma arifesidir esasen yaşanan. Merak ederim; “Madem büyük hatalar yapmayacağız, büyük aşkların içerisinde kaybolmayacağız; bu hayat niye var?” Şöylesi bir gerçeklikle de örtüşür mü bilmem? “Madem rakı içilmeyecek; balık, fava, çoban salatası niye var?” Göçmen kuş sürüsünden kopmuş, iz kaybetmiş bir yalnızlığın peşinde dolaşmak girdap haline denk düşse gerek. Girdaptan çıkışı çıkmazlarda arayış her daim çaresizlikle örtüşür. O anda bir ateş böceğinin kıvılcımı yol gösterici olabilir. Işığı ve ateş böceğini tanrılar indirmemiştir sana. Hayatın, doğanın bir lütfudur. Işık her zaman vardır. Ateş böceği ışıtma noktasında ısrarcıdır. Yeter ki; yüreğini ve gözünü yumma…

 

Ateş böcekleri savaşta teslim olmuş askerin omzu düşmüş halini çok anlamazlar. Çünkü onlar gecenin karanlığına rağmen ışık saçmaktan vazgeçmediler. İnatçıdırlar. Karanlığa teslimiyet yazmaz onların kitaplarında. Bunca ürettiği aydınlığa karşın yanmazlar, ısıdan etkilenmezler. Oysa bilimsel olarak, enerji üreten her canlı da bir ısınma olması gerek. Organizmaları da farklı onların, tıpkı yalnızlıkları gibi. Gökyüzüne aydınlığıyla tutunanların, her birisi yaşama sevincidir. Pencerenin pervazında beliren hiçbir ateş böceğine umarsız kalmamak gerek. O bakış, parçalanmış ruha iyi gelebilir. Ruhu da aslında aydınlanma, ışık, ateş böceği besler.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ