FETO BENİ KANDIRAMADI
Yayınlanma Tarihi: Pazar, 04 Nisan 2021
HALİL AKGÜN - Makale ve Öykü Yazarı
FETO BENİ KANDIRAMADI

            Yetmişli yılların sonunda İzmir’de “Sızıntı” isimli bir dergiyle karşılaşmıştım. Yüksek okulda okurken de bütün dergileri takip eder, işime gelen sayıları alır okurdum. O sıralarda Fethullah Hoca’nın adını bile duymamıştım. “Sızıntı”nın Feto’nun çıkardığı bir dergi olduğunu yıllar sonra öğrenecektim. Hoca, dergide ismini koymayarak, herhalde okuyan kesime bu yayın organı ile sızmaya çalışıyordu.

            Okulu yarıda bırakıp askere gidip geldikten sonra kendime bir iş bakmaya başladım. Uzun süre işsiz kaldım, nihayet bir şirketin muhasebesinde iş buldum. Kendime bu şekilde muhasebecilik yolu çizdim. Birkaç işyerinde çalıştıktan sonra kendime ait bir büro açmayı planladım. O sıralarda hem şirkette çalışıyor, hem de maliyeye kayıtlı olarak kendi işimi yürütüyordum. Çok zor günlerdi o günler. Para yok, destek yok. Bir yandan geçim savaşı veriyor, bir yandan da açıktan işletme fakültesini bitirmek için geceleri ders çalışıyordum.

            İşte tam bu sıralarda uzaklardan bir haber geldi.

            “Gel bizimle çalış, sana İzzetağa Pasajının ikinci katından bir büro tahsis edelim.  Orada muhasebecilik işlerini yürüt. Kira almayacağız. Ancak biz ne dersek onu yapacaksın.”

            Teklif cazip bir teklifti. Fethullah Hoca’dan geliyordu. Ancak, o sıralarda Feto’ya herkes masum bir gözle bakıyordu. İzmir Karşıyaka Yamanlar’da süper bir okulu olduğundan bahsediliyordu. Kasetlerle insanlara vaaz verdiğini duyuyordum. Çevresi daha da güçlenmişti ve iyiliksever bir din adamı imajı vardı.

            Küçük yaştan beri özgür yetişme tarzımdan dolayı teklifi reddettim. Bağımsızlık aşkım galip gelmişti. İşime hiç kimsenin karışmasını istemezdim. Zar zor geçinsem de herhangi bir insana, kuruluşa, örgüte, tarikata boyun eğemezdim. Bu konuyu hemen unuttum ve bir daha üzerinde durmadım.

            Elbette, bu teklifi kabul etseydim sonucun nerelere varacağını o sıralarda hiç düşünemezdim.

            Yıllar geçti, Feto hareketi çaktırmadan birçok yere sızdı ve büyüdü. Alâkam olmadığı için çok fazla aldırış etmedim. Ancak bu kadar genişlemenin maddi kaynakları hususunda kafamda soru işaretleri uyanıyordu. Bu değirmenin suyu nereden geliyordu?

            Yobazlığa karşı bir Atatürkçü olarak yetiştiğimden dolayı oldum olası Fethullah Hoca’dan hoşlanmamıştım. Kuvvetli bir Kemalist olduğum için cumhuriyet karşıtı insanları hemen fark ediyor ve tuzağa düşmüyordum. Sadece bu çeşit tekliflere değil, yobazlıkla ilgili faaliyetlere hep uzak kalmıştım. Atatürk sevgim ve Atatürk’le ilgili çok sayıda kitap okumam beni aşırı fikirlerden koruyordu.

            Daha sonraki yıllarda “Yeni Hayat” ve “Türksolu” gibi yayın organları Feto hakkında bizleri iyice aydınlatmaya başlamışlardı. Tehlikeli gidişatın farkına varmıştım. Ancak, aydınlanmamış insanların cehaleti, Atatürk devrimleri açısından beni çok endişelendiriyordu.

            Bu insanlar nasıl böyle bir tuzağa düşmüşlerdi? Açlık, parasızlık, işsizlik, yobazlık, cahillik, milli duyguların zayıflığı, makam sahibi olma hırsı ve daha birçok neden devreye girmişti.

            Baştan kul köle olmayı istememek, özgür düşünce, şahsiyetli bir çıkış, milli onur benim Feto çevrelerinin içine girmeme engel olmuştu.

            Darbe teşebbüsünden sonra bu şerefli duruşun önemini daha iyi kavradım.

            Feto, zayıf insanları tavlamış ama beni kandıramamıştı. Beni kandıramayan daha birçok Atatürk ve cumhuriyet düşmanı güçler olmuştu hayatımda. Bireysel araştırmalarım sonucunda demokrasi düşmanlarının oyununa gelmemiştim.

            Emperyalizmin uşaklarının tuzaklarına düşmediğim için çok mutluyum.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ
Bizi Takip Edin: