Yoksulların Psikoloğu Olmaz Psikiyatristi Olur
Yayınlanma Tarihi: Pazar, 04 Nisan 2021
BESİM ALTUNÖZ
Yoksulların Psikoloğu Olmaz Psikiyatristi Olur

Yeni dönem psikoloji dizileri olmasa yoksullar ve emekçiler psikologlardan hiç haberdar olmayacaktı. Mevzular psikiyatri düzeyine gelince ancak işin işine doktor ilaç ve başka çözümler devreye girer. Bu da herkes için değildir. Şanslı insanlar için geçerlidir. Çünkü toplumda çok ciddi sayıda tanısı konmamış hasta vardır.

Yoksulların ve emekçilerin, dostları, akrabaları ve aileleri vardır. Bunlar devreye girer ve kendi lisanı ile bilime taş çıkartacak bilgelikte hafif vakaları çözerler. Ya da üstlerini örterler. Gündelik hayatını sürdürebiliyorsan sorun yok demektir. İnsanın yaşadığı tüm sorunlar işe gidip gelmesine, eve ekmek getirmesine engel olmadığı sürece mevzu, mevzu değildir.

Psikolojik bir rahatsızlığın çözümü demek, gündelik hayatta sürdürülebilir olmak demektir. Dolayısıyla hastanın bu hali yeter görülür.

Kafamızdaki psikolog imajını yıllarca filmler oluşturmuştur. Bir koltuğa uzanmış ve çocukluğunu anlatan kişi ve işleyen zaman. Tabi o bir seans sonrası ödenecek büyük mü büyük para.

Bu yanlış imaj bir yana, psikoloğa gitmenin deli damgası yemek anlamına geldiği bizim gibi toplumlarda, çok basit üç beş seansta çözülecek mevzular insan hayatlarını zindana çevirmektedir. Kesinlikle psikologlar sorun çözer.

İnsanı hayrete düşürecek zenginlikte yoksulların ruh sağlığını koruma metotları vardır. Bunlardan biri de hayata mana getirme metodu olarak anılabilecek Salutogenes metodudur.

Bu metot Avrupa da ve Amerika'da çok yaygındır. Okullarda okutuluyor. Türkiye'de ise hayattan öğreniliyor. Bu teori üstüne derinlemesine okudukça ve uygulama alanlarını gördükçe Anadolu coğrafyasında çok zengin deneyimler ve örnekler olduğunu görüyorum.

Salutogenesis terimini Aaron Ansonovsky icat etmiştir. İsrail kökenli bir Amerikalıdır. Bu adam sağlığın kökeni nedir ve sağlık nasıl korunur ve geliştirilir sorularını sorarak tutarlılık metodunu geliştirmiştir.

"İnsan, yaşam döngüsü boyunca çeşitli krizlerden, çatışmalardan geçmeli ve çözülmesi gereken çeşitli sorunlarla karşılaşmalıdır. Bazıları, bu denemelerden diğerlerinden daha büyük ölçüde geçtiklerini görebilir. Antonovsky, bazı insanların daha kötü bir sağlık durumuna girmeden hayatın zorluklarıyla başa çıkmasına neden olan şeyin ne olduğu sorusuna cevaplar arar, diğer insanlar ise sağlıklı bir şekilde sıkıntılardan kaçmaz. Antonovsky'nin salutojenik modeli, bazı durumlarda bir kişinin yaşadığı krizlerden daha da büyüyebileceği ve daha da gelişebileceği anlamına gelir."

Anadolu toprakları, Friedrich Nietzsche'ye ait olan "öldürmeyen şey güçlendirir" sözünü alıp "beni öldürmeyen her darbe güçlendirir" şeklinde kullanmıştır. Yukarıdaki paragrafı da işte bu cümleye indirgemiştir.

Tutarlılık metodu 3 başlık altında toplanmıştır.

Anlamlılık; Yani mana, yani hayatın anlamı, yani benim şimdi burada bu işi yapmamın anlamı, örnekledikçe örnekleyebiliriz.

Anlaşılırlık; Bu bir diyalog mevzusudur. Ben ve onlar arasında makul bir diyalog varsa bu bağlamda hayat daha anlaşılır olur.

Yönetebilirlik; Bu da insanın çevresindeki imkân ve olanakları anlama, kabul etme ve yorumlama yeteneği ile ilgilidir.

Bu metodu birçok insan gayet güzel uyguluyor. Farkında olmadan ruh sağlığını koruyor. Kapitalizmin ideolojik aygıtları ve tüketim kültürünün dayattığı bütün saldırılarla bu yöntem ile baş edebiliriz. Bu meselenin bir yönü. Diğer yönü ise acılarımızla baş edebilme bilgisi. Hayata küsmeme bilgisi...

Hayatın içinde derin acılar yasamış ama bilge ve dev insanlar tanıdım. Aslında bu metot ile yeniden ve yeniden hayatlarını inşa etmişlerdir. Yıllarca zindanlarda kalmış, gün be gün işkenceler görmüş, değişik mahrumiyetler yasamış bazı insanların yeniden ve yeniden hayata başlama bilgeliğini gördüm.

Mevzu uzun diyeceğim şu ki halkın ruh sağlığını kendi kendine koruması için bu metot değerlidir.

Bu alanda daha çok Türkiye ruh haline özgü çalışma yapılmasını dilerim. Daha uzun süre bu ülke topraklarında emekçilerin, yoksulların psikoloğu olmayacaktır, psikiyatristi olacaktır.

Şöyle bir mesele var. Bu konuda beş, on kitap okuyup, üç beş ders alan bir Ankara bebesinin Amerika'yı yeniden keşfeder gibi bu alanda yazı yazabilme cüretinin sebebi o koca koca profesör doktorların, kahvelerde nargile eşliğinde boş beleş siyasi gevezelik yapmasıdır. Anadolu'nun ruhunu, değerlerini, dinlerini, dillerini, sofralarını, ev hallerini, geçmişini ve geleceği bilen yorumlayan bir avuç vicdan sahibi psikiyatri profesörü halkın ruh sağlığı alanında çalışma yapsaydı, bu alanda görüş beyan etmezdim. Ama yok. Kahvelerde laklak etmek, siyaset gibi düşük profil isteyen işlere bulaşmak onları cezbediyor sanki. Emekçilerin ruh sağlığını koruma alanı mühim bir alan umarım işin ehli insanlar bu işe el atar.

Yorumlar
KUŞADASI HABERLERİ